TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HÜSEYİN PAŞA, Küçük ::.

cilt: 19; sayfa: 8
[HÜSEYİN PAŞA, Küçük - Nejat Göyünç]


başarılarından dolayı kaleme almıştır. Kasımpaşa’da Hastahane Yokuşu’nda bir çeşme yaptırdığı belirtilir.

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, nr. 201, s. 73, 169, 173; BA, MAD, nr. 8882, s. 121-122; BA, Cevdet-Bahriye, nr. 5849; BA, HH, nr. 2185, 2252, 2378, 2521, 3624, 3960, 4497, 4500, 4546, 5766, 6605, 6856, 8263, 8779, 12262, 12505, 14965, 15482; TSMA, nr. E. 6693; III. Selim’in Sırkâtibi Ahmed Efendi Tarafından Tutulan Rûznâme (nşr. V. Sema Arıkan), Ankara 1993, s. 63, 81, 266, 305; Ömer, Târîh-i Sultân Selîm Hân-ı Sâlis, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, TY, nr. 2152, vr. 24a, 27a, 62a, 76b, 135a vd.; Nûri, Târih, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, TY, nr. 239, vr. 34b, 90a, 135a vd.; Vâsıf, Târih, Millet Ktp., Ali Emîrî, TY, nr. 608, s. 213-217, 233; nr. 609, s. 197 vd.; Mehmed Hafîd Efendi, Sefînetü’l-vüzerâ, Süleymaniye Ktp., Hafîd Efendi, nr. 245, vr. 12a; Yorga, Osmanlı Tarihi (trc. Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1948, V, 124 vd.; Atâ Bey, Târih, II, 197; Cevdet, Târih, VI, 294 vd.; VII, 266 vd.; G. A. Ollivier, Voyage dans l’empire ottoman et l’Egypte, Paris 1801, 5. kısım; Enver Ziya Karal, Selim III. ün Hatt-ı Humayunları, Ankara 1942, s. 30, 78, 87, 141-142, 164; a.mlf., “İngiltere’nin Akdeniz Hakimiyeti Hakkında Vesikalar”, TV, I/2 (1941), s. 122-134; a.mlf., “Selim III Devrinde Osmanlı Bahriyesi Hakkında Vesikalar”, a.e., I/3 (1941), s. 203-211; Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, s. 502-504, 508, 528-537; Levend, Gazavatnâmeler, s. 159; S. J. Shaw, Between Old and New: the Ottoman Empire under Sultan Selim III: 1789-1807, Harvard 1971, s. 155 vd.; Kemal Beydilli, Türk Bilim ve Matbaacılık Tarihinde Mühendishâne, Mühendishâne Matbaası ve Kütüphânesi: 1776-1826, İstanbul 1995, s. 23-25; a.mlf., “İlk Mühendislerimizden Seyyid Mustafa ve Nizâm-ı Cedîd’e Dair Risâlesi”, TED, XIII (1987), s. 394-402; İdris Bostan, “Osmanlı Bahriyesinde Modernleşme Hareketleri, Tersâne’de Büyük Havuz İnşâsı: 1794-1800”, 150. Yılında Tanzimat, Ankara 1992, s. 69-90; Zarif Orgun, “Osmanlı İmparatorluğunda Kaptan Paşalar ve Donanmaya Yapılan Merasim”, TV, I/2 (1941), s. 135-144; Tahsin Öz, “Selim III.’ün Sırkâtibi Tarafından Tutulan Rûznâme”, a.e., III/13-15 (1944-49), s. 26-35, 102-116, 183-199; Nejat Göyünç, “Kapudan-ı Deryâ Küçük Hüseyin Paşa”, TD, II (1952), s. 35-50.

Nejat Göyünç  


HÜSEYİN PAŞA, Mere

(ö. 1033/1624)

Osmanlı vezîriâzamı.

Arnavut asıllıdır. Bazı eserlerde Merre (مرّه) imlâsıyla yazılan lakabının, cezalandırılmasını istediği kimseler için yakın adamlarına, Arnavutça “alın götürün” anlamındaki bu kelimeyle seslenme âdeti dolayısıyla verildiği belirtilir.

Muhtemelen Enderun’da yetiştikten sonra çavuş olarak 1597 Haziranının ilk günlerinde Macar seferi serdarlığına getirilen Satırcı Mehmed Paşa’nın hizmetine girdi ve onun aşçıbaşıları arasında yer aldı (Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi, s. 158). Ardından Enderun’da aşçı olduğuna dair bilgi gibi (Sicill-i Osmânî, II, 188) sipahiliğe geçtikten sonra sokak silâhdarı olduğu yolundaki ifadeler de (Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 69) ihtiyatla karşılanmalıdır. Satırcı Mehmed Paşa’nın azledilip 6 Temmuz 1599’da öldürülmesine kadar onun maiyetinde bulundu. Daha sonra Defterdar Ekmekçizâde Ahmed Paşa ve Dârüssaâde ağalarına intisap etti. Malkoç Ali Paşa’nın 16 Ekim 1603’te vezîriâzamlığa ve Macar seferi serdarlığına tayininde koyun emini, Kara (Öküz) Mehmed Paşa’nın aynı makama gelişinden (17 Ekim 1614) hemen sonra çavuşbaşı, Kayserili Halil Paşa’nın vezîrâzam oluşu sırasında (17 Kasım 1616) kapıcıbaşı olmuştu. Ardından kapıcılar kethüdâlığına, mîrâhûr-ı sânîliğe ve Kara Mehmed Paşa’nın 18 Ocak 1619’daki ikinci vezîriâzamlığında mîrâhûr-ı evvelliğe getirildi (Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi, s. 196, 207, 326, 446, 504, 506, 519). Bu son vazifede iken Başdefterdar Bekir Paşa’nın teftişinde bulundu. Nisan 1620’ye kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır (BA, MAD, nr. 7027, s. 60).

II. Osman’ın dikkatini çekerek Şâban 1029’da (Temmuz 1620) Mısır beylerbeyiliğine tayin edilen Hüseyin Paşa 23 Ağustos’da Kahire’ye vardı (Abdülkerîm b. Abdurrahman, nr. 705, vr. 39a). Burada yiyecek maddeleri darlığı, fiyatlarının kontrolü ve uzun süren veba salgınıyla meşgul oldu. Ancak aşırı harcamalar sebebiyle tenkide uğradı. Beylerbeyilik gelirlerini alıkoyduğuna ve diğer bazı suistimallerine dair şikâyetlerin İstanbul’a ulaşması üzerine azledildi. Halefi Mustafa Paşa’nın buraya 7 Ocak 1622’de tayin edilmesi (BA, KK, nr. 257, s. 47, 63, 84) bu tarihten bir süre önce görevden alındığını gösterir.

Hüseyin Paşa İstanbul’a geldiğinde kendisini II. Osman’ın saltanatına karşı meydana gelen olayların içinde buldu. I. Mustafa’nın 19 Mayıs 1622’de ikinci defa cülûsu, Vezîriâzam Kara Dâvud Paşa’nın isyancılarla olan bağı karışıklıkları sona erdiremedi. Bu sırada gizlice Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’nin konağına giderek askerlerin kontrolünün temini vb. taahhütlerde bulunan Hüseyin Paşa sadârete tâlip oldu. Şeyhülislâmın vâlide sultana yazdığı ve devrinde de garip karşılanan bu tezkirenin ardından 3 Şâban 1031’de (13 Haziran 1622) vezîriâzamlığa getirildi (BA, KK, nr. 372, vr. 2b). Vezîriâzamlığa tayininde Mısır’da iken elde ettiği paraların rolü olduğu belirtilir.

Vezîriâzam olduktan sonra iyice sarsılmış olan idarenin ve düzenin yeniden kurulması için birtakım tedbirler aldı. Uzun zamandır toplanamayan Dîvân-ı Hümâyun’a işlerlik kazandırdı. Yeniçeri ve sipahilere “koyun bahası” adıyla para dağıtarak onları yatıştırdığı ve kendisine bağlamaya çalıştığı gibi II. Osman’ın ihmal ettiği cuma selâmlığına I. Mustafa’yı büyük merasimlerle çıkararak padişah hakkındaki olumsuz fikirleri bertaraf etmeye gayret etti. Erdel Beyi Bethlen’e (Gabor) yardım için Sarhoş İbrâhim Paşa’yı Bosna beylerbeyiliğine getirdi. Bunun sonucunda önemli bir Avusturya taburu Sokol yakınlarında yenilgiye uğratılarak kumandanlarıyla birlikte esir alındı. Ancak hazineden hesapsız para sarfına engel olunamadı. Ayrıca onun, sultanların vakıflarının tevliyet ve nezâretlerinin sipahilerin eline geçerek harap olmasına göz yumduğu, silâhdar ve sipahi mülâzımlarının sürekli tartışma konusu olan dirlik meselelerine önem vermeyip bunları birer bahane ile İstanbul’dan uzaklaştırmaya çalıştığı belirtilir. Bu arada yeniçeri ağası Derviş’i Karaman beylerbeyiliğine tayin etmesi, 7 Temmuz gecesi bir Mudanya kayığı ile Burgazada’ya gönderdiği yeniçeri ağasının öldürüldüğü yolundaki yalan haberler, azliyle neticelendi. Nitekim eski sadrazam Kara Dâvud Paşa’nın tahrikiyle hareket eden ocak ihtiyarlarının onun azlini temin için I. Mustafa’nın adı bilinmeyen annesiyle (“mestûre” olarak) emsaline daha önce rastlanmadığı üzere görüştükleri bilinmektedir (28 Şâban 1031/8 Temmuz 1622; Hüseyin Tûgī Çelebi, s. 47-48). Bir gün sonra Lefkeli Mustafa Paşa vezîriâzam olurken Derviş Ağa da vezâretle eski görevine iade edildi (BA, KK, nr. 257, s. 106-107). Hayatından endişe ettiği için saklanan Hüseyin Paşa, II. Osman’ın katline karışanları ortadan kaldırmaya çalışan Gürcü Mehmed Paşa’nın sadâreti sırasında yeniden bu makamı elde etmek için birtakım tertiplere girişti. Vezîriâzamın kendilerine yönelik hareketlerinden memnun olmayan yeniçeri ve sipahileri para dağıtmak suretiyle elde etti (Hüseyin Tûgī Çelebi, s. 81; Solakzâde, s. 730). Nitekim divanın toplandığı gün hazırlanan plan uyarınca yeniçeriler isyan edip sadrazamın azli ve Hüseyin Paşa’nın tayinini istemişler, Mehmed Paşa da mührü iade ederek görevden çekilmişti. Saraydan çıkan hatt-ı şerifte Kayserili Halil Paşa’nın vezîriâzamlığa uygun görüldüğü, Hüseyin Paşa’nın kabul edilmediğinin yazılı olduğu olayların içinde bulunan Bostanzâde Yahyâ Efendi



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir