TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - AKKOYUNLULAR ::.

cilt: 02; sayfa: 273
[AKKOYUNLULAR - Faruk Sümer]


de onunla göndermişti. Yâkub Bey siyasî zekâ sahibi olan annesinin yardımı ile Doğu Anadolu’daki beyleri kendi tarafına çekerek ağabeyine isyan etti. Bu sırada amcası Cihangir’in oğlu Murad Bey’in isyanını bastırmakla meşgul olan Halil, bu isyanı bastırdıktan sonra Yâkub Bey’e karşı gitti. Yâkub Bey Hoy çayı kenarında Halil’i mağlûp ederek Akkoyunlu hükümdarı oldu (1478). Yâkub Bey’in hükümdar olarak on iki yıl süren saltanatı bu devletin en parlak devirlerinden birini teşkil eder. Urfa’yı almak isteyen Memlükler’e karşı parlak bir zafer kazanıldığı gibi (1480), Gürcistan’a başarılı akınlarda bulunuldu (1486). Ahıska ve Hatun Kalesi alındı. Büyük bir ganimetle dönülen bu seferin bir özelliği de kuşatmalarda ilk defa top kullanılmış olmasıdır. Bu devrede Yâkub’un halasının oğlu ve aynı zamanda eniştesi olan Safevî Şeyh Haydar devlet için tehlike arzetmeye başladı. Kendisiyle yapılan savaşta Şeyh Haydar öldürüldü, oğulları ile hanımı da İstahr Kalesi’ne hapsedildiler. 1489’da Gürcistan’a başarılı bir sefer daha yapıldı.

1490’da bir veba salgını sonucu önce Selçuk Şah Begüm, ardından oğulları Yûsuf Mirza ve Yâkub Bey ölünce, devlet çöküşe doğru gitmeye başladı. Onun yerine dokuz yaşındaki oğlu Baysungur geçirildiyse de devlet idaresi, atabegi Musullu Sofu Halil Bey’in elinde kaldı. Büyük bir kumandan olmakla beraber sert mizaçlı ve müstebit ruhlu bir kimse olan Sofu Halil Bey, Sultan Halil’in oğlu divan beyi Ali Mirza ile ahlâk ve faziletiyle tanınan Kadî Îsâ es-Sâvecî’yi öldürttü, Necmeddin Mesud’u da vezirlikten azletti. Bu yüzden birçok Akkoyunlu şehzade ve beyleri ona karşı cephe oluşturup Hasan Bey’in oğullarından Mesîh Mirza’yı hükümdar ilân ettiler. Fakat Sofu Halil Tebriz yakınlarında onu yendi; bu savaş sırasında başta Mesîh Mirza olmak üzere birçok şehzade ve bey hayatını kaybetti (1490). Ancak taht için mücadelelerin arkası kesilmiyordu. Sofu Halil, Uğurlu Muhammed’in oğlu Mahmud Bey’in isyanını bastırdı. Fakat tanınmış Akkoyunlu kumandanlarından silâh arkadaşı Biçen oğlu Süleyman Bey’e yenilerek hayatını kaybetti ve yerine Süleyman Bey geçti. Onun dirayetsizliği ve yaptığı haksızlıklar üzerine hânedandan Dânâ Halil Bey oğlu İbrâhim Bey, Alıncak Kalesi dizdarı ile anlaşıp bu kalede hapsedilmiş bulunan Mesîh Mirza’nın oğlu Rüstem’i hükümdar ilân etti ve Süleyman Bey’in üzerine yürüdü. Yapılan savaşta yenilen Süleyman Bey Âmid’e, hükümdar Baysungur da annesinin babası Şirvanşah Ferrûh Yesar’ın yanına kaçtı. Akkoyunlu tahtına Rüstem Bey geçti (Mayıs 1492). Fakat o da çok genç ve zayıf bir şahsiyete sahip olduğu için iktidarı İbe Sultan lakabı ile tanınan İbrâhim Bey elinde tutuyordu. Saltanat kavgası ve isyanların artması üzerine Rüstem Bey, müridlerinden faydalanmak için Safevî Şeyh Haydar’ın oğullarını İstahr Kalesi’nden çıkarttı. Bunlardan Sultan Ali pek çoğu Anadolulu olan silâhlı müridleri ile Akkoyunlu ordusuna katıldı. Bu arada başkaldıran Baysungur mağlûp edilerek öldürüldü (1493). Ardından tehlike arzetmeye başlayan Sultan Ali de İbe Sultan tarafından aynı âkıbete uğratıldı. Bu sırada İstanbul’da bulunan Uğurlu Muhammed’in oğullarından Göde Ahmed, İbe Sultan’ın ağabeyi Nur Ali’nin ısrarlı daveti karşısında Akkoyunlu hududuna gelmişti. Onu Çoban Köprüsü yakınında karşılayan Rüstem, beylerbeyi İbe Sultan dahil olmak üzere bütün emîrlerinin karşı tarafa geçtiğini görünce Gürcistan’a kaçtı (Mayıs 1497), Ahmed de Tebriz’de hükümdarlık tahtına oturdu. Rüstem’in bir iki ay sonra Gence bölgesindeki Kaçar boyunun yardımı ile tahtını geri alma teşebbüsü hayatına mal oldu. Bu arada iltimas, israf ve rüşveti önlemek, adaleti hâkim kılmak için ıslahata girişen Ahmed Bey şiddete başvurarak bazı büyük beyleri öldürttü. Dirliği olan Kirman’a gönderilen İbe Sultan da Fars Valisi Purnek Kasım Bey ile anlaşarak Yâkub Bey’in Şirvan’da bulunan oğlu Murad’ı hükümdar ilân ettiler ve bir süre sonra üzerlerine gelen Sultan Ahmed’i yenilgiye uğrattılar (Aralık 1497). Tebriz’e gelen İbe Sultan önce, Âmid hâkimi Cihangir’in oğullarından Dayı Kasım ile Kiğı hâkimi Pilten Bey’in torunu Seyyid Gazi Bey tarafından Tebriz’de tahta çıkarılan Yûsuf Mirza’nın oğlu Elvend’in hükümdarlığını tanıdı ve Şirvan’dan gelen Murad’ı da Merâga yöresindeki meşhur Rûyindiz Kalesi’ne hapsetti (1498). Fakat bu sırada kardeşleri Nur Ali ile Eşref de Elvend’in kardeşi Muhammedî’yi hükümdar ilân etmiş ve Şiraz’ı ele geçirmişlerdi. İki kardeş arasında Aziz Kendi’de yapılan savaşı (1499) Muhammedî Mirza kazandı, İbe Sultan da muharebede öldü. Muhammedî Mirza Tebriz’e geldi, Elvend de Âmid’e çekildi. Muhammedî Mirza, İsfahan yakınlarında yapılan bir savaşta ölünce geride Elvend ile Rûyindiz Kalesi’nden Fars’a kaçırılan Murad kaldı. Fakat bir dervişin araya girmesiyle barış yapıldı. Varılan anlaşmaya göre Âmid, Azerbaycan ve Arrân (Errân) Elvend’in, Irakeyn, Kirman ve Fars da Murad’ın idaresinde kaldı (1500). Böylece devlet ikiye ayrıldı. Bu taht mücadeleleri, aynı yıl Gîlân’dan Erdebil’e, oradan da 300 kadar müridi ile Erzincan’a gelen genç Safevî şeyhi İsmâil’e yaradı. Gerçekten kısa bir zaman içinde Anadolu’daki müridlerinden bir ordu meydana getiren İsmâil, 1501’de Nahcıvan yöresinde Elvend’i yenip Tebriz’e girdi. Burada hükümdarlık tahtına oturan İsmâil on iki imam adına hutbe okutup para kestirdi ve Safevî Devleti böylece resmen kurulmuş oldu (907/1501). Elvend de Şah İsmâil’le giriştiği bazı mücadelelerden sonra Âmid’e çekildi ve 1505’te ölümüne kadar burada yaşadı. Murad ise önce bu mücadelelere seyirci kaldı, ancak 1503’te Hemedan yakınlarında yapılan savaşta o da yenilerek Bağdat’a kaçtı, 1509’a kadar orada hüküm sürdü. İsmâil’in Bağdat’a yürümesi üzerine Dulkadırlılar’a sığındı. Çaldıran Savaşı’ndan sonra Yavuz Sultan Selim tarafından Güneydoğu Anadolu’nun fethine memur edilen Murad başarılı olamadı ve bir savaşta mağlûp düşerek öldürüldü (1514). Bu şekilde Akkoyunlu Devleti tarih sahnesinden silinmiş oldu. Fakat hânedan mensuplarının Osmanlı hâkimiyeti devrinde de eski Akkoyunlu Devleti sahasında yaşadıkları bilinmektedir. Akkoyunlu Türkmenleri ise İran, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki şehir, kasaba ve köylere yerleşerek oradaki Türk halkının önemli bir bölümünü teşkil ettiler.

Akkoyunlu Devleti’nin teşkilâtı, esas itibariyle Karakoyunlu Devleti’nin teşkilâtı gibi Celâyirliler Devleti teşkilâtına ve dolayısıyla İlhanlılar’ınkine dayanır. Bu teşkilâta kendileri bazı şeyler ilâve etmişler, birçok müesseselerin adlarının Türkçe karşılıklarını kullanmışlardır. Türkmen devletlerinin devlet teşkilâtlarında Timurlu devlet geleneklerinin tesiri olup olmadığı da araştırılması gereken bir meseledir; Uzun Hasan Bey’in kanunnâmesi (Hasan Padişah Kanunları) çiftçiden, esnaftan, sanatkârdan ve tüccardan alınan vergilerin âdil bir şekilde tarh ve tahsil edilmesi için meydana getirilmişti. Hatta Hasan Bey bütün örfî vergilerin kaldırılmasını istemişse de mülkî ve askerî idarecilerin itirazları ile karşılaşmıştı. Bu kanunnâme Osmanlılar tarafından bir müddet, Safevîler tarafından da uzun müddet kullanılmıştır.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir