TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ZÎVER PAŞA ::.

cilt: 44; sayfa: 475
[ZÎVER PAŞA - Hasan Aksoy]


ve tarihlerinin Cağaloğlu’ndaki evinin 1865 Hocapaşa yangınında kaybolduğu söylenmişse de (Âsâr-ı Zîver, s. 4, 7; İbnülemin, s. 2043) bunlar daha sonra bulunmuştur.

Eserleri. 1. Âsâr-ı Zîver Paşa (Bursa 1313). Zîver Paşa’nın divanı olup sonunda “Münşeât” başlığı altında çeşitli vesilelerle yazdığı mensur tebrik ve mektupları da yer almaktadır. Divanın baş tarafında on iki na‘t, iki mi‘râciyye ve çeşitli methiyeler, ayrıca çok sayıda tarih manzumesi ve kıta; sonunda Nâbî, Şeyh Galib ve Fehim gibi şairlere tahmîs ve tesdîsler bulunmaktadır. Bilhassa Şeyh Galib’e olan methiyeleri ve onun şiirlerine yaptığı taştîr ve tahmîsler önemli sayılmaktadır (bk. bibl.). 2. Zeyl-i Âsâr-ı Zîver Paşa (İstanbul 1314). 1851 yılından vefatına kadar yazdığı şiirlerden meydana gelen bu eser de Yûsuf Bahâeddin Efendi tarafından yayımlanmıştır. Girişteki “İfâde-i Mahsûsa”da Bahâeddin Efendi, Hocapaşa yangınında kaybolan şiirlerin ikinci bir nüshasının bulunduğunu, bunun Alipaşazâde Ali Fuad Bey’in terekesinin satışı sırasında adını vermediği ve “peder-i mânevîmiz makamında” dediği bir zat tarafından satın alınarak kendisine hediye edildiğini belirtmektedir. Zîver Paşa’nın bunun dışında 1860’ta görülen kuyruklu yıldızla ilgili bir risâlesinin olduğu bildirilmektedir (Âsâr-ı Zîver, s. 5; İbnülemin, s. 2044). Her iki divan Mehmet Arslan tarafından Zîver Paşa: Dîvân ve Münşe’ât adıyla neşredilmiş, neşrin baş tarafına Zîver Paşa ve divanları hakkında genişçe bilgi eklenmiştir. Buna göre eserde kırk dokuz kaside, 360 gazel, şarkılar, müseddesler, tarihler, muhammesler, terkibibendler, terciibendler yer almaktadır. Bu yayında şiirler mürettep divan şeklinde sıralanmıştır.

Ahmet Yılmaz, Zîver Paşa’ya dair bir makalesinde ona bir “Hamsinâme” nisbet etmiş, “başı ve sonu yırtılmış eski bir kitapta yer alan” ifadesiyle “Zîver Efendi” imzalı “Hamsinâme”yi ve ona yapılan iki zeyli de yayımlamıştır (bk. bibl.). Ancak hamsinâme Trabzon’a hiç gitmemiş olan Zîver Paşa’ya değil uzun süre Trabzon’da yaşayan ve 1879’da vefat eden Mehmed Zîver Efendi’ye aittir. Nitekim bu şiirler Hamâmîzâde İhsan’a ait Hamsinâme’de (s. 82-86) ve İbnülemin Mahmud Kemal’in Son Asır Türk Şairleri’nde (s. 2054-2055) zaten yer almaktadır.

BİBLİYOGRAFYA:

Zîver Paşa, Âsâr-ı Zîver: Dîvan ve Münşeât (nşr. Yusuf Bahaeddin), Bursa 1313, neşredenin girişi, s. 2-8; a.mlf., Zeyl-i Âsâr-ı Zîver Paşa (nşr. Yusuf Bahaeddin), İstanbul 1314, s. 2-3; a.mlf., Ahmet Sadık Zîver Paşa Divanı (haz. Suzan Ay, yüksek lisans tezi, 1999), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; a.mlf., Dîvan ve Münşeât (haz. Mehmet Arslan), Sivas 2009; Fatîn, Tezkire, s. 170-172; Sicill-i Osmânî, II, 437-439; Lutfî, Târih, X, 24, 51, 75, 94; Osmanlı Müellifleri, II, 220; Hamâmîzâde İhsan, Hamsinâme, İstanbul 1928, s. 82-86, 131-132; a.e. (haz. Burhan Sayılır-Murat Babuçoğlu), Ankara 2007, s. 95-101, 147-148; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, s. 2042-2046, 2053-2055; Vasfi Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1970, s. 602-603; N. Açık, “Zîver Paşa”, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, Ankara 2007, VIII, 734-735; Ahmet Yılmaz, “Zîver Ahmed Sadık Paşa Hamsi Gazeli, Zeyli ve Tahmîsi”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sy. 8, Konya 2000, s. 107-113; Öztuna, TMA, II, 529-530; “Ziver Ahmed Sadık Paşa”, TDEA, VIII, 659.

Hasan Aksoy  


ZİYÂ PAŞA

(1829-1880)

Tanzimat devri devlet ve fikir adamı, gazeteci ve şair.

İstanbul Kandilli’de dünyaya geldi, asıl adı Abdülhamid Ziyâeddin’dir. Galata Gümrüğü kâtiplerinden olan babası Ferîdüddin Efendi, aslen Erzurum’un İspir kazasına bağlı Kerab köyündendir; annesi Itır Hanım’dır. Ziyâ, ilk eğitiminin ardından dönemine göre modern öğrenim veren Süleymaniye civarındaki Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye’de, daha sonra Beyazıt Rüşdiyesi’nde okudu; bir yandan da Arapça ve Farsça öğreniyordu. Yaşıtlarına göre bilgisi ve el yazısının güzelliğiyle dikkati çekti. Henüz on altı-on yedi yaşlarında iken Dâire-i Sadâret-i Uzmâ Mektûbî Kalemi’ne kâtip olarak girdi. Fatîn Efendi, Leskofçalı Galib, Osman Şems Efendi, Osman Nevres ve Kâzım Paşa gibi şahsiyetlerle tanıştı, onlarla yakın dostluklar kurdu. Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye’de başladığı şiir yazmayı burada biraz daha geliştirdi.

Defter-i A‘mâl adlı hâtıratında Sadâret Kalemi’ne intisap ettiği yıllarda aruzu ve şiir bilgisini Fatîn Efendi’den öğrendiğini söyler. Bu kalemde iken devrin tanınmış şairlerinin devam ettiği Tavukpazarı’ndaki meyhanelere, Mahmud Paşa Camii avlusundaki kahvehanelere ve edebiyat mahfillerinden biri olan Mehmed Lebîb Efendi’nin konağına devam etti. Yine bu sırada Şeyhülislâm Ârif Hikmet Bey’e takdim ettiği bazı kasideleriyle onun takdirini kazandı. 1856’da Sadrazam Mustafa Reşid Paşa vasıtasıyla Mâbeyn-i Hümâyun beşinci kâtibi olarak girdiği sarayda, bir yandan Fransızca öğrenmek suretiyle Batı kültür ve edebiyatını daha yakından tanımaya çalışırken bir yandan da siyasette yükselme hırsına kapıldı. Mâbeyn-i Hümâyun feriki İbrâhim Edhem Paşa’nın Fransızca’dan çevirmeye başladığı Endülüs Tarihi’nin çevirisini onun teşvikiyle tamamladı, arkasından Engizisyon Tarihi’ni tercüme etti. Hâmisi Mustafa Reşid Paşa’nın 1858’de ölümü üzerine saraydaki itibarı biraz sarsılsa da Haziran 1861’de Sultan Abdülaziz’in tahta çıkışıyla birlikte padişaha sunduğu kasidelerle tekrar göze girmeyi başardı. Bu arada Âlî Paşa’ya karşı olumsuz bir tavır takınması, giderek büyüyecek ve kendi aleyhine gelişecek olan bir düşmanlığı başlattı. 1861’de Âlî Paşa’nın sadrazamlıktan azli ve yerine Fuad Paşa’nın tayiniyle yükselme hırsı yüzünden ortaya koyduğu bazı tuhaf davranışlarından dolayı Mâbeyn-i Hümâyun’daki görevine son verilerek Zaptiye Müsteşarlığı’na getirildi. İki hafta sonra siyasî rakipleri tarafından, bir an önce İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla Atina elçiliğine tayini çıkarıldıysa da Yunanistan’da ayaklanmanın başladığını ve kamuoyunun aleyhimize çevrildiğini ileri sürerek oraya gitmedi.

Nisan 1862’de, paşa unvanı verilip Kıbrıs mutasarrıflığına tayin edilmek suretiyle İstanbul’dan uzaklaştırılan Ziyâ Paşa Kıbrıs’ta geniş çapta bir imar faaliyetine girişti. Ancak iklimiyle bir türlü uyuşamadığı