TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ZAHARYA ::.

cilt: 44; sayfa: 77
[ZAHARYA - Gönül Paçacı Tunçay]


Başta ağır çenber usulünde, “Düşmesin miskin gönüller zülf-i anberbûlara” mısraıyla başlayan hümâyun bestesi olmak üzere berefşan usulünde, “Şebnem gibi saçılsın hûn-i eşk-i pür-revânım” mısraıyla başlayan hüseynî, ağır çenber usulünde, “Leyle-i zülfün dil-i şeydâ olur dîvânesi” mısraıyla başlayan isfahan, aynı usulde, “Çeşm-i meygûnun ki bezm-i meyde cânan döndürür” mısraıyla başlayan segâh besteleri, hüseynî makamında, “Tal‘atın devr-i kamerde mihriâlem tâb eder” mısraıyla başlayan ağır semâisi ve uzzâl makamında, “Terk eyledi gerçi beni ol mâhcemâlim” mısraıyla başlayan nakış yürük semâisi günümüzde de icra edilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

İbnülemin, Hoş Sadâ, s. 305-306; Suphi Ezgi, Nazarî-Amelî Türk Musikisi, İstanbul 1933, I, 146; Sadun Aksüt, Türk Musıkîsinin 100 Bestekârı, İstanbul 1993, s. 57-60; Murat Bardakçı, Fener Beyleri’ne Türk Şarkıları, İstanbul 1993, s. 32, 54; Dârülelhân Külliyâtı, İstanbul 1995, nr. 200; Yağmur Damla Örsel, Zaharya’nın Hayatı, Eserleri ve Musıkîmize Etkileri (yüksek lisans tezi, 1996), İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Gönül Paçacı, “İstanbul’un Müziği”, Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul (haz. Filiz Özdem), İstanbul 2009, II, 434; Öztuna, BTMA, II, 508.

Gönül Paçacı Tunçay  


ZÂHİD

(bk. ZÜHD).  


ZÂHİD-i GEYLÂNÎ

(bk. İBRÂHİM ZÂHİD-i GEYLÂNÎ).  


ZÂHİD KEVSERÎ

(1879-1952)

Son devir Osmanlı âlimlerinden.

Muhammed Zâhid Kevserî 16 Eylül 1879 tarihinde Düzce’nin Hacıhasan (ardından Çalıcuma, bugün Karaçalı) köyünde doğdu. Dedelerinden Gûser (Kevser) adlı birine nisbetle anılan Çerkez asıllı bir aileye mensuptur. Babası müderris Hasan Hilmi Efendi 1831’de Kafkasya’da Şebzer’de doğdu. Bu yörede tahsilini tamamladıktan sonra ülkesinin 1863’te Rusya tarafından işgal edilmesi üzerine ailesi ve talebeleriyle birlikte Düzce’ye hicret edip kendi adına izâfetle kurulan Hacıhasan köyüne yerleşti. Düzce’de Nakşibendiyye tarikatı halifelerinden Şeyh Devlet’e bağlandı ve 1865’te hilâfet mansıbını elde etti. 1867’de köyünde inşa edilen medresede müderrislik yapmaya başladı. 1870’te İstanbul’a giderek Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin sohbetlerine katıldı ve bazı tarikat mensuplarının evrad olarak çokça okuduğu Delâilü’l-hayrât*tan icâzet aldı. Ertesi yıl gittiği Hicaz’da Nakşî şeyhlerinden Mûsâ el-Mekkî’nin yanında bulundu ve ondan da hilâfet icâzeti aldı. Hac görevini ifa edip Düzce’ye geldi. 1887’de İstanbul’da Gümüşhânevî’nin yanında dört defa halvete girdi ve hilâfet mansıbını elde etti. Düzce’ye döndükten sonra vefatına kadar Yenicami’nin yanında yaptırılan medresede pek çok talebe yetiştirdi, tarikat dersleri verdi. Hasan Hilmi Efendi yaklaşık 100 yaşında iken 20 Eylül 1926 tarihinde Düzce’de vefat etti ve Hacıhasan köyünde defnedildi.

Zâhid Kevserî temel İslâmî bilgileri babasından aldıktan sonra girdiği Düzce’deki rüşdiye mektebinde müftü Üsküplü Hüseyin Vecih Efendi gibi hocalardan ders aldı ve mezun oldu. 1893’te İstanbul’a gidip Kazasker Hasan Efendi Dârülhadis Medresesi’nde öğrenimini sürdürdü. Bir taraftan amcası Mûsâ Kâzım Kevserî’den Arap dili ve edebiyatı okurken diğer taraftan Fâtih Camii’nde çeşitli hocaların verdiği derslere devam etti. Burada ders halkalarına katıldığı hocalar arasında Çekmeceli İsmâil Zühdü Efendi, Yûsuf Ziyâeddin Efendi, Karinâbâdlı Halil Efendi, Alasonyalı Ali Zeynelâbidin Efendi, Hacı Hâfız diye bilinen Eğinli İbrâhim Hakkı Efendi, Ali Rızâ Fakrî Efendi ve Şeyh Mehmed Esad Dede gibi âlimler yer alır. Kendi ifadesine göre ilmî şahsiyetinin teşekkülünde en çok Alasonyalı Ali Zeynelâbidin Efendi ile Eğinli İbrâhim Hakkı Efendi etkili oldu. Bu arada babasının dostu Kastamonulu Şeyh Hasan Hilmi Efendi’den tarikat dersi aldı ve tasavvuf yoluna intisap etti. İstanbul’da on yıl süren medrese tahsilini 1904’te tamamlayıp 1906’da girdiği ruûs imtihanını kazandı ve dersiâm unvanını elde etti.

Fâtih Camii’nde müderrislik yapmaya başlayan Zâhid Kevserî bu sırada medreselerin ıslahı için kurulan komisyonda görevlendirildi; İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ne muhalefetine rağmen öğretime ilişkin yeni kararların alınmasını sağladı. 1913’te İstanbul müderrisliği ruûsu imtihanını kazandı. Dârülfünun’da açılan fıkıh müderrisliği imtihanında da başarı göstermesine rağmen tayini İttihatçılar tarafından engellenince Kastamonu’da yeni açılan medresenin kuruluşu ile görevlendirildi. Burada üç yıl kaldıktan sonra deniz yoluyla İstanbul’a dönerken bindiği teknenin alabora olması yüzünden boğulma tehlikesi atlattı. I. Dünya Savaşı’nın ardından Dârüşşafaka’daki bir aylık müderrisliğinden sonra Süleymaniye’de Medresetü’l-mütehassısîn müderrisliğine getirildi. Bu arada Süleymaniye Medresesi temsilcisi sıfatıyla Meclis-i Vekâlet-i Ders’e üye seçildi. 15 Ağustos 1919 tarihinde şeyhülislâm vekilliği makamı olan ders vekâleti görevine tayin edildi. Sultan III. Mustafa’nın yaptırdığı medresenin Sadrazam Ahmed Tevfik Paşa’nın başkanlığındaki bir cemiyet tarafından yıkılmasına karşı çıkıp Ders Vekâleti’ne bağlı medreselerin kendi izni alınmadan yıkılamayacağı gerekçesiyle mahkemede dava açtığı için bir süre sonra ders vekâleti görevinden uzaklaştırıldı, fakat meclis üyeliği devam etti.

Zâhid Kevserî hayatı boyunca İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ne mensup devlet, siyaset ve fikir adamlarına muhalif kaldı. 1922 yılının sonlarına doğru bir dostunun, hakkında tutuklama emrinin çıkarıldığını sokakta kendisine söylemesi üzerine ailesine bile haber vermeden deniz yoluyla Mısır’a hareket etti, önce İskenderiye’ye, birkaç gün sonra da Kahire’ye ulaştı. İskenderiye’den Beyrut’a, oradan Şam’a geçti (1923). Şam’da Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye’deki yazma eserler üzerinde incelemeler yaptı. 1926’da Kahire’ye döndü ve Ezher’de okuyan Türk talebelerinin kaldığı Tekiyyetü’l-Etrâk Ebü’z-Zeheb adlı tekkede ikamet etmeye başladı. 1928’de ilmî seyahat maksadıyla ikinci defa Şam’a gittiyse de burada kendisine uygun bir çevre bulamadığından ertesi yıl Kahire’ye döndü. Kahire’de Dicvî, Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, Ahmed Râfi‘ et-Tahtavî gibi âlimlerden de İslâmî ilimlerden icâzet aldı. Herhangi bir geliri olmadığından maddî sıkıntı çekmesine rağmen yardım tekliflerini kabul etmedi. Bazı Türkçe belgeleri Arapça’ya çevirtmek amacıyla Dârü’l-mahfûzâti’l-Mısriyye idaresince açılan imtihanı



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir