TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - YABGU ::.

cilt: 43; sayfa: 171
[YABGU - Hüseyin Salman - Osman Gazi Özgüdenli]


unvanına Batı Göktürk Devleti’nde ikinci defa, kaynaklarda zaman zaman Yabgu-Kağan şeklinde de zikredilen Tohâristan hâkimi Tong Yabgu devrinde (618-630) rastlanmaktadır. II. Göktürk Devleti’nin kurucusu Kutluğ Kağan’ın “ilteriş” unvanını aldıktan sonra kardeşlerinden Kapgan’ı şad, To-si-fu’yu yabgu tayin ettiği bilinmektedir. Yine II. Göktürk Devleti’nde Türgişler’in itaatten çıktığı 711 yılı olayları esnasında Türgiş yabgusu, şadı ve kağanının öldürüldüğü kaydedilmektedir. Bu sırada Göktürkler’e bağlı bulunan Tarduş ve Töles boyları yeniden düzenlenip başlarına idareci olarak yabgu ve şad tayin edilmiştir. Göktürk Devleti’nin yerini alan Ötüken Uygur Devleti’nde de yabgu unvanına çok sık rastlanmaktadır. Devletin kurucusu Kutluğ Bilge Kül Kağan’ın (745-747) önce yabgu unvanını taşıdığı zikredilmektedir. Yine Moyençor Kağan’ın (747-759) oğullarından ikincisini Tarduş ve Töles boyları üzerine yabgu ve şad tayin ettiği bilinmektedir. Aynı hükümdar tarafından 753 yılında Çin’e elçi olarak gönderilen Tay Bilge Tutuk da yabgu unvanı taşımaktaydı. Yine Küçlüg Bilge Kağan (821-833) devlete bağlı olan Karluklar’ın üzerine bir yabgu tayin etmiştir.

Bu unvana en sık rastlanan Türk topluluklarından biri de Karluklar’dır. Yabgu kelimesini “cabgûye” şeklinde kaydeden Taberî 119 (737) yılı olaylarını anlatırken Karluk Yabgusu’ndan (Cabgûye el-Harluhî) bahseder (Târîħ, VII, 125). Daha önce “kül erkin” unvanını taşıyan üç Karluk beyinin 665 yılına doğru güçlenerek yabgu unvanını kullanmaya başladığı görülmektedir. Beşbalık yöresinde yaşayan Karluklar’ın da kendilerine yabgu unvanına sahip Tun Bilge (Tun Pichia) adlı bir yönetici seçtikleri bilinmektedir. Ĥudûdü’l-Ǿâlem’de Karluklar’ın yabgu unvanını eskiden kullandıkları, ancak bu eserin yazıldığı tarihlerde (372/982-83) artık bu unvanı kullanmadıkları kaydedilmektedir (s. 97). II. Göktürk Devleti’nin yıkılışı esnasında vuku bulan hadiselerde Karluklar Uygurlar’la iş birliği yapmıştır. 742’de “sağ yabgu” (batı) mevkiinde bulunan Karluk yabgusu, 745 yılında Uygur Kağanlığı’nın kuruluşu sırasında “sol yabgu” (doğu) mevkiine getirilmiştir. Karluk yabguları kendi soylarını Göktürk hükümdar ailesi Aşina hânedanına bağlamıştır. Yabgu unvanına, XII. yüzyılda Hârizmşahlar ile Karahıtaylar arasında anlaşmazlığa yol açan Karluk reislerinden Yabgu Han’ın adında da rastlanmaktadır.

Yabgu unvanının Göktürk Aşina hânedanının 652 yılından itibaren Tohâristan’a hâkim olan kolu tarafından da kullanıldığı belirtilmektedir. Taberî yine 119 (737) yılı olaylarını anlatırken Tohâristan yabgusundan (cabgûye et-Tohârî) bahseder (Târîħ, VII, 119). Bu hânedana mensup bulunan Kutluğ 729 yılı olaylarında Çin yıllıkları tarafından yabgu unvanıyla zikredilmiştir (Chavannes, Notes, s. 49). Yabguya Hazarlar, Tuna Bulgar Devleti ve Avrupa Avarları’nın yanı sıra Huttel ve Kuça mahallî idare teşkilâtında da yüksek hükümdar unvanı olarak rastlanmaktadır. Yabgu unvanı, Eftalit sikkelerinde “iapgu”, Arap kaynaklarında umumiyetle “cabgûye ~ cabbûye” şeklinde kaydedilmiştir. Unvanın kullanımı Karahanlılar’da da devam etmiştir. Ancak Kâşgarlı Mahmud yabguyu (yafgu) halktan biri diye göstermekte ve mevkiinin hakandan iki derece aşağıda bulunduğunu kaydetmektedir (Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, III, 32). Onun verdiği bu bilgilerin Karahanlı Devleti’nin ilk dönemlerine ait olması kuvvetle muhtemeldir. Unvanın Karahanlılar devrine ait bir Yarkend belgesinde “yabgu beg oglı” şeklindeki kullanımı da Kâşgarlı Mahmud’un verdiği bilgileri doğrular niteliktedir (Gronke, XLIX/3 [1986], s. 478, 495, 497, 500). X. yüzyılda Oğuz boylarında yabgunun hükümdar unvanı halinde kullanıldığı görülmektedir. İbn Fadlân, Oğuz Türkleri’nin hükümdarına yabgu denildiğini, bunun hükümdarın unvanı olduğunu, Oğuzlar’ın başına geçen herkesin bu unvanı aldığını, yabgunun nâibine “kuzerken” (külerkin) adı verildiğini kaydeder (Seyahatnâme, s. 16). Selçuk Subaşı’nın oğullarından Arslan’ın ve Mûsâ’nın yabgu (yavku, beygu, peygu) unvanını taşımaları aynı geleneğin ilk dönemlerde Selçuklular arasında da devam ettiğini göstermektedir. Ancak Büyük Selçuklu Devleti’nde zamanla yerleşik idarî geleneklerin ağırlık kazanmasıyla birlikte pek çok eski Türk unvanı gibi yabgu da yerini sultan ve melik gibi Arapça unvanlara bırakmıştır. Unvanın XII. yüzyıldan sonra kullanıldığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, III, 32; Clauson, Dictionary, s. 873; Doerfer, TMEN, IV, 124-136; Taberî, Târîħ (Ebü’l-Fazl), VI, 459; VII, 80, 119, 125; İbn Fadlân, Seyahatnâme (trc. ve nşr. Ramazan Şeşen), İstanbul 2010, s. 16; Ĥudûdü’l-Ǿâlem (Minorsky), s. 97; Mücmelü’t-tevârîħ ve’l-ķıśaś (nşr. Seyfeddin Necmâbâdî - S. Weber), Neckarhausen 2000, s. 83; J. J. M. de Groot, Die Hunnen der vorchristlichen Zeit, Berlin-Leipzig 1921, s. 116-117; Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları (Ankara 1936), Ankara 1987, I, 35, 46, 166-167, 170-171; E. Chavannes, Documents sur les Tou-Kiue (Turcs) occidentaux, Paris 1941, s. 85, 95, 117, 216; a.mlf., Notes additionnelles sur les Tou-Kiue occidentaux, Paris 1941, s. 49; Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, Ankara 1967, s. 56; Zeki Velidi Togan, Oğuz Destanı: Reşideddin Oğuznâmesi, Tercüme ve Tahlili, İstanbul 1972, s. 81-82; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1983, s. 126, 139-140, 166, 219, 252, 256, 263, 343; Abdülkadir Donuk, Eski Türk Devletlerinde İdarî-Askerî Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, s. 56-63; a.mlf., “Eski Türk Devlet Teşkilâtında ‘Yabgu’ Unvanı ve Tarihî Gelişmesi”, TKA, XVII-XXI/1-2 (1983), s. 71-78; Ahmet Taşağıl, Göktürkler, Ankara 1995-99, I-II, bk. İndeks; Osman Aydınlı, Fethinden Sâmânîler’in Yıkılışına Kadar Semerkant Tarihi (doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 157 vd.; S. G. Agacanov, Oğuzlar (trc. Ekber N. Necef - Ahmet Annaberdiyev), İstanbul 2002, s. 207-210; Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, Ankara 2002, s. 4, 6, 24, 76, 160, 162; Bahaeddin Ögel, “Şine Usu Yazıtının Tarihi Önemi”, TTK Belleten, XV/59 (1951), s. 361-379; a.mlf., “Über die alttürkischen Yabgu-Würde”, CAJ, XIII/2 (1968), s. 126-141; R. N. Frye, “Some Early Iranian Titles”, Oriens, XV (1962), s. 352-359; M. Gronke, “The Arabic Yarkand Documents”, BSOAS, XLIX/3 (1986), s. 454-507; C. E. Bosworth, “Payghū”, EI² (İng.), VIII, 288; a.mlf., “Yabҗћū”, a.e., XI, 224; a.mlf., “Jabðuya”, EIr., XIV, 316; N. Sims-Williams - É. de la Vaissiere, “Jabðuya”, a.e., XIV, 314-315.

Hüseyin Salman - Osman Gazi Özgüdenli  


YÂDDÂŞT

(يادداشت)

Hâcegân silsilesi ve Nakşibendiyye tarikatında sâlikin kalbinin her an Hakk’ın huzurunda olması anlamında bir terim

(bk. HÂCEGÂN).  


YÂDKERD

(يادكرد)

Hâcegân silsilesi ve Nakşibendiyye tarikatında sâlikin mürşidinden aldığı virdi kalbi veya diliyle sürekli okuması anlamında bir terim

(bk. HÂCEGÂN).  


YAFA

Doğu Akdeniz’in Filistin sahilinde bir liman şehri.

Eski devirlerde Kudüs’ün limanı olan Yafa (Yafo, Jaffa, Joppa), günümüzde aradaki boşluklar dolup İsrail’in başşehri Tel Aviv ile bütünleşerek başşehrin bir semti durumuna geldiğinden Tel Aviv-Jaffa diye



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir