TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - VÂMIK ve AZRÂ ::.

cilt: 42; sayfa: 505
[VÂMIK ve AZRÂ - Gönül Ayan]


devri şairlerinden Manisalı Câmiî, Sinan Paşa’nın kaptan-ı deryâlığı döneminde (1550-1554) onun emriyle Kanûnî Sultan Süleyman adına bir Vâmık ve Azrâ yazmıştır. Muhabbetnâme adıyla da bilinen ve 181 varak tutarındaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı olan eser (Fâtih, nr. 4142) 5240 beyit olup hikâyenin genel özelliklerini taşımakla birlikte hemen hiçbir şairden etkilenmemiş hissini uyandıracak bir anlatıma sahiptir. Aşk ve savaş etrafında gelişen hikâye boyunca sevmenin ve iyiliğin sembolü olan aşkın nefret ve kötülüğün sembolü olan savaşa üstünlüğü dile getirilir. Şair eserine serpiştirdiği gazel ve kasidelerle daha serbest davranma imkânı bulmuş ve diğer Vâmık ve Azrâ’lardan farklı bir mesnevi meydana getirmiştir. Eser üzerine iki doktora tezi hazırlanmıştır (bk. bibl.). Bursalı Mehmed Tâhir bunlardan başka Havâî Mustafa Bursevî (ö. 1017/1608) ve Havâî Abdurrahman İstanbulî’nin de (ö. 1122/ 1710) birer Vâmık ve Azrâ kaleme aldıklarını söyler (Osmanlı Müellifleri, II, 488, 489).

Muhammed Ali Terbiyet (Maķālât-ı Terbiyet, s. 38) ve Muhammed Şefî‘ (Meŝnevî-i Vâmıķ u ǾAzrâ, s. 38), Bursalı Sûfîzâdeler’den Hamzavî’nin beş mesnevisinden birinin Vâmık ve Azrâ olduğunu kaydederse de böyle bir mesneviye rastlanmamıştır. Yine Muhammed Şefî‘, Cemâlî adlı bir şairin de Vâmık ve Azrâ yazdığından bahseder. Agâh Sırrı Levend, Blochet’nin hazırladığı Paris Millî Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Kataloğu’nda Kādirî Çelebi adına bir Vâmık ve Azrâ mesnevisinin kayıtlı bulunduğunu, ancak bunun Lâmiî Çelebi’ye ait eser olduğunu belirterek bu yanlışı düzeltir (Türk Edebiyatı Tarihi, s. 134). Kādirî Çelebi, Lâmiî’nin bu hikâyeyi mesnevi haline getirmesine yardım edenlerden biri olmalıdır.

BİBLİYOGRAFYA:

Unsurî, Meŝnevî-i Vâmıķ u ǾAźrâ (nşr. Muhammed Şefî‘), Lahor 1967, s. 38; Sehî, Tezkire (Kut), s. 224; Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ, İÜ Ktp., TY, nr. 2406, vr. 135b; Latîfî, Tezkiretü’ş-şu’arâ ve tabsıratü’n-nuzamâ (haz. Rıdvan Canım), İstanbul 2000, s. 208, 457, 502; Beyânî, Tezkire (haz. İbrahim Kutluk), Ankara 1997, s. 33; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı (haz. Mustafa İsen), Ankara 1994, s. 153; Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şuarâ, Süleymaniye Ktp., Hekimoğlu Ali Paşa, nr. 602, vr. 262b; Osmanlı Müellifleri, II, 96-97, 488, 489; E. Blochet, Catalogue des manuscrits persans de la Bibliothèque Nationale, Paris 1928, IV, 75 (nr. 2120); Agâh Sırrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1973, s. 134; M. Ali Terbiyet, Maķālât-ı Terbiyet (nşr. Hüseyin Sıddîk), Tahran 2535 şş., s. 38; Gönül Ayan, Lâmi’î Vâmık u Azrâ: İnceleme-Metin, Ankara 1998, s. 13-54; a.mlf., “Vâmık u Azrâ Hikâyesinin Menşei”, II. Uluslararası Büyük Türk Dili Kurultayı, Ankara 2007, VIII, 519; a.mlf., “Vâmık u Azrâ’lara Genel Bir Bakış”, JTS, XIV/1 (1990), s. 21-32; Selami Ece, Manisalı Camiî’nin Vamık u Azra Mesnevisi (doktora tezi, 2002), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; M. Esat Harmancı, Manisalı Câmi‘î: Muhabbetnâme (Vâmık u Azrâ): İnceleme-Metin-Nesre Çeviri (doktora tezi, 2003), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İstanbul 2007, s. 471-472.

Gönül Ayan  


VAN

Doğu Anadolu bölgesinde şehir ve bu şehrin merkez olduğu il.

Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murat-Van bölümündeki Van gölü kapalı havzasında yer almaktadır. Eski Van şehri Van gölünün doğu sahilinde iken 1915 yılında Ermeniler tarafından tamamen yakılıp tahrip edilmesi sonucu kıyıdan 7 km. kadar uzaklıkta (Tuncel, s. 488) hafif eğimli bir alan üzerinde yeniden kurulmuştur. Van adının kökeni hakkında akla en yatkın ve bilimsel görüş Urartuca Biane veya Viane’den geldiği yolundaki görüştür. İslâm fetihlerine dair Arapça kaynaklarda Van ismine pek rastlanmaz. Van adının Arap kaynaklarında ve İslâmiyet öncesi devirlerde geçmemesinin sebebi, buranın kaleden ayrı bir yerleşme yeri şeklinde kurulup gelişmesinin daha sonraki dönemlerde gerçekleşmiş olmasıdır.

Şehrin bulunduğu yörenin yerleşme tarihi milâttan önce 4000 yıllarına kadar iner. Van Kalesi’nin 6 km. güneyinde bulunan Tilkitepe ile Van gölünün kuzeyinde Ernis mezarlıklarındaki kazılarda Kalkolitik, Bronz ve Demir dönemlerine ait kültürel buluntulara rastlanmıştır. Milâttan önce 2000’lerde Van gölünden itibaren Kızılırmak ve Yeşilırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü yerlere kadar uzanan bölgede Hurriler hâkimdi. Milâttan önce XIII. yüzyılda Hurri-Mitani siyasî teşekkülü merkezî otoritesi zayıflayarak beyliklere bölündü. Asur kralları bu küçük beylikleri hâkimiyetleri altına almaya çalıştı ve bu sırada, Van gölü çevresinden Batı İran’a kadar uzanan bölgede Nairi ve Uruatri ülkeleriyle Asurlular arasında mücadeleler başladı. Urartu ve Asur mücadelesi milâttan önce IX. yüzyılın ortalarına kadar sürdü. Asurlular’ın dağlık arazi şartlarına sahip bölgeyi hâkimiyet altında tutmasının zorluğu yüzünden Urartu Kralı I. Sardur, Urartu Devleti’ni kurmayı başardı ve başşehri Tuşpa (bugünkü Van Kalesi) oldu. Urartu döneminde Van Kalesi’nin imarı geniş ölçüde tamamlandı; bu faaliyetlerin büyük bir kısmı Kral İspuini (m.ö. 830-810) ve II. Sardur (m.ö. 764-735) zamanında gerçekleşti. Urartular’ın Van’daki hâkimiyetinin milâttan önce VII. yüzyılın başlarına kadar sürdüğü ve milâttan önce 609’dan hemen sonra Urartu ülkesini İskitler’in ele geçirdiği bazı arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır.

Urartular’dan sonra bölgeye sırasıyla İskitler, Medler ve Persler hâkimiyet kurdu. Persler zamanında Van yöresine uzun müddet Halde denildi. Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu ele geçirmesi ve milâttan önce 323’te ölmesi üzerine bölge onun generallerinden Selevkius’un idaresine geçti. Ardından Van yıllarca Bizans ile İran arasında siyasî mücadeleye sahne oldu ve sürekli biçimde el değiştirdi. Milâttan önce 66’da Roma idaresi kuruldu; şehir Roma ve Part devletleri arasında bir tampon bölge konumunda kaldı. Milâttan sonra 200 yıllarına kadar Partlar ve Bizanslılar arasında sürekli el değiştirdi. II.-VII. yüzyıllar arasında Sâsânî idaresinde kaldı. 625’te bölgeye Hazar Türkleri geldi. Hazar Türkleri’nin VIII. yüzyılın sonunda İslâmiyet’i benimseyip halifeyi kabul etmelerinden sonra bu yörede Abbâsî idaresinin tesis edildiği tahmin edilmektedir. IX. yüzyılın ilk yarısında Van ve çevresinde Abbâsî-Bizans ve Abbâsî-Ermeni



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir