TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - VÂKIF, Molla Penah ::.

cilt: 42; sayfa: 487
[VÂKIF, Molla Penah - Yavuz Akpınar]


olarak (hanlığın dış işleriyle ilgilenen görevli) çalıştı, ardından başvezirliğe kadar yükseldi. Karabağ Hanlığı’nın siyasî, içtimaî ve iktisadî hayatında yaklaşık yirmi yedi yıl önemli hizmetlerde bulundu. Gürcistan, Rusya ve diğer Azerbaycan hanlıklarıyla Karabağ Hanlığı arasındaki ilişkilerde büyük rol oynadı. 1795’te İran’ın Karabağ Hanlığı’na saldırması sırasında dağlık arazide müstahkem bir kale olan Şuşa’nın savunulmasında tedbirli ve dirayetli tavırlarıyla öne çıktı. Kaleyi ele geçiremeyen İran şahı Gürcistan’a yönelerek Tiflis’i yağmalattı. Bölgedeki savaşlar halkın zor durumda kalmasına, mahsulün de azalmasına yol açtı. O dönemde Gürcistan’ın müttefiki olan Rus ordusunun bölgeden uzaklaşmasını fırsat bilen İran Şahı Ağa Muhammed Kaçar 1797’de yeniden Karabağ’a hücum etti. Karabağ Hanı İbrâhim Dağıstan’a çekilirken şehrin idaresini Molla Penah’a bıraktı. Şuşa şehri bu defa teslim oldu ve Molla Penah hapse atıldı. İdam edileceği günü beklerken İran şahı bir suikastla öldürülünce İran ordusu geri çekildi, o da kurtuldu. Fakat İran şahı tarafından Karabağ Hanlığı’nın başına getirilen İbrâhim Han’ın yeğeni Mehemmed Bey Cevanşir, Vâkıf’ı ve “Âlim” mahlasıyla şiirleri bulunan oğlu Ali’yi öldürttü. Ardından evi yağmalandı; güzelliğiyle meşhur karısı Kızhanım’ı Mehemmed Bey Cevanşir kendi nikâhına aldı. Vâkıf’ın İbrâhim Han’ı desteklediği, yeğeninin onun yerine Karabağ hanı olmasına karşı çıktığı için öldürüldüğü iddia edilmektedir. Nitekim İbrâhim Han, Karabağ Hanlığı’nı tekrar ele geçirdikten sonra bir bahaneyle yeğeni Mehemmed Bey Cevanşir’i Şeki’ye gönderdi. Orada tutuklanan Mehemmed Bey, Vâkıf’ın dostu Şirvan Hanı Mehemmed Hüseyin’e teslim edildi; Şirvan hanı da onu katlettirdi. Bu olay, İbrâhim Han’ın Vâkıf’ı sevip takdir ettiğini ve onu haksız yere öldürten yeğenini cezalandırdığını göstermektedir. Vâkıf’ın evi yağmalanırken şiirleri, el yazması eserleri de muhtemelen yok edilmiştir. Ele geçen şiirlerinin çoğu bazı mecmua ve cönklerden, bir kısmı da halk ağzından derlenmiştir.

Vâkıf, Azerbaycan edebiyatında realist şiirin ilk temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Klasik Doğu edebiyatını çok iyi bilmesine ve aruz vezniyle klasik tarzda şiirler yazmasına rağmen daha çok halk şiiri nazım şekillerinde âşık şiiri gelenekleriyle klasik şiir zevkini bağdaştırıp bir senteze ulaştığı ve oldukça canlı bir halk diliyle yazdığı koşma, geraylı, gazel ve muhammesleriyle tanınır. Şiirleri hem aydın zümre hem de halk arasında çok sevilmiş, günümüze kadar yazılı metinlerden ziyade hâfızalarda yaşamıştır. Azerbaycan âşıkları tarafından bestelenen ve çeşitli saz havalarında okunan birçok şiiri vardır. Vâkıf klasik şiirin mazmunlarını, tasavvufî düşünce ve imajları nikbin, hatta şuh bir eda ile gerçek aşk anlayışını ifade etmek için kullanır. Öte yandan yaşadığı dönemin sosyal ve siyasal hayatını yansıtan, eleştiren şiirleriyle de tanınır. Bunlar arasında “görmedim” redifli muhammesi meşhurdur. Vâkıf’ın Azerbaycan edebiyatındaki yerini ilk defa Mirza Feth Ali Ahundzâde belirlemiş, daha sonra bazı Azerbaycan edebiyat tarihçileri ve dilcileri, Vâkıf’ın şiirleriyle Azerbaycan dili ve edebiyatının kendine özgü çizgilerinin ortaya çıktığını ileri sürmüştür.

Vâkıf’ın eserleri ilk defa 1828’de Mirza Yûsuf Nersesof tarafından Kitâb-ı Mecmûa-i Dîvân-ı Vâkıf ve Dîger Muâsırîn adıyla derlenmiş, daha sonra taşbasması halinde yayımlanmıştır (Teymurhanşura 1856). Ardından Adolphe Berger, Kafkas ve Azerbaycan’da Meşhur Olan Şuarânın Eşârına Mecmûa adlı eserinde (Leibzig 1868) Vâkıf’ın elli şiirine yer vermiştir. Hüseyin Efendi Gayibof, Feridun Bey Köçerli, Selman Mümtaz (Molla Penah Vâkıf, Bakü 1925) gibi araştırmacılar Vâkıf’ın biyografisinin yazılması ve eserlerinin derlenmesiyle ilgili önemli çalışmalar yapmıştır. Nihayet Hamit Araslı’nın (Molla Penah Vâgif: Eserleri, 1945) ve Araz Dadaşzade’nin (M. P. Vâgif: Heyat ve Yaradıcılığı, 1966) araştırmalarıyla Vâkıf üzerindeki çalışmalar tatmin edici bir seviyeye ulaşmıştır. Türkiye’de Mehmet İsmayıl, Yaralı Turna: Molla Penah Vâgif adlı eserinde (İstanbul 2003) Vâkıf’ın bilenen bütün şiirlerini açıklamalarla birlikte neşretmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Feridun Bey Köçerli, Azerbaycan Edebiyatı Tarihi Materyalları, Bakü 1925, I, 97-138; Hamit Araslı, “Vakıf”, Azerbaycan Edebiyatı Tarihi, Bakü 1960, I, 552-576; a.mlf., Azerbaycan Edebiyatı: Tarihi ve Problemleri, Bakü 1998 s. 609-616; Elyar Seferli - Halil Yusifli, Gedim ve Orta Eserler Azerbaycan Edebiyatı, Bakü 1998, s. 585-603; Ma‘sûmî, “Vâķıf Karabâġī”, Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (nşr. Hasan Enûşe), Tahran 1382, V, 597-598; Yavuz Akpınar, “Vâkıf, Molla Penah”, TDEA, VIII, 502-503.

Yavuz Akpınar  


VAKIF GUREBA HASTAHANESİ

(bk. GUREBA HASTAHANESİ).  


VAKIF KAYDI

(bk. TEMELLÜK ve TESÂHÜB KAYDI).  


VÂKIFE

(الواقفة)

İmamın gerçekte ölmeyip tekrar dünyaya döneceğini ileri sürerek bir sonraki imamın imâmetini kabul etmeyen Şiî gruplarına verilen ad.

Sözlükte “durmak, tereddüt edip karar verememek” anlamındaki vukūf kökünden türeyen vâkıf kelimesine çoğul anlamı ifade eden “tâ”nın eklenmesiyle meydana gelen vâkıfe “duranlar; tereddüt edip karar veremeyenler” demektir. Bazan vâkıfiyye şeklinde de kullanılır. Genelde, Şîa mezhebinde mensup bulunduğu imamın ölümünün ardından onun ölmeyip gaybete girdiği, tekrar ortaya çıkarak imâmet görevini sürdüreceği düşüncesini benimseyen ve onun yerine geçecek imamı kabul etmeyenleri ifade eder. Bu durumda Vâkıfe, bağlanılan imamın ölümünü kabul edip ardından sonra gelen imama tâbi olmanın gerekliliğini benimseyen Kat‘iyye’nin karşıtıdır. Bununla birlikte Vâkıfe, imâmetle ilgili konularda ve bazı itikadî tartışmalarda çoğunluğun görüşüne uymayıp kabul veya red konusunda bir karara varamayan (tevakkuf eden) Şîa dışı gruplar için de kullanılmıştır. Nitekim Mu‘tezile’den Ebû Ali el-Cübbâî ve oğlu Ebû Hâşim, Hz. Ali ile diğer sahâbîler arasında bir üstünlüğün varlığını düşünmedikleri için Vâkıfe’den sayılmıştır. Ayrıca İslâm fırkaları arasında cereyan eden, Kur’an’ın kadîm veya hâdis olduğu, Cemel Vak‘ası’nda kimin haklı kimin haksız bulunduğu tartışmalarında görüş bildirmeyen grupların da Vâkıfe’den sayıldığı bilinmektedir.

İmâmiyye Şîası içinde ilk Vâkıfe hareketi, 183 (799) yılında yedinci imam Mûsâ el-Kâzım’ın vefat ettiği haberi duyulduğunda ortaya çıkmıştır. Onun gerçekte ölmeyip tekrar dünyaya döneceğini, doğuya ve batıya hükmedeceğini, yeryüzünü adaletle yöneteceğini, bu sebeple gāib ve gizli mehdî sayıldığını ileri süren Vâkıfe’nin bu iddiası, babası Ca‘fer’den nakledilen, Mûsâ’nın Kāim el-Mehdî olduğu, başı kesilip bir dağdan yuvarlansa bile öldüğünün kabul edilmemesi gerektiği şeklindeki haberlere dayanır. Söz konusu zümre içinde onun Kāim el-Mehdî olduğu hususunda bir



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir