TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - VAHİY KÂTİBİ ::.

cilt: 42; sayfa: 449
[VAHİY KÂTİBİ - Mehmet Suat Mertoğlu]


kızının besmeleyi ilk defa babasının yazdığına dair ifadesinden hareketle bu zatın Mekke’deki ilk vahiy kâtibi olabileceği belirtilmektedir (M. Mustafa el-A‘zamî, Küttâbü’n-nebî, s. 77). Diğer taraftan Medine’deki ilk vahiy kâtipliğini Übey b. Kâ‘b’ın yaptığı ve onun yokluğunda Zeyd b. Sâbit’in bu görevi yerine getirdiği ifade edilmektedir (İbn Abdülber, I, 68). Bununla birlikte Taberî’nin, vahyi Hz. Ali ile Hz. Osman’ın, bu ikisinin bulunmaması halinde Übey b. Kâ‘b ve Zeyd b. Sâbit’in yazdığını söylemesi (Târîħ, VI, 179) son iki ismin ensarın ilk vahiy kâtipleri olduğunu göstermektedir. Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh’in vahiy kâtipliği sırasında vahiy lafızlarını değiştirerek kaydettiği ve Resûlullah’ın da bunu onayladığı yolundaki bazı rivayetler, gerek Hz. Peygamber’in Kur’an’ı muhafaza etme konusundaki titizliği gerekse rivayet tekniği açısından doğru kabul edilmemiştir (M. Mustafa el-A‘zamî, Küttâbü’n-nebî, s. 113-116).

Vahiy kâtipleri konusu hadis ve siyer kitaplarının yanı sıra sahâbe tabakatlarında, İslâm ve Kur’an tarihi kaynaklarında ele alınmıştır. Bunun yanında Hz. Peygamber’in kâtiplerine ve özellikle vahiy kâtiplerine dair müstakil eserler de yazılmıştır. İbn Şebbe’nin kaynaklarda adı geçen Kitâbü’l-Küttâb’ı, İbn Hudeyde diye bilinen Ebû Abdullah Cemâleddin Muhammed b. Ali el-Ensârî’nin el-Miśbâĥu’l-muđî fî küttâbi’n-nebiyyi’l-ümmî’si (I-II, Beyrut 1405/1985), A‘zamî’nin Küttâbü’n-nebî’si (bk. bibl.) ve Ahmed Abdurrahman Îsâ’nın Küttâbü’l-vaĥy’i (Riyad 1400/1980) bunlar arasında sayılabilir. Elçin Memmedzâde, Vahiy Kâtipliği ve Hz. Peygamber’in Vahiy Kâtipleri adıyla yüksek lisans tezi hazırlamıştır (1999, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, I, 69; IV, 218; V, 185; İbn Şihâb ez-Zührî, Tenzîlü’l-Ķurǿân, [baskı yeri ve tarihi yok], s. 32; İbn İshak, es-Sîre, s. 161-162; İbn Hişâm, es-Sîre, I, 367-370; Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, Feżâǿilü’l-Ķurǿân (nşr. Vehbî Süleyman Gāvecî), Beyrut 1411/1991, s. 152; Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf (nşr. Mahmûd Firdevs el-Azm), Dımaşk 1997, I, 622-623; İbnü’d-Düreys, Feżâǿilü’l-Ķurǿân (nşr. Gazve Büdeyr), Dımaşk 1408/1988, s. 33; Taberî, Târîħ (Ebü’l-Fazl), VI, 179; a.mlf., CâmiǾu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, X, 241-242; XV, 68; İbn Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-Meśâĥif (nşr. A. Jeffery), Kahire 1355/1936, s. 3, 6-10; İbn Abdürabbih, el-Ǿİkdü’l-ferîd, IV, 161-163; Cehşiyârî, el-Vüzerâǿ ve’l-küttâb, s. 12-14; Sûlî, Edebü’l-küttâb, s. 165; Bâkıllânî, el-İntiśâr li’l-Ķurǿân (nşr. M. İsâm el-Kuzâh), Amman-Beyrut 2001, I, 291, 413-417; Kudâî, el-İnbâǿ bi-enbâǿi’l-enbiyâǿ ve tevârîħi’l-ħulefâǿ ve vilâyeti’l-ümerâǿ (nşr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî), Sayda-Beyrut 1418/1998, s. 141; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, Haydarâbâd 1352, VI, 16; a.mlf., ŞuǾabü’l-îmân (nşr. M. Saîd b. Besyûnî Zağlûl), Beyrut 1410/1990, I, 197; İbn Abdülber, el-İstîǾâb (Bicâvî), I, 65-70; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, Beyrut 1411/1990, XXXI, 54; Zerkeşî, el-Burhân fî Ǿulûmi’l-Ķurǿân (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî v.dğr.), Beyrut 1415/1994, I, 326-337; İbn Hacer, el-İśâbe, I, 499; a.mlf., Fetĥu’l-bârî (nşr. Abdülazîz b. Abdullah b. Bâz), Beyrut 1416/1996, X, 12-27; Ebüssuûd, Tefsîrü Ebi’s-SuǾûd, [baskı yeri ve tarihi yok] (Dârü’l-fikr), I, 27; V, 833; Th. Nöldeke, Geschichte des Qorāns (nşr. Fr. Schwally), Leipzig 1909-19, I, 44-48; II, 1-5; M. Abdülazîm ez-Zürkānî, Menâhilü’l-Ǿirfân, Kahire 1362/1943, I, 239-248; Ebû Abdullah ez-Zencânî, Târîħu’l-Ķurǿân, Beyrut 1969, s. 42; Abdurrahman Ömer M. İsbindârî, Kitâbetü’l-Ķurǿâni’l-kerîm fi’l-Ǿahdi’l-Mekkî, Isesco 1423/ 2002 (www.isesco.org.ma/arabe/publications/ Quran/Menu.php), s. 42-43, 71-72; Muhammed Hamîdullah, İslâm Peygamberi (trc. Salih Tuğ), İstanbul 1424/2003, II, 697-707, 758-767; M. Mustafa el-A‘zamî, Küttâbü’n-nebî, Beyrut 1424/ 2003, tür.yer.; a.mlf., The History of the Qur’anic Text from Revelation to Compilation, Leicester 2003, s. 67-86; Hz. Osman’a Nisbet Edilen Mushaf-ı Şerîf: Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Nüshası (inceleme ve neşir Tayyar Altıkulaç), İstanbul 1428/2007, neşredenin girişi, I, 19-23.

Mehmet Suat Mertoğlu  


VAHŞET

(الوحشة)

Allah ile üns halinde bulunan sâlikin O’ndan başka her şeyden sıkılıp yalnızlığı tercih etmesi anlamında tasavvuf terimi

(bk. ÜNS).  


VAHŞÎ

(bk. GARÎB).  


VAHŞÎ-i BÂFKĪ

(وحشى بافقى)

Mevlânâ Şemsüddîn (Kemâlüddîn) Muhammed Vahşî-i Bâfkī (ö. 991/1583)

İranlı şair.

939 (1532-33) yılında Yezd ile Kirman arasındaki Bâfk kasabasında doğdu. Bundan dolayı Yezdî ve Kirmânî nisbeleriyle de anılır. Şiirlerinde kullandığı “Vahşî” mahlasına dair kaynaklarda açık bilgi yoktur. Gençlik yıllarını doğduğu yerde geçirdi. Bu süre içinde “Murâdî-i Bâfkī” mahlasıyla şiir yazan ve âlim bir zat olduğu anlaşılan ağabeyi ile yine dönemin şairlerinden Şerefeddin Alî-i Bâfkī’den edebiyatta ve çeşitli ilimlerde ders alarak eğitimini tamamladı. Önce Yezd’e, ardından Kâşân’a gidip medreselerde hocalık ve yöneticilik yaptı. Bir müddet sonra Yezd’e döndü ve ölümüne kadar burada yaşadı. Klasik nazım şekilleriyle kaleme aldığı lirik şiirlerinin yanı sıra Safevî Sultanı Şah I. Tahmasb ve özellikle Yezd, Kirman ve Kâşân şehirlerinin yerel yöneticileri için methiyeler yazdı. Bunlar arasında kendisini himaye eden Yezd Valisi Gıyâseddin Mîr-i Mîrân başta olmak üzere Şah Ni‘metullāh-ı Velî soyundan gelen Halîlullah ile Kirman’ı yöneten aileye mensup beylerden Bektaş Big Efşâr ve İ‘timâdüddevle Abdullah Han anılabilir. Yezd şehrinde vefat eden Vahşî’nin içkiye düşkünlüğü yüzünden öldüğü, hatta sevgilisi tarafından öldürüldüğüne dair bazı kaynaklarda yer alan bilgiler tarihî gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Vahşî, itibar kazanmak ümidiyle Hint saraylarına yönelen pek çok çağdaşının aksine İran dışına çıkmayıp yaşadığı bölgenin yöneticilerini methetmekle yetinmiş ve sade bir hayatı tercih etmiştir. Yezd Valisi Gıyâseddîn Mîr-i Mîrân’a yakınlığı dolayısıyla Muvahhidüddîn-i Fehmî, Muhteşem-i Kâşânî, Gazanfer-i Kâşânî ve Tâbiî-i Hânsârî gibi şairlerle arasında bir husumetin doğduğu ve birbirlerini çok ağır biçimde hicvettikleri bilinmektedir. Klasik nazım şekillerinin hemen hepsinde eser veren Vahşî, Baba Figānî, Muhteşem-i Kâşânî ve Örfî-i Şîrâzî gibi ünlü şairlerle birlikte Irak ve Hint üslûpları arasında bir geçiş dönemi sayılan, Mekteb-i Vukū‘ adı verilen üslûbun öncülerinden sayılmaktadır. Özellikle gazel, terciibend ve terkibibend türünde çok başarılı kabul edilmiş, kendisinden sonraki şairleri etkilemiştir. Terciibend türünün en güzel örneklerinden biri sayılan “Sâkînâme”si ile “Şerh-i Perîşânî” adlı terkibibendi yaşadığı dönemde büyük şöhret kazanmıştır. Vahşî’nin “vâsûht” (sevgiliden şikâyet) diye adlandırılan tarzda yazdığı şiirler kendine has üslûbunun önemli birer örneğini oluşturmaktadır.

Eserleri. 1. Dîvân. Yaklaşık 9000 beyit ihtiva eden divanda kırk bir kaside, 397 gazel, altmış altı rubâî, kırk dört kıta, 595 beyitten oluşan birkaç parça dağınık mesnevi, on bir terkibibend ve bir terciibend bulunmaktadır. Divanda ayrıca, Nizâmî’nin Maħzenü’l-esrâr ve Ħüsrev ü Şîrîn mesnevilerini örnek alarak yazdığı 592 beyitlik Ħuld-i Berîn ile 966’da (1558-59) tamamladığı 1569 beyitlik Nâžır u Manžûr ve dramatik Fars edebiyatının şaheserlerinden sayılan 1070 beyitlik



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir