TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - TUĞRUL II ::.

cilt: 41; sayfa: 344
[TUĞRUL II - Faruk Sümer]


İbnü’l-Esîr, Halife Nâsır-Lidînillâh’ın Tekiş’e elçi gönderip Tuğrul’dan şikâyetçi olduğunu ve ülkesini elinden almasını istediğini, Tuğrul’un ülkesinin kendisine iktâ edildiğini gösteren bir menşur yolladığını söyler. Hârizmşah da Rey üzerine yürüdü. Yine İbnül-Esîr, Tuğrul’un dağınık haldeki askerlerini toplamaya lüzum görmeden yanındaki az bir kuvvetle Hârizmşah’ı karşılamaya gittiğini, kendisine bunun büyük bir hata olduğunun söylendiğini, fakat bu sözleri dinlemediğini belirtir. Tuğrul askerlerini Hârizm ordusu karşısında muharebe nizamına soktu. Hârizm ordusunun merkez kuvvetini Mahmud Kutluğ İnanç’ın kumandasındaki Irak emîrlerinin askerleri teşkil ediyordu. Sultan bunları görünce hücuma geçti. Onlar açılarak sultanı pek az askeriyle aralarına alıp çevirdikten sonra attan düşürdüler. Sultanla karşılaşan Mahmud başını keserek Tekiş’e götürdü (29 Rebîülevvel 590/24 Mart 1194). Tekiş, Irak emîrlerinin sultanın başının halifeye gönderilmesi teklifini kabul etti ve başsız cesedin Rey pazarında asılı olarak teşhir edilmesine tepki göstermedi. Sultan Tuğrul’un cesedi büyük amcası Tuğrul Bey’in Rey’deki türbesine defnedildi. Böylece Irak Selçukluları Devleti sona ermiş oldu. Sultan Tuğrul’un Melikşah, Berkyaruk, Mesud, Alparslan ve Alp Melik adlı beş oğlu, iki de kızı vardı. Kızlarından biri Tekiş’in oğlu Yûnus Han, diğeri Pehlivan’ın oğlu Özbek ile evlenmiştir. Çok yakışıklı bir genç olduğu kaydedilen Sultan Tuğrul iyi tahsil görmüş bir hükümdardı. Şairleri himaye ettiği gibi kendisi de şiir yazardı. Şiirlerinin birçoğu günümüze kadar gelmiştir. Aynı zamanda iyi bir hattat olup Râvendî’nin dayısı Zeynüddin Mahmud onun hocası idi. Halka karşı âdil ve şefkatli davranmıştır; aynı zamanda cömert bir kimseydi. Fakat tedbirli hareket etmemiş ve dirayetli bir hükümdarlık yapamamıştır. İçkiye ve eğlenceye çok düşkündü. Nizâmî-i Gencevî kendisi için şiir yazmış, Muhammed b. Mahmûd b. Ahmed et-Tûsî ǾAcâǿibü’l-maħlûķāt adlı coğrafya kitabını, Zahîrüddîn-i Nîsâbûrî Selçuknâme’yi onun adına kaleme almıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Râvendî, Râĥatü’ś-śudûr, s. 331-374; a.e. (Ateş), s. 302-344; İbn İsfendiyâr, Târîħ-i Ŧaberistân (nşr. Abbas İkbâl), Tahran 1320 hş., II, 152-154, 156; Aħbârü’d-devleti’s-Selcûķıyye, s. 171-194; İbnül-Esîr, el-Kâmil, XI, 446, 526, 560; XII, 24, 94, 106, 107, 433, 471; Avfî, Lübâbü’l-elbâb (nşr. Saîd-i Nefîsî), Tahran 1335 hş., s. 433, 435, 795; Bündârî, Zübdetü’n-Nuśra, s. 301-304; a.e. (Burslan), s. 268-272; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirǿâtü’z-zamân, VIII/1, s. 330; VIII/2, s. 400-401; Cüveynî, Târîħ-i Cihângüşâ, s. 28-33, 156; İbn Vâsıl, Müferricü’l-kürûb, II, 163-164, 306; Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, CâmiǾu’t-tevârîħ (nşr. Ahmet Ateş), Ankara 1960, s. 176-194; Müstevfî, Târîħ-i Güzîde (Nevâî), s. 463-471; Hüseyin Emîn, Târîħu’l-ǾIrâķ fi’l-Ǿaśri’s-Selcûķī, Bağdad 1385/1965, s. 91-92, 95, 100, 105, 114, 115, 120, 124, 321, 327; Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri Boy Teşkilâtı, Destanları, Ankara 1967, s. 102, 127, 130, 328, 352; C. E. Bosworth, “The Political and Dynastic History of the Iranian World (A. D. 1000-1217)”, CHIr., V, 180-182; A. Hartmann, an-Nāsır li-Dīn Allāh: 1180-1225, Berlin-New York 1975, s. 72-75; V. V. Barthold, Moğol İstilâsına Kadar Türkistan (haz. Hakkı Dursun Yıldız), Ankara 1990, s. 369-370; Mehmet Altay Köymen, “Tuğrul II.”, İA, XII/2, s. 19-25; M. T. Houtsma-[C. E. Bosworth], “Toҗћril (III)”, EI² (İng.), X, 554-555.

Faruk Sümer  


TUĞRUL BEY

es-Sultânü’l-muazzam Şâhânşâh Rüknüddîn Ebû Tâlib Tuğrul Bey Muhammed b. Mîkâîl b. Selçuk (ö. 455/1063)

Büyük Selçuklu Devleti’nin ilk hükümdarı (1040-1063).

Seyhun boylarındaki Cend şehrinde doğdu. Yetmiş yaşlarında vefat ettiğine göre 385’te (995) dünyaya geldiği söylenebilir. Babası Mîkâil gayri müslim Türkler’le yapılan bir savaşta şehid düştüğünden Tuğrul ile ağabeyi Çağrı’yı dedeleri Selçuk Bey büyüttü. Selçuk Bey’in ölümünün ardından yerine oğullarından Arslan (İsrâil) Yabgu geçti. Arslan Yabgu, Cend yöresinde fazla kalamadı. Muhtemelen Cend hâkimi Emîr Şah Melik’in hücumuna uğrayarak Buhara’nın kuzeyindeki Nûr yöresine göç etmek zorunda kaldı. Bir süre sonra Mâverâünnehir’e gelen Gazneli Mahmud tarafından hile ile yakalanıp Hindistan’daki Kālincâr Kalesi’ne hapsedildi (1025). Burada iken yeğenleri Tuğrul ile Çağrı beylere haber göndererek onları Gazneliler’le mücadeleye teşvik etti. Arslan Yabgu’nun ölümü üzerine (423/1032) yerini Selçuk’un hayatta kalan tek oğlu Mûsâ İnanç Yabgu aldı. Ancak idare fiilen Tuğrul ve Çağrı beylerin elindeydi. Karahanlılar ile Selçuklular arasındaki dostluk Ali Tegin’in 426’da (1035) ölümüyle sona erdi. Ali Tegin’in oğullarının çocuk yaşta olmasından faydalanarak Karahanlı iktidarını eline geçiren beylerin düşmanca tavırları yüzünden Nûr yöresinde kalamayacaklarını anlayan Tuğrul ve Çağrı beyler, Hârizm’e göç edip Hârizmşah Hârun ile dostluk münasebetlerini kuvvetlendirmeye çalışırken Cend hâkimi Şah Melik’in baskınına uğradılar. Hârizmşah Hârun’un bir suikastta öldürülmesiyle Hârizm’de daha fazla kalamadılar ve Gazneli Devleti’ne ait Horasan’a geçtiler (Receb 426/Mayıs 1035); Merv, Serahs, Ferâve arasındaki Nesâ yöresini yurt tuttular. İnanç Yabgu, Tuğrul ve Çağrı beyler Gazneli Hükümdarı Sultan Mesud’a gönderdikleri mektupta hizmetine girmek istediklerini bildirdiler. Sultan Mesud bu isteği reddetti ve onları Horasan’dan çıkarmak için bir ordu yolladı. Selçuklular, Hisâr-ı Tâk’ta vuku bulan çarpışmada Gazneliler’e karşı parlak bir zafer kazandılar (19 Şâban 426/29 Haziran 1035). Bunun üzerine Sultan Mesud Nesâ’yı Tuğrul Bey’e, Dihistan’ı Çağrı Bey’e, Ferâve’yi İnanç Yabgu’ya verdi.

Nesâ’da kazandıkları zafer Tuğrul ve Çağrı beylerin Horasan’da bir devlet kurabilecekleri düşüncesini güçlendirdi. Bu sebeple yeniden akınlara başladılar. Selçuklu akınlarını önlemek isteyen Gazneliler’le Serahs yakınlarında Talhâb mevkiinde yapılan savaşta yine galip gelince (Şâban 429/Mayıs 1038) Horasan’ın bir kısmını işgal ettiler ve kendilerine hükümdar gözüyle bakmaya başladılar. Aralarındaki anlaşmaya göre Tuğrul Bey Nîşâbur’a, Çağrı Bey Merv’e, Mûsâ İnanç Yabgu Serahs’a hareket etti. Tuğrul Bey anne bir kardeşi İbrâhim Yinal’ı kendisinden önce 200-300 atlı ile Nîşâbur’a yolladı. Nîşâbur camilerinde Tuğrul Bey adına “Melikü’l-mülûk” unvanıyla hutbe okundu. Ardından Tuğrul Bey 3000 atlı ile Nîşâbur’a gelip Sultan Mesud’un tahtına oturdu. Kolunda Oğuz elinde hükümdarlık alâmeti sayılan gerilmiş bir yay, kemerinde de üç ok bulunuyordu.

Ordularının sürekli yenilmesi üzerine Sultan Mesud bizzat sefere çıktı ve Ulyââbâd ovasında yapılan savaşta Çağrı Bey’i bozguna uğrattı (Receb 430 / Nisan 1039). Savaştan sonra Tuğrul ve Çağrı beylerle Mûsâ İnanç Yabgu durumu değerlendirdiler. Tuğrul Bey ve Mûsâ Yabgu, Sultan Mesud’la mücadelenin güçlüğünü ileri sürerek Irâk-ı Acem ve Cürcân’a gidildiği takdirde oraların kolayca elde edilebileceğini ve Anadolu’ya akınlar yapılabileceğini söylediler. Çağrı Bey ise Gazneli ordusunun zayıf taraflarını anlatarak burada kalıp savaşmaktan yana tavır aldı. Sonunda Çağrı Bey’in görüşü benimsendi. Serahs çölünde yapılan savaşta (2 Şevval 430/27 Haziran 1039) Gazneliler galip geldilerse de bu kesin sonuçlu bir zafer değildi. Ardından Sultan Mesud barış teklifinde bulundu; Tuğrul ve Çağrı beyler bu teklifi kabul



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir