TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - TERAVİH ::.

cilt: 40; sayfa: 483
[TERAVİH - Saffet Köse]


Hz. Peygamber’in sünnetinde gece namazlarının ikişer rek‘at kılınması uygulaması öne çıktığından (Buhârî, “Vitir”, 1, 2, “Śalât”, 84; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 145-148, 156, 157, 159) fakihler teravih namazının her iki rek‘atta bir selâm verilerek kılınmasının fazileti konusunda görüş birliği içindedir. Şâfiî mezhebine göre iki rek‘atta bir selâm vermek farzdır, kasten dört rek‘atta bir selâm verilirse namaz bâtıl olur; hata ile yapıldığı takdirde namaz herhangi bir nâfile namaza dönüşür. Hanefîler’e göre yirminci rek‘atın sonunda verilecek tek selâmla kılınan teravih namazı mekruh görülmekle birlikte sahihtir. Mâlikîler’e göre dört rek‘atta bir selâm vermek mekruhtur, bununla beraber namaz sahih olur. Teravih namazında ramazan boyunca bir hatim yapılması Hanefîler ve Hanbelîler’e göre sünnet, Şâfiîler ve Mâlikîler’e göre müstehaptır. Hz. Peygamber ve sahâbe döneminde bu namaz oldukça uzun bir kıraatle eda edilirken tarihî süreç içerisinde insanlara zahmet vermeme kuralından hareketle uzun okumadan vazgeçilmiş ve cemaati çoğaltmanın kıraati uzatmaktan daha yararlı olacağı düşüncesi öne çıkmış (Kâsânî, I, 289; İbn Kudâme, I, 800), zamanla her rek‘atta uzunca bir âyet veya üç kısa âyetin okunması yeterli görülmüştür. Ancak her durumda namazın âdâbına ve özellikle ta’dîl-i erkâna riayet edilmesi zorunludur; namazın bunu ihlâl edecek biçimde hızlı kıldırılması doğru değildir.

Teravih namazının vakti yatsı namazının arkasından fecre kadar geçen süredir; vitirden sonra kılınması câiz olmakla birlikte uygulamada vitirden önce kılınmaktadır. Hanefîler ve Şâfiîler’e göre teravihin gecenin ilk üçte birlik dilimine veya yarısına ertelenerek kılınması müstehaptır. Hanbelîler ise gecenin ilk vaktinde kılınmasını daha faziletli görmüştür. Teravih namazının eda edilmesi için ezan okunmaz ve kāmet getirilmez; kılamayan kişinin kazâ etmesi gerekmez. Teravih iki rek‘atta bir selâm verilecekse sabah namazının, dört rek‘atta bir selâm verilecekse ikindi namazının sünneti gibi fakat tamamında cehrî kıraatle kılınır. Şâfiîler, Hanbelîler ve bazı Hanefîler’e göre teravih namazında niyetin bu namaz için belirlenmesi gerekli olup mutlak niyet yeterli değildir. Teravih namazı başladıktan sonra camiye gelen kimse önce yatsı namazını kılar, daha sonra teravih namazı için imama uyar. Çünkü teravih yatsı namazına tâbidir ve ondan önce kılınmaz.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Ebû Şeybe, el-Muśannef (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût), Beyrut 1409/1989, II, 162-168; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1414/1994, II, 494-497; Ebû Ca‘fer et-Tûsî, el-Mebsûŧ (nşr. M. Takī el-Keşfî), Tahran 1387, I, 133-134; Serahsî, el-Mebsûŧ, II, 143-149; İbn Rüşd, el-Beyân ve’t-taĥśîl (nşr. Saîd A‘râb), Beyrut 1404/1984, II, 309-310; Kâsânî, BedâǿiǾ, I, 288-290; İbn Kudâme, el-Muġnî, I, 797-802; Zâhidî, Feżâǿilü ramażân ve śalâti’t-terâvîĥ, Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 1859; Nevevî, Ravżatü’ŧ-ŧâlibîn (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd - Ali M. Muavvaz), Beyrut 1412/1992, I, 437; Takıyyüddin es-Sübkî, Đavǿü’l-meśâbîĥ fî śalâti’t-terâvîĥ, Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 1098; İbn Hacer, Fetĥu’l-bârî (Hatîb), IV, 294-299; Bedreddin el-Aynî, ǾUmdetü’l-ķārî, Kahire 1348, XI, 124-128; İbnü’l-Hümâm, Fetĥu’l-ķadîr, I, 466-470; Süyûtî, el-Meśâbîĥ fî śalâti’t-terâvîĥ (el-Ĥâvî li’l-fetâvî içinde), Beyrut 1408/1988, I, 347-350; Kalyûbî, Ĥâşiye Ǿalâ Şerĥi’l-Minhâc, Beyrut 1419/1998, I, 248; İbrâhim b. Hüseyin el-Yanyavî (Kara Şahin), Risâle fî fażîleti’t-terâvîĥ ve’s-saĥûr, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3666; Cemel, Fütûĥâtü’l-vehhâb, Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), I, 489; Tahtâvî, Ĥâşiye Ǿalâ merâķı’l-felâĥ, Kahire 1389/1970, s. 335; Leknevî, Tuĥfetü’l-aħyâr bi-iĥyâǿi sünneti seyyidi’l-ebrâr (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Dımaşk-Beyrut 1412/1992, s. 93-134; Nûreddin Itr, Hedyü’n-Nebî fi’ś-śalavâti’l-ħâśśa, Dımaşk 1407/1987, s. 78-96; Fazl Hasan Abbas, et-Tavżîĥ fî śalâteyi’t-terâvîĥ ve’t-tesâbîĥ, Amman 1988; İsmâil b. Muhammed el-Ensârî, Taśĥîĥu ĥadîŝi śalâti’t-terâvîĥ Ǿişrîne rekǾa ve’r-red Ǿale’l-Elbânî fî tażǾîfih, Riyad 1408/1988; Ahmed b. Kāsım es-San‘ânî, et-Tâcü’l-müźheb, San‘a 1414/1993, I, 158; M. Nâsırüddin el-Elbânî, Śalâtü’t-terâvîĥ, Riyad 1421; M. Ziyâürrahman el-A‘zamî, “Teravih Namazı” (trc. Selman Başaran), İslâmî Araştırmalar, sy. 4, Ankara 1987, s. 5-18; Ruvey‘î Râcih er-Rahîlî, “Fîmâ nesebehû eş-Şeyħ Manśûr el-Buhûtî fi’r-Ravżi’l-mürbiǾ ilâ ǾÖmer b. el-Ħaŧŧâb (r.a.) fî śalâti’t-terâvîĥ fî Ramażân ve taħrîcühû ve münâķaşatü ehli’l-Ǿilm fî źâlik”, Mecelletü’l-Buĥûŝi’l-İslâmiyye, sy. 26, Riyad 1410, s. 277-307; Abdullah b. Nâsır es-Sedhân, “et-Terâvîĥ fi’l-Ǿaśri’n-nebevî: Ehdâfüh ve vesâǿilüh”, a.e., sy. 60 (1421), s. 215-254; Abdülkadir Karahan, “Terâvih”, İA, XII/1, s. 168-169; A. J. Wensinck, “Tarāwīĥ”, EI² (İng.), X, 222; “Śalâtü’t-terâvîĥ”, Mv.F, XXVII, 135-149; Yahyâ Rehâyî, “Terâvîĥ”, Dânişnâme-i Cihân-ı İslâm, Tahran 1380/2002, VI, 819-821; M. Rızâ Ensârî, “Terâvîĥ”, DMT, IV, 203-204; Fâtıma Mücâhidî, “Terâvîĥ”, DMBİ, XIV, 741-744.

Saffet Köse  


TERBΑ

(التربيع)

Eski Türk edebiyatında bir gazelin beyitlerinin önüne aynı vezin ve kafiyede eklenen iki mısra ile bendlerindeki mısra sayısı dörde çıkarılan musammatın adı

(bk. MUSAMMAT).  


TERBİYE

(bk. TÂLİM ve TERBİYE).  


TERCEMAN

(bk. GÜLBANK).  


TERCEME

(الترجمة)

Bölüm başlığı, biyografi, sened vb. anlamlarda kullanılan bir hadis terimi.

Sözlükte “açıklamak, tefsir etmek; bir metni bir dilden diğerine çevirmek; bir kimsenin hayatını anlatmak” mânalarındaki terceme kelimesi (çoğulu terâcim) terim olarak hadis kitaplarının ana bölümleriyle (kitab) alt bölümlerin (bab) başlıklarını, hadis metnini birbirine nakleden râvilerin isimlerinden oluşan senedi, bir kimsenin biyografisini ve içinde aynı senedle rivayet edilen hadislerin toplandığı kitapları ifade eder. Terceme aslında “insan, yer, bölge, olay, kitap gibi şeylere isim ve unvan verme ve bunları tanımlama” anlamına gelir. Unvan vermek, unvanın altında ayrıntılı biçimde açıklanan hususları başlıkta özet halinde sunmak ve bir mânada bunları kısa şekilde tanımlamak demektir. Meselâ ilk dönemlerde Mâlik>Nâfi‘> İbn Ömer senediyle nakledilen hadisler bir sahîfede, bir cüzde, bir kitapta toplanır ve her hadisin başında yer alan aynı sened tekrarlanmayıp kitabın başına bir defa yazılır, böylece sened, altında zikredilen bütün rivayetlerin ortak unvanı olurdu. Bu uygulama sebebiyle terceme kelimesi bazan “sened” mânasında kullanılmıştır (İbnü’s-Salâh, s. 254). Hadis râvilerinin hayatına dair toplu bilgiler için de “tercemetü fülân” ifadesine yer verilmiş, râvilerin tanıtımını yapan, onları cerh ve ta‘dîl açısından değerlendiren eserlere “terâcim kitapları” (ricâl kitapları) denmiştir.

Hadis âlimleri, kitab ve bab esasına göre tasnif edilen eserlerde kitab kelimesiyle aynı konudaki hadislerin ana başlığına, bab kelimesiyle bunların alt başlıklarına işaret etmiştir. Bu tür eserlerde hem ana başlık hem alt başlıklar terceme veya terâcim diye adlandırılmıştır. Bu metotla eser yazanlardan Buhârî’nin başlıkları seçmede gösterdiği başarı sebebiyle terceme (terâcim) neredeyse onun el-CâmiǾu’ś-śaĥîĥ’i için kullanılan bir terim olmuştur. Buhârî’nin el-CâmiǾu’ś-śaĥîĥ’te yer verdiği başlıklarda o başlığın altındaki hadislerden anladığı mânayı özetlemiş ve bu hadisleri âdeta şerhetmiştir. Birkaç anlamı bulunan veya mutlak, mukayyed, âm



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir