TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - TÂCÜLMÜLK ::.

cilt: 39; sayfa: 360
[TÂCÜLMÜLK - Abdülkerim Özaydın]


Nizâmülmülk, yolculuk sırasında Nihâvend yakınlarında bir bâtınî fedâîsi tarafından katledildi. Kaynaklarda katili bu cinayete azmettirenler arasında Tâcülmülk’ün adı da zikredilmektedir (İbnü’l-Adîm, s. 87; İbn Hallikân, II, 131).

Sultan Melikşah, Nizâmülmülk’ün öldürülmesi üzerine Tâcülmülk’ü vezir tayin etti. 24 Ramazan 485’te (28 Ekim 1092) Bağdat’a ulaşıldı. Melikşah, kızı Mâh Melek Hatun’a kötü muamele yapan Halife Muktedî-Biemrillâh’a Bağdat’ı hemen terketmesini söyledi. Halife bir aylık süre istediyse de sultan buna razı olmadı. Tâcülmülk’ün araya girmesiyle Melikşah halifeye on günlük bir süre tanıdı. Sultan Melikşah yediği av etinden zehirlenince devlet işlerini Tâcülmülk’e devretti. Tâcülmülk’e vezirlik hil‘ati verilmesi amacıyla 4 Şevval 485’te (7 Kasım 1092) düzenlenmesi kararlaştırılan tören sultanın rahatsızlığı ve meydana gelen karışıklıklar yüzünden yapılamadı (İbnü’l-Cevzî, IX, 62). Sultan Melikşah kısa bir süre sonra ölünce Tâcülmülk, Terken Hatun ile iş birliği yaparak onun çocuk yaştaki oğlu Mahmud’u sultan ilân ettirmeye çalıştı. Ulemânın çocuk yaştaki birinin sultan olmasının uygun olmadığını bildirmesi üzerine Terken Hatun ile Tâcülmülk, ülkenin idaresi ve ordu kumandanlığının Emîr Üner’e verilmesi ve onun bu konularda Tâcülmülk ile birlikte hareket etmesi, vergilerin toplanması ve âmillerin tayininin Tâcülmülk’ün yetkisinde olması şartıyla halifenin de onayını alarak Mahmud’u sultan ilân ettiler. Tâcülmülk de sultanın vezirliğine tayin edildi.

Sultan Berkyaruk ile Terken Hatun arasında Burûcird’de meydana gelen savaşta Terken Hatun’un ordusunun başında bulunan Tâcülmülk, Berkyaruk’un galip gelmesi üzerine Yezdicerd taraflarına kaçarken yakalanıp sultanın huzuruna getirildi (16 Zilhicce 485/17 Ocak 1093). Sultan Berkyaruk tecrübe ve yeteneğinden haberdar olduğu Tâcülmülk’ü vezir tayin etmek istedi. Nizâmülmülk’ün adamlarından çekinen Tâcülmülk onlara kıymetli eşyalar ve 200.000 dinar dağıttı. Nizâmülmülk’ün oğlu ve nâibi Osman bunu duyunca adamlarına babasının katili olan Tâcülmülk’ün öldürülmesi gerektiğini söyledi. Neticede Tâcülmülk öldürülüp cesedi parçalandı (Muharrem 486/Şubat 1093). Kabiliyetli bir vezir olmasına rağmen makam ve mevki hırsı yüzünden devlete hizmetten önce şahsî çıkarlarını düşünen Tâcülmülk’ün hırsı sonunda ölümüne sebep olmuştur. Kaynaklarda muhaliflerini kendi yanına çekmek için büyük meblağlar ayırdığı belirtilmektedir. Tâcülmülk, dönemin şairlerinden İbnü’l-Hebbâriyye’ye Nizâmülmülk’ü hicveden şiirler yazdırmıştır (İbn Hallikân, IV, 453-454).

Eğitim ve öğretim faaliyetleriyle yakından ilgilenen Tâcülmülk, Bağdat’ta Tâciyye Medresesi adıyla bilinen bir medrese yaptırmış, 1087-1089 yılları arasında tamamlanan yapı 19 Muharrem 482’de (3 Nisan 1089) öğretime açılmıştır. Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed eş-Şâşî burada müderrislik yapmış, İmam Gazzâlî’nin kardeşi Ahmed el-Gazzâlî vaaz vermiş, Ebü’l-Kāsım Ali b. Muhammed el-Mehâmilî muîd olarak görev yapmıştır. Şâfiî âlimi Ebû İshak eş-Şîrâzî için bir türbe yaptıran Tâcülmülk şair Muizzî’nin övgüsüne mazhar olmuştur. Onu hicveden şairler de vardır (Abbas İkbâl, s. 96, 100). Kaynaklarda Tâcülmülk’ün faziletli bir insan olduğu, ancak Nizâmülmülk’ün katline sebebiyet vermesinin bütün faziletlerini örttüğü kaydedilir (meselâ bk. İbnü’l-Esîr, X, 216).

BİBLİYOGRAFYA:

Zahîrüddîn-i Nîsâbûrî, Selcûķnâme (nşr. A. H. Morton), Warminster 2004, s. 31-32, 34; İbnü’l-Cevzî, el-Muntažam, IX, 61-63, 74; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), I, 130-133, 138; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 45-46, 48; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 216; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), s. 61-64, 81-84, 95, 195; İbnü’l-Adîm, Buġyetü’ŧ-ŧaleb, s. 87; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 131; IV, 453-454; V, 287; Nâsırüddin Münşî-i Kirmânî, Nesâǿimü’l-esĥâr (nşr. Mîr Celâleddin Hüseynî-yi Urmevî), Tahran 1959, s. 25-28, 50-51; Hindûşah es-Sâhibî, Tecâribü’s-selef (nşr. İkbâl-i Âştiyânî), Tahran 1357 hş., s. 281, 283; Hândmîr, Düstûrü’l-vüzerâǿ (nşr. Saîd Nefîsî), Tahran 1317, s. 88, 166, 168; İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul 1953, bk. İndeks; K. Rippe, “Über den Sturz Nizām -ul- Mulks”, 60. Doğum Yılı Münasebetiyle Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953, s. 423-435; Abbas İkbâl, Vezâret der ǾAhd-i Selâŧîn-i Büzürg-i Selcûķī (nşr. M. Takī Dânişpejûh), Tahran 1338 hş., s. 20, 29, 51, 58, 59, 71, 92, 96, 100, 104, 106, 109, 186, 279; C. L. Klausner, The Seljuk Vezirate: A Study of Civil Administration 1055-1194, Cambridge 1973, s. 19, 46, 47, 76, 94, 106, 119, 120; Abdülkerim Özaydın, Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001, s. 4, 6, 7, 9, 10, 11, 17, 19, 20, 21, 63, 148; G. Makdisi, İslâm’ın Klasik Çağında Din Hukuk Eğitim (trc. Hasan Tuncay Başoğlu), İstanbul 2007, s. 226-227, 240; C. E. Bosworth, “Ibn Dārust”, EI² Suppl (İng.), s. 383-384; a.mlf., “Ebn Dārost”, EIr., VIII, 12-13.

Abdülkerim Özaydın  


TÂCÜLMÜLÛK

(bk. BÖRİ).  


TÂCÜŞŞERÎA

(تاج الشريعة)

Ebû Abdillâh Tâcüşşerîa Ömer b. Sadrişşerîa el-Evvel Ubeydillâh b. Mahmûd el-Mahbûbî el-Buhârî (ö. 709/1309)

Hanefî fakihi, el-Hidâye’nin ilk şârihlerinden.

Günümüze pek çok nüshası ulaşan Nihâyetü’l-kifâye adlı eserine ait nüshaların zahriyye kayıtlarında ve bazı biyografi eserlerinde Tâcüşşerîa’nın adı konusunda bir belirsizlik varsa da kendisi bu eserinin “Kitâbü’l-eymân” bölümünün sonunda adını Ebû Abdullah Ömer b. Sadrüşşerîa diye kaydetmiştir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 826, vr. 244b; İstanbul Müftülüğü Ktp., nr. 77/1, vr. 223a). Tâcüşşerîa, Orta Asya Hanefî mezhebi tarihinde ve Buhara’nın siyasetinde çok etkili olmuş sadr (şehrin siyasî ve hukukî bürokrasisinin başı) ailelerinden Buharalı Mahbûbîler’e mensuptur. Yine kendisi gibi bir fakih olan, el-Viķāye yazarı Mahmûd b. Sadrüşşerîa’nın kardeşi ve Sadrüşşerîa es-Sânî’nin dedesidir. Kaynaklarda genellikle kardeşi Mahmûd’la karıştırılmış, Mahmûd b. Sadrüşşerîa daha çok Burhânüşşerîa lakabıyla bilinmesine rağmen el-Viķāye yazmalarının bir kısmında ve bazı biyografi kaynaklarında kendisinden Tâcüşşerîa lakabıyla söz edilmiş, bazan da el-Hidâye şârihi olduğu zikredilmiştir (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1505, vr. 1a). Muteber Hanefî eserlerinde mutlak şekilde kullanıldığında Tâcüşşerîa ile el-Hidâye şârihinin kastedildiği, ayrıca Sadrüşşerîa es-Sânî’nin kendi nesep silsilesini Ubeydullah b. Mes‘ûd b. Tâcüşşerîa Ömer olarak verdiği, yine Şerĥu’l-Viķāye’nin dîbâcesinde el-Viķāye yazarından “dedem Burhânüşşerîa ve’d-dîn Mahmûd b. Sadrüşşerîa” diye söz ettiği dikkate alınıp Tâcüşşerîa’nın “şârihu’l-Hidâye”, Burhânüşşerîa’nın “sâhibü’l-Viķāye” diye bilinen âlimler olduğu kesinlikle söylenebilir; nitekim Kefevî ve Kâtib Çelebi de böyle kaydetmiştir (Ketâǿib, vr. 257a-b; Keşfü’ž-žunûn, II, 2020, 2033). IX. (XV.) yüzyıl müelliflerinden Muînülfukarâ ile Fasîh-i Hâfî de bu iki âlimin lakaplarını Burhânüşşerîa ve Tâcüşşerîa şeklinde vermekte ve kardeş olduklarını belirtmektedir (Kitâb-ı Mollazâde, s. 24; Mücmel-i Faśîĥî, II, 343; III, 17, 42).

Diğer birçok Orta Asya hukukçusu gibi Tâcüşşerîa’nın hayatı hakkında da fazla bilgi yoktur. Sahâbeden Ubâde b. Sâmit’in



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir