TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ŞİRVANŞAHLAR ::.

cilt: 39; sayfa: 212
[ŞİRVANŞAHLAR - Sara Aşurbeyli]


Safevîler’den Şeyh Cüneyd, Şirvan’ı zaptetmek amacıyla harekete geçtiyse de Şirvanşah Cüneyd’i yenerek katletti. Daha sonra Cüneyd’in oğlu Şeyh Haydar da Ferruh Yesâr devrinde Şirvan’a saldırdı, fakat o da sonuç alamadı. Bu yıllarda Osmanlılar’ın Şirvanşahlar’la temas kurdukları bilinmektedir. 906 (1500) yılında Şah İsmâil, babası ve dedesinin intikamını almak için 7000 kişilik bir orduyla Şirvanşah Ferruh Yesâr’ın üzerine yürüdü ve yapılan savaşta Ferruh Yesâr hayatını kaybetti. Şah İsmâil, Bakü ve Şemâhî’yi zaptedip çok sayıda Sünnî’yi katlettirdi. Bu dönemde Şirvanşahlar, Osmanlılar’a başvurarak Safevîler’e karşı yardım talebinde bulundular. Özellikle Kanûnî Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi sırasında ilişkiler daha da gelişti. Yavuz Sultan Selim de Şirvanşahlar’dan Şeyh II. İbrâhim’e mektup gönderip kendisini halife olarak tanımasını ve adına hutbe okutmasını istemişti (Feridun Bey, I, 437-444). Kanûnî’yi metbû tanıyan Sultan II. Halil 1534’te vefat edince oğlu Burhân-ı Ali çocuk yaşta olduğundan yerine amcası Ferruh Yesâr’ın oğlu Şâhruh geçti. Genç yaştaki Şâhruh, 944’te (1537) Kalenderoğlu adlı birinin çıkardığı isyanı bastırdı, fakat uyguladığı sert siyasetle halkın tepkisini çekti. Bunun üzerine Şah I. Tahmasb kardeşi Elkas Mirza’yı 20.000 kişilik orduyla Şirvan’a yolladı. Safevîler bölgeyi yağma edip 945 Cemâziyelevvelinde (Ekim 1538) Baykurd Kalesi’ni zaptettiler ve şiddetli savaşlardan sonra on beş yaşındaki Şâhruh’u esir alarak Tebriz’e götürdüler. Tahmasb onu bir süre kalede hapsetti ve 946 (1539) yılında gizlice öldürttü. Şirvan’ın zaptından sonra Şirvanşahlar hânedanı ortadan kalktı ve Şirvan ülkesi Safevî Devleti’ne katıldı. Bununla beraber Osmanlı kaynaklarında Şirvanşahlar’a mensup olarak gösterilen Burhân-ı Ali 951’de (1544) ortaya çıkıp Şirvan’ı Safevîler’den geri almaya çalıştı. Kanûnî 1548 seferi sırasında ona haberler yolladı ve kendisiyle irtibat kurdu. Osmanlı ordusunun çekilmesinin ardından Şah Tahmasb, Burhân-ı Ali üzerine Ustaclu Abdullah Han’ı göndererek duruma hâkim olmak isterken Burhân-ı Ali’nin bir hastalık sonucu öldüğü haberi geldi. Şirvanlılar, Mihrab adlı birini onun yerine geçirdilerse de Abdullah Han, Şirvan’a girip burada yeniden Safevî idaresini tesis etti (958/1551). Osmanlılar, XVI. yüzyıl boyunca Şirvan’la olan ilgilerini sürdürüp buradaki mahallî liderleri Şirvanşah unvanıyla andılar. 987’de (1579) Ebû Bekir b. Burhân-ı Ali bir süre Osmanlı valisi sıfatıyla görev yaptıysa da 1016’da (1607) Safevî egemenliğinin kesin olarak kurulmasıyla Şirvanşahlar hânedanı sona erdi (hânedanın hükümdar listesi için bk. Bosworth, s. 140-141).

XI. yüzyılda Abbâsî halifelerini ve Selçuklu sultanlarını metbû tanıyan ve sikkelerde onların adına yer veren (Kouymjian, s. 342-343) Şirvanşahlar hânedanında siyaset, toplum ve kültür hayatı İran’ın etkisi altına girmiştir. Azerbaycan kültürünün gelişmesi açısından zirve sayılan Şirvanşahlar, XII. yüzyılda tamamen yerli nüfusla karışıp yaşam ve gelenekleriyle mahallî bir hânedan niteliği kazanmışlardır. XI. yüzyıldan başlayarak Moğol istilâsına kadar Şirvanşahlar kendi paralarını darbettirmiş, bunu daha sonra Derbendî Şirvanşahları döneminde (1382-1501) sürdürmüşlerdir. Şirvanşah Devleti’nin başşehri önce Şemâhî ve Yezîdiye idi, XV. yüzyılın başlarından itibaren Bakü oldu. Şirvanşahlar deneyimli, politik, yetenekli, olgun diplomasi ve başarılı yönetimleriyle Selçuklular, Moğollar ve Timurlular’ın egemenliği döneminde bile siyasî varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Tâbi oldukları Selçuklular’ın ve ardından Safevîler’e vergi ödeyen Şirvanşahlar iç işlerinde serbestti. Şirvanşahlar’dan I. Ferîburz, III. Menûçihr, oğlu I. Ahistan (Ahsetân, Ahsitan), I. Şeyh İbrâhim ve Halil ünlü diplomat ve devlet adamları olarak tarihte iz bırakmıştır. Araştırmacılar III. Ferîburz, Kâvûs, Şeyh İbrâhim ve Ferruh Yesâr’ın iyi birer kumandan olduklarında hemfikirdir. II. Ahistan, Zâhidiyye tarikatının pîri İbrâhim Zâhid-i Geylânî’ye mürid olmuş ve Güştâsfî’de onun için bir zâviye yaptırmıştır.

Ünlü kaside şairi Hâkānî-i Şirvânî, Hâkān-ı Ekber III. Menûçihr’in himayesine mazhar olmuş ve hükümdar kendisine melikü’ş-şuarâ ve nedîmü’ş-şuarâ unvanlarını vermiştir. III. Menûçihr’in oğlu Celâlüddevle Ahistan’ın isteği üzerine 584 (1188) yılında Nizâmî-i Gencevî Leylâ vü Mecnûn adlı eserini kaleme almıştır. III. Menûçihr ve Ahistan dönemlerinde Şirvanşahlar hânedanında Sâsânî gelenekleri güçlenmiş, özellikle kültürel hayatta egemen olmuştur. XI-XIII. yüzyıllarda şehirlerde ekonomi ve kültür alanlarında gelişmeler kaydedilmiş, hükümdarlar bilim, sanat ve edebiyatı teşvik etmiştir. XII. yüzyılda Azerbaycan edebî ekolü ortaya çıkmış, Hâkānî-i Şirvânî, Nizâmî-i Gencevî, Ebü’l-Alâ-yı Gencevî, Felekî-yi Şirvânî; XV. yüzyılda Hâmidî, Kabûlî ve Şemseddin Kâtibî gibi ünlü edip ve şairler yetişmiştir. Şirvanşahlar Devleti’nde resmî dil Farsça’ydı, Arapça dinî alanda kullanılırdı. Konuşma dili olan Türkçe ile XIII. yüzyıldan itibaren şiirler yazılmıştır. Şirvanşahlar dinî geleneklerin ve kurumların geliştirilmesine önem vererek tarikat ve tekkelerin faaliyetlerini desteklemişlerdir. Bu dönemde Pîr Hüseyin ve Muhammed Alî-i Bakûvî gibi din âlimleri yetişmiştir.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir