TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ŞİHÂBÜ’l-AHBÂR ::.

cilt: 39; sayfa: 144
[ŞİHÂBÜ’l-AHBÂR - Mehmet Efendioğlu]


metoduna uygun biçimde düzenlediklerini belirtmişlerdir. Süyûtî’nin el-CâmiǾu’ś-śaġīr, Muhammed Abdürraûf el-Münâvî’nin Künûzü’l-ĥaķāǿiķ ve Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin Râmûzü’l-eĥâdîŝ’inin telif metodunda da bu eserin etkisi görülmektedir. Şihâbü’l-aħbâr özellikle Osmanlılar zamanında kaleme alınan kırk hadis mecmualarının, hat malzemesi olarak mimari eserlerin ve hüsn-i hat levhalarının başlıca kaynağı olmuştur (Yardım, KAM, XII/1 [1983], s. 70-74).

İstanbul kütüphanelerinde pek çok yazma nüshası bulunan Şihâbü’l-aħbâr, eş-Şihâb fi’l-ĥikemi ve’l-âdâb (Tahran 1322/1904; Bağdat 1327/1909); Şihâbü’l-aħbâr (nşr. Mîr Celâleddin Urmevî, Tahran 1342/1923) ve Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi (bk. bibl.) adıyla birkaç defa basılmıştır. Müellifin vefatından kısa bir süre sonra meşhur olan eser, özellikle VI. (XII.) yüzyılın başlarından itibaren Ehl-i sünnet’ten ve Şîa’dan birçok âlim tarafından şerhedilmiştir. Sünnî âlimlerinden Radıyyüddin es-Sâgānî, Keşfü’l-ĥicâb Ǿan eĥâdîŝi’ş-Şihâb adıyla kaleme aldığı şerhinde (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 550/1, vr. 1a-22a) Şihâbü’l-aħbâr’ı kendisine ait Meşâriķu’l-envâri’n-nebeviyye’nin metoduna uygun biçimde bab başlıklarına göre düzenleyip şerhetmiş ve hadislerini de rumuzlarla rivayet tekniği açısından değerlendirmiştir. Sâgānî, ed-Dürrü’l-mülteķaŧ fî tebyîni’l-ġalaŧ ve nefyi’l-laġaŧ adlı kitabında ise (nşr. Ebü’l-Fidâ Abdullah el-Kādî, Beyrut 1405/1985, müellifin el-MevżûǾât isimli eseriyle birlikte) Şihâbü’l-aħbâr’da nakledilen ve kendisi tarafından mevzû sayılan altmış küsur hadise yer vermiş, ancak Zeynüddin el-Irâkī Risâle fi’r-reddi Ǿale’ś-Śâġānî adlı çalışmasında onu eleştirmiş ve mevzû olduğuna hükmettiği hadislerin çoğunda yanıldığını belirtmiş, bunlardan on üç tanesinin ya sahih veya hasen derecesinde bulunduğunu ileri sürmüştür (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî, Beyrut 1407/1986, Müsnedü’ş-Şihâb’ın sonunda, II, 349-368). Necmeddin el-Gaytî Telħîśu Şihâbi’l-aħbâr adıyla bir eser meydana getirmiş (Keşfü’ž-žunûn, II, 1067), Muhammed Abdürraûf el-Münâvî, eş-Şihâb’daki hadisleri önce İsǾâfü(İmǾânü)’ŧ-ŧullâb bi-tertîbi’ş-Şihâb ismiyle alfabetik sıraya göre düzenlemiş (Konya Yûsuf Ağa Ktp., nr. 6993/2), daha sonra bunları RefǾu’n-niķāb Ǿan (eĥâdîŝi)kitâbi’ş-Şihâb adlı eserinde karışık olarak şerhetmiştir (Konya Yûsuf Ağa Ktp., nr. 6993/3), Süyûtî ise Şihâbü’l-aħbâr’ı el-CâmiǾu’ś-śaġīr’inde uyguladığı alfabetik metoda göre düzenlemiş ve bu esere İsǾâfü’ŧ-ŧullâb bi-tertîbi’ş-Şihâb ismini vermiştir (Keşfü’ž-žunûn, II, 1067-1068). Çağdaş müelliflerden Muhammed Mustafa el-Merâgī eseri el-Lübâb fî şerĥi’ş-Şihâb adıyla şerhetmiş (Kahire 1390/1970); Ebü’l-Feyz İbnü’s-Sıddîk el-Gumârî de Fetĥu’l-vehhâb bi-taħrîci eĥâdîŝi’ş-Şihâb, Münyetü’ŧ-ŧullâb bi-taħrîci eĥâdîŝi’ş-Şihâb, Veşyü’l-ihâb bi’l-müstaħrec Ǿalâ Müsnedi’ş-Şihâb ve el-İsĥâb fi’l-istiħrâc Ǿalâ Müsnedi’ş-Şihâb ismiyle dört çalışma yapmış, bunlardan Fetĥu’l-vehhâb iki cilt halinde neşredilmiştir (bk. bibl.). Müsnedü’ş-Şihâb’ı esas alarak Şihâbü’l-aħbâr’ı Müsned-i Şihâb-Hadis Şuleleri adıyla Türkçe’ye çeviren Ali Akar (Konya 2005), eseri alfabetik esasa göre yeniden düzenlemiştir.

Şihâbü’l-aħbâr’a Şîa âlimleri tarafından yazılan şerhler arasında en çok bilinenler Ziyâeddin er-Râvendî’nin Đavǿü’ş-şihâb fî şerĥi’ş-Şihâb, Ebü’l-Fütûh Hüseyin b. Ali er-Râzî’nin Rûĥu’l-aĥbâb ve ravĥu’l-elbâb, Kutbüddin er-Râvendî’nin Żıyâǿü’ş-şihâb fî şerĥi’ş-Şihâb adlı eserleri olup bunlardan Đavǿü’ş-şihâb ve Żıyâǿü’ş-şihâb günümüze ulaşmıştır. Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed İbnü’l-Kudâî’nin Faślü’l-ħiŧâb fî şerĥi’ş-Şihâb isimli Farsça şerhinin Terkü’l-iŧnâb fî şerĥi’ş-Şihâb adıyla bilinen muhtasarı Muhammed Şirvânî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1344 hş./1964). Son dönem Şiî müelliflerinden Naşnas da eseri Farsça’ya çevirip Şerĥ-i Fârisî Şihâbü’l-aħbâr adıyla şerhetmiştir (nşr. Muhammed Takī Dâniş Bezve, Tahran 1349/1930). Abdullah Muhammed el-Habeşî çoğu şerh, hâşiye ve ihtisar olmak üzere Şihâbü’l-aħbâr üzerine yapılan elli civarında çalışma tesbit etmiştir (CâmiǾu’ş-şürûĥ, II, 1127-1131).

BİBLİYOGRAFYA:

Kudâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi (trc. Ali Yardım), İstanbul 1999, metin, s. 6, ayrıca bk. tercüme edenin girişi, s. 1-27; a.mlf., Müsnedü’ş-Şihâb (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Beyrut 1407/1986, neşredenin girişi, I, 11-14; Keşfü’ž-žunûn, II, 1067-1068; Îżâĥu’l-meknûn, II, 190; Ebü’l-Feyz İbnü’s-Sıddîk, Fetĥu’l-vehhâb bi-taħrîci eĥâdîŝi’ş-Şihâb (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Beyrut 1408/1988, neşredenin girişi, I, 6-7; Abdullah Muhammed el-Habeşî, CâmiǾu’ş-şürûĥ ve’l-ĥavâşî, Ebûzabî 1425/2004, II, 1127-1131; Ali Yardım, “Kuzâî’nin Şihâbü’l-Ahbâr Adlı Hadis Kitabı”, KAM, XII/1 (1983), s. 65-76; a.mlf., “Kuzâî ve Müsnedü’ş-Şihâb’ı”, DÜİFD, IV (1987), s. 285-348; a.mlf., “Kudâî”, DİA, XXVI, 309; M. Yaşar Kandemir, “İbnü’s-Sıddîk, Ebü’l-Feyz”, DİA, XXI, 208.

Mehmet Efendioğlu  


ŞİHÂBÜDDİN

(bk. ŞEHÂBEDDİN).  


ŞİÎ

(bk. ŞÎA).  


ŞİİR

(الشعر)

Sözlükte şi‘r “bir şeyi inceliklerini kavrayarak bilmek, sezerek vâkıf olmak; uyumlu, ölçülü ve âhenkli söz söylemek” anlamlarında masdar; “seziş, hissediş, sezgiye dayanan bilgi; duygu ve heyecandan kaynaklanan uyumlu, ölçülü ve âhenkli söz” mânasında isimdir (Lisânü’l-ǾArab, “şǾr” md.; Kāmus Tercümesi, “şǾr” md.; el-Müncid, “şǾr” md.). Goldziher bu bağlamda şairi “tabiat üstü sihrî bir bilgiye dayanan sezişle bilen kimse” şeklinde yorumlar (Abhandlungen, I, 17). Şiir kelimesini İbrânîce şîr ile (şarkı, güfte, kaside, mûsiki, marş) ilişkili kabul edenler de vardır. Kaynağında sihrî bir mâna sezilen şiirin terim anlamı “engin his, hayal ve ilham ürünü olup sanatkârane biçimde söylenmiş vezinli-kafiyeli söz”dür (İA, XI, 530). Şiiri şiir yapan temel unsurlar his, hayal, ilham, lafız-mâna ilişkisi, vezin-kafiye, kasıt ve niyet şeklinde belirlenebilir. Şiir yazma kastı ve niyeti olmadan vezinli ve kafiyeli söylenmiş sözler şiir sayılmaz. Bu sebeple bazı âyet ve hadislerin bir kısım aruz vezinlerine uygun veya kafiyeli olarak gelmesi onların şiir sayılmasını gerektirmez. Şiirde mânalar lafızlara tâbi iken âyet ve hadislerde lafızlar mânalara tâbidir. Sözlükte “dizmek, ipe inci dizmek” anlamındaki nazm kelimesi genellikle şiir ve şiir telifi için kullanılırsa da his ve hayal boyutu olmayıp yalnız vezin ve kafiye unsurlarını taşıyan didaktik şiir türü nazım ve manzûme diye anılır. Bu sebeple İbn Mâlik et-Tâî “Elfiyye” şairi değil “Elfiyye” nâzımı diye nitelendirilir. Aynı şekilde duygu boyutu bulunmakla birlikte vezin esasına dayanmayan kafiyeli metinler şiir değil edebî nesirdir. Şiirin ana malzemesinin çoğunu hayal teşkil eder, çünkü duygunun gücünü tasvir edebilmek için hayale ihtiyaç vardır. Bu sebeple bir kısım Araplar vezinli-kafiyeli olmasa da hayal içeren her söze şiir demişlerdir. Bu anlayış eski ve yeni Batı şiir anlayışı ile mantıkçıların anlayışına uygun düşmektedir. Nitekim Hassân b.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir