TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ŞERÎK b. ABDULLAH ::.

cilt: 39; sayfa: 6
[ŞERÎK b. ABDULLAH - Mehmet Ali Sönmez]


ederek hemen kabul etmedi. Mansûr onu yanına çağırıp tayini gerçekleştireceğine dair yemin edince Şerîk görevi üstlenmek zorunda kaldı (İbn Sa‘d, VI, 379). Şerîk’in Kûfe kadılığı Mansûr’un ölümünden (158/775) sonra yerine geçen oğlu Mehdî zamanında da devam etti, ancak bir müddet sonra görevinden alındı. Ahvaz kadılığına ne zaman tayin edildiği bilinmemekteyse de bu tayinin Mehdî’nin ölümünün (169/785-86) ardından halife olan Hâdî veya Hârûnürreşîd döneminde gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Rivayete göre Şerîk, Ahvaz’da kadılık makamına oturmuş, herhangi bir davaya bakmadan bir süre beklemiş ve görev yerini terkederek şehirde gizlenmiştir. Onun bu tavrı bazıları tarafından Ahvaz kadılığını beğenmediği şeklinde yorumlanmışsa da asıl sebebin kendisine zorla görev verilmesi olduğu anlaşılmaktadır (Vekî‘, I, 153). 177 yılı Zilkade ayının ilk Cumartesi günü (8 Şubat 794) Kûfe’de vefat eden Şerîk’in cenaze namazını Kûfe Valisi Mûsâ b. Îsâ kıldırdı. O sırada Hîre’de bulunan Hârûnürreşîd cenaze namazına katılmak üzere Kûfe’ye hareket etmişse de namazının kılındığını öğrenince Kantara’dan geri dönmüştür.

Çok hadis rivayet etmesiyle tanınan Şerîk b. Abdullah hadis münekkitlerince sika, me’mûn ve sadûk gibi terimlerle değerlendirilmiş, ancak bazı âlimler zabtının zayıf, galatının fazla olduğunu söylemiş, kitabına bakarak yaptığı rivayetlerin sağlam olmasına rağmen hadisiyle ihticâc edilemeyecek derecede hıfzının zayıflığından bahsedilmiştir. Naklettiği hadislerin bir kısmını Buhârî el-CâmiǾu’ś-śaĥîĥ’ine istişhâd için almış, Müslim de el-CâmiǾu’ś-śaĥîĥ’ine aldığı rivayetleri mütâbaat için kaydetmiştir (Zehebî, Teźkiretü’l-ĥuffâž, I, 232). Şerîk’in zabt açısından zayıflığını İbn Hibbân gibi bazı muhaddisler yaşlılığından kaynaklanan vehmine bağlamış, bazıları Kûfe kadılığını kabul ettiğinden böyle bir ithama mâruz kaldığını belirtmiş, bir kısım âlimler de bu zafiyetin kendisinde eskiden beri görüldüğünü söylemiştir. İbn Hibbân, Şerîk’in Yezîd b. Hârûn ve İshak b. Yûsuf el-Ezrak gibi ilk talebelerinin kendisinden Vâsıt kadılığı döneminde aldıkları hadislerde herhangi bir karıştırma bulunmadığını bildirmiş, ömrünün son yıllarında Kûfe’de naklettiği rivayetlerde çok sayıda vehme rastlandığını tesbit etmiştir (eŝ-Ŝiķāt, VI, 444). Zehebî, Şerîk b. Abdullah’ı hadisi hasen sayılan bir muhaddis olarak kabul etmektedir (Teźkiretü’l-ĥuffâž, I, 232).

Şerîk b. Abdullah’ın Şiîliğe meylettiği rivayet edilmiş, ilk dört halifenin fazileti konusunda bazan Hz. Ali’yi, bazan Hz. Ebû Bekir ve Ömer’i öne çıkardığı görülmüş, fakat onun Şiîliğe meylinin hadis rivayetini etkilemeyecek nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Hulefâ-yi Râşidîn konusunda kendisine nisbet edilen rivayetleri değerlendiren Zehebî, Şiîliğinin bir sakınca oluşturmadığı sonucuna varmış (AǾlâmü’n-nübelâǿ, VIII, 209), Şerîk’in Şiîliğine delil sayılan, “Her nebînin bir vasîsi bir de vârisi olur, benim vasîm ve vârisim Ali’dir” anlamındaki haberle onun bir ilgisi bulunmadığını, bu rivayetin onun adına uydurulduğunu söylemiştir (Mîzânü’l-iǾtidâl, III, 375).

Şerîk b. Abdullah ile Ebû Hanîfe arasında bazı anlaşmazlıkların bulunduğu zikredilmişse de bunun, Şerîk’in kadılık görevini kabul etmesinden dolayı siyasî otoritenin etkisi altında kalarak hüküm vereceği endişesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Fakat Şerîk âdil icraatıyla bu endişeleri gidermiş, verdiği hükümlerle halkın sevgisini ve güvenini kazanmıştır. Kûfe kadılığından azledilmesinin, duruşma sırasında bir kişinin Halife Mehdî’nin yakını olduğunu söylemesi, Şerîk’in de onu hemen cezalandırması yüzünden olduğu belirtilmiştir. Şerîk’in her sabah mescide giderek iki rek‘at namaz kıldığı, ardından üzerinde, “Ey Şerîk, sıratı ve sıratın keskinliğini düşün! Azîz ve celîl olan Allah’ın huzuruna çıkacağın günü düşün!” cümlelerinin yazılı olduğu bir kâğıdı okuduğu ve duruşmaya bundan sonra başladığı nakledilmiştir. Katı bir zühd hayatı yaşadığı, çok defa sadece sütle beslendiği, bazan su ile ıslattığı ekmeği yediği ve zaman zaman kendi yıkadığı elbiseleri kuruttuktan sonra giyerek görev yerine gittiği belirtilmektedir. Kaynaklarda Şerîk’in, “Cevap vermen gereken yerde cevap ver, susarsan kalbin çözülür.” “Allah’ın emrini yücelt ki Allah da seni yüceltsin” gibi güzel sözleri nakledilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt, VI, 378-379; Buhârî, et-Târîħu’l-kebîr, IV, 237; İbn Kuteybe, el-MaǾârif (Ukkâşe), s. 508-509; Vekî‘, Aħbârü’l-ķuđât, I, 149-175; İbn Hibbân, eŝ-Ŝiķāt, VI, 444; Hatîb, Târîħu Baġdâd, IX, 279-295; Sem‘ânî, el-Ensâb, XIII, 64-65; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 464-468; Mizzî, Tehźîbü’l-Kemâl, XII, 462-475; Zehebî, AǾlâ-mü’n-nübelâǿ, VIII, 200-216; a.mlf., Teźkiretü’l-ĥuffâž, I, 232; a.mlf., Mîzânü’l-iǾtidâl (nşr. Ali M. Muavvaz v.dğr.), Beyrut 1416/1995, III, 372-376; İbn Hacer, Tehźîbü’t-Tehźîb, Beyrut 1404/1984, IV, 293-296; Muhammed ez-Zühaylî, MerciǾu’l-Ǿulûmi’l-İslâmiyye, Dımaşk, ts. (Dârü’l-ma‘rife), s. 132.

Mehmet Ali Sönmez  


ŞERÎŞÎ

(الشريشي)

Ebü’l-Abbâs Kemâlüddîn Ahmed b. Abdilmü’min b. Mûsâ b. Îsâ el-Kaysî eş-Şerîşî (ö. 619/1222)

Arap dili ve edebiyatı âlimi.

557 (1162) yılında Endülüs’ün Şerîş (Jerez de la Frontera) şehrinde doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını burada geçirdi. İlk öğrenimini burada Kādî Ebû Bekir b. Ezher el-Hucrî, Kādî Ebü’l-Hasan b. Lübbâl (Lebbâl), Ebû Bekir b. Mâlik, Ebû Bekir b. Ubeyd es-Seksekî gibi hocalardan yaptı. Daha sonra İşbîliye (Sevilla), Mâleka (Malaga) ve Sebte’ye (Ceuta), ayrıca Fas ve Mısır’a gitti. İşbîliye’de Ebû Abdullah İbn Zerkūn, Ebü’l-Hüseyin İbnü’s-Sâlif, Nücbe b. Mikdâm ve ünlü seyyah İbn Cübeyr; Mâleka’da İbnü’l-Fahhâr, İbn Ubeydullah, Ebü’s-Sabr Eyyûb b. Abdullah el-Fihrî ve Ebü’l-Hasan en-Nakarâtî’nin derslerine devam etti. Ebü’l-Hasan Nücbe (b. Mikdâm [?]), Mus‘ab b. Muhammed (İbn Ebü’r-Rukeb) el-Huşenî ve İbn Harûf gibi dilcilerden rivayette bulundu. Dil, edebiyat ve özellikle nahiv alanında kendini yetiştirdi. Ardından Belensiye (Valencia), Mürsiye (Mürcia) ve Kahire gibi ilim merkezlerinde ders verdi. Özlemini ifade ettiği bir şiirinden (Makkarî, II, 116, 392) onun Dımaşk’a kadar gittiği ve bir müddet orada kaldığı anlaşılmaktadır. Hayatının sonuna kadar değişik ülke ve şehirlerde hocalık yaptı ve birçok öğrenci yetiştirdi. Bunlar arasında 615 (1218) yılında Şerîş’te icâzet verdiği, hocalarının biyografileriyle onlardan okuduğu derslere dair Bernâmecü Şüyûħi’r-RuǾaynî adlı eserin müellifi Ebü’l-Hasan er-Ruaynî ile 616’da (1219) Belensiye’de icâzet verdiği et-Tekmile li-Kitâbi’ś-Śıla sahibi İbnü’l-Ebbâr ve İbn Fertûn gibi şahsiyetler vardır. Şerîşî ömrünün sonlarına doğru Şerîş’e döndü ve burada vefat etti. Gerek eserleri gerekse kaynaklardaki bilgiler onun daha çok nahiv ve lugat ilmi sahalarında öne çıktığını göstermektedir. Ayrıca dil, edebiyat ve aruz alanında geniş bilgi sahibiydi. Bunun yanında Şerîşî’nin rivayetlerine güvenilir, dili fasih, nesri güçlü bir âlim olduğu belirtilir. Bazı eserlerde şiirlerinden parçalara yer verilmiştir (meselâ bk. a.g.e., II, 116; III, 446). Fakat onun asıl şöhreti Harîrî’nin el-Maķāmât’ı üzerine yazdığı şerhlere dayandığından “Şârihu’l-Makāmât” lakabıyla da anılmıştır.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir