TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ŞAKĪK-ı BELHÎ ::.

cilt: 38; sayfa: 306
[ŞAKĪK-ı BELHÎ - Ali Bolat]


korumasını, konuşmadan önce iyi düşünmesini tavsiye eder. Onun suskunluğu tercih etmesi zühd anlayışının en önemli unsurlarından biridir. Ona göre zâhidin zühdü fiiliyle, zâhid geçinenin zühdü sözüyledir (a.g.e., a.y.), Nefsin sıkı bir riyâzetle terbiye edilmesinin ardından kalbin dünya arzularından temizlenmesi nisbetinde mârifete ulaşılabileceğini düşünen Şakīk-i Belhî’nin mârifet anlayışında dört unsur bulunmaktadır: Allah’ı, nefsini, Allah’ın emir ve nehiylerini, Allah’ın ve kendisinin düşmanlarını bilmek. Ona göre bilgi Allah’a yaklaşmaya vesile olduğu ölçüde değer ifade eder. Şakīk’in mârifetle ilgili bu yaklaşımı sadece Horasan sûfîliği ile sınırlı kalmamış, Bağdat sûfîliğini de etkilemiştir. Bağdat sûfîliğinin önemli temsilcilerinden Hâris el-Muhâsibî anılan unsurları sistemli bir şekilde işlemiştir (Şerĥu’l-maǾrife, s. 20-22, 43-49; er-RiǾâye, s. 126, 158, 197). Muhâsibî’nin mârifet anlayışıyla Şakīk-ı Belhî’nin görüşlerinin örtüşmesi onun tasavvuf anlayışının çerçevesini ve etki alanını göstermesi açısından önemlidir.

Şakīk-ı Belhî fakr konusunu mârifet anlayışının bir parçası olarak değerlendirir. Ona göre kişi zenginliğini kaybedeceğinden korktuğu gibi fakirliğini kaybedeceğinden de korkmadıkça gerçek anlamda fakir olamaz (Şa‘rânî, I, 76). Mârifet Allah’ın kudretini bilmekle orantılıdır. İnsan elindeki varlığı Allah’ın alıp başkasına vermeye ve kendisinin ihtiyaç duyduğu, fakat elde edemediği şeyi ona ihsan etmeye gücü yettiğini bilirse Allah’ın kudretini de bilmiş olur. Bu bilince ulaşan kişi nefsinde bir varlık görmez, bütün mülkün sahibinin ve mülkiyetinde dilediği tasarrufu yapacak olanın Allah olduğunu bilir. Şakīk-ı Belhî’ye nisbet edilen Âdâbü’l-Ǿibâdât adlı bir risâle Paul Nwyia tarafından neşredilmiş (Nuśûś śûfiyye ġayru menşûre içinde, Beyrut 1982, s. 17-22), Nasrullah Pürcevâdî bu risâleyi Farsça’ya çevirmiştir (“Risâle-i Âdâbi’l-Ǿibâdât-ı Şaķīķ-ı Belħî”, MaǾârif, IV/1 [Tahran 1987], s. 106-118).

BİBLİYOGRAFYA:

Muhâsibî, Şerĥu’l-maǾrife ve beźlü’n-naśîĥa (nşr. Mecdî Fethî es-Seyyid), Tanta 1993, s. 20-22, 43-49; a.mlf., er-RiǾâye li-ĥuķūķıllâh (nşr. Abdülkadir Ahmed Atâ), Beyrut, ts., (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 126, 158, 197; Ebü’ş-Şeyh, Ŧabaķātü’l-muĥaddiŝîn bi-İśbahân (nşr. Abdülgafûr Abdülhak Hüseyin el-Belûşî), Beyrut 1992, IV, 307; Sülemî, Ŧabaķāt, s. 61-64; Ebû Nuaym, Ĥilye, VIII, 37, 53, 58-59, 64, 66, 69, 72-73; Hatîb, Târîħu Baġdâd, IV, 311; VIII, 42; Kuşeyrî, Risâle (Uludağ), s. 90-91, 329; Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb (Uludağ), s. 138, 141, 210-211, 433; İbnü’l-Cevzî, Śıfatü’ś-śafve, IV, 160; Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-evliyâ (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1991, s. 262-269; Abdülkerîm b. Muhammed er-Râfiî, et-Tedvîn fî aħbâri Ķazvîn (nşr. Azîzullah el-Utâridî), Beyrut 1408/1987, II, 86; III, 81, 242; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, Beyrut 1995, V, 370; İbn Hallikân, Vefeyât, I, 26, 32; II, 475, 476; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, IX, 313, 314, 316; İbnü’l-Mülakkın, Ŧabaķātü’l-evliyâǿ (nşr. Nûreddin Şerîbe), Beyrut 1406/1986, s. 12-14; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, II, 20, 21; Lâmiî, Nefehât Tercümesi, s. 103; Şa‘rânî, et-Ŧabaķāt, I, 76; İbnü’l-İmâd, Şeźerât, I, 341; A. Knysh, Islamic Mysticism: A Short History, Leiden 1999, s. 32-35; Ali Bolat, Bir Tasavvuf Okulu Olarak Melâmetîlik, İstanbul 2004, s. 59-65; Christopher Melchert, “The Transition from Ascetism to Mysticism at the Middle of the Ninth Century”, St.I, LXXXIII/1 (1996), s. 51-70.

Ali Bolat  


ŞAKĪK b. SELEME

(شقيق بن سلمة)

Ebû Vâil Şakīk b. Seleme el-Esedî (ö. 82/701)

Kûfeli muhadram hadisçi ve sûfî.

Câhiliye döneminde yedi yıl yaşadığına, risâletin ilk yıllarında on yaşlarında bir çocuk olduğuna ve 100 yaşında vefat ettiğine dair rivayetler dikkate alındığında 600 yılının başlarında dünyaya geldiği söylenebilir. Hicretin I. yılında (622) doğduğuna dair rivayet (İbn Hibbân, IV, 354) isabetli görülmemiştir. Annesinin hıristiyan olduğu belirtilen Şakīk (İbn Kuteybe, s. 255), Hz. Peygamber’i müslüman olarak göremediği için muhadramûndan sayılmıştır. Onun, Resûl-i Ekrem’in zekât toplama görevlisine bir koç getirip zekâtını almasını istemesinden Resûlullah hayatta iken İslâm’ı kabul ettiği anlaşılmaktadır. Ancak Hz. Ebû Bekir devrinde Benî Esed’den peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha b. Huveylid üzerine giden Hâlid b. Velîd’in ordusundan kaçması onun geçici bir süre irtidad ettiğini düşündürmektedir. Esasen kendisinin, “O gün ölseydim cehennemliktim” dediğinin rivayet edilmesi (İbn Ebû Şeybe, XIII, 55), Abdullah b. Mes‘ûd’un da hakkında “tövbekâr” ifadesini kullanması (İbn Sa‘d, VI, 100) bu ihtimali güçlendirmektedir. Ebû Bekir döneminde samimiyetle İslâm’a sarılan Şakīk, Ömer’in hilâfeti yıllarında Şam ve Filistin fetihlerinde bulundu. Kûfe şehrinin kurulmasından sonra buraya yerleşti. Hz. Osman devrinde Belencer Savaşı’na (32/652-53) katıldı. Sıffîn (37/657) ve Nehrevan (38/658) savaşlarında Hz. Ali’nin yanında yer aldı. Emevîler döneminde Yezîd’in Kûfe valisi Ubeydullah b. Ziyâd tarafından şehrin malî işlerine bakmakla görevlendirildiyse de ölçüsüz harcamalara karşı çıktığı için görevinden alındı. Irak genel valisi Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî de ilerlemiş yaşına rağmen ona görev teklif etti, ancak Şakīk bu görevi kabul etmedi. Şakīk, 82 (701) yılında Kûfe’de vefat etti. 99’da (717) öldüğüne dair rivayetler doğru bulunmamıştır.

Zâhidane bir hayat süren Şakīk b. Seleme’nin Kûfe’de atını ve kendisini barındıracak büyüklükte kamıştan yapılmış bir kulübesi vardı. Tek geçim kaynağı devlet hazinesinden yıllık olarak tahsis edilen 2000 dirhemdi. Bunun ailesine bir yıl yetecek miktarını ayırır, geri kalanını fakirlere dağıtırdı (Ebû Nuaym, IV, 101). Biri ticaretle uğraşan, diğeri Bağdat’ta kadılık yapan iki oğlunun kazancından eve getirdiklerine haram karıştığı düşüncesiyle onları yemez, çarşı pazardan uzak durmaya çalışırdı. Çocuklarının da kendisi gibi cihada önem vermelerini ister, “Allah yolunda savaşan bir çocuğumun olması benim için 100.000 dirhemden daha değerlidir” derdi (a.g.e., IV, 105). Ehl-i re’ye önem vermez, talebelerine de onlarla görüşmemelerini tavsiye ederdi (İbn Sa‘d, VI, 101).

Kütüb-i Sitte’de rivayetleri bulunan Şakīk b. Seleme aralarında Hz. Ömer, Osman, Ali, Muâz b. Cebel, Abdullah b. Mes‘ûd, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, Âişe ve Ebû Hüreyre’nin de bulunduğu elliye yakın sahâbîden hadis rivayet etmiştir. Onun Kûfe’de Abdullah b. Mes‘ûd’un hadislerini en iyi bilen kişi olduğu belirtilir (Mizzî, XII, 552). Hz. Ebû Bekir’den nakledilen rivayetleri ise mürseldir. Kendisinden Mesrûk b. Ecda‘ ve Alkame b. Kays gibi akranları yanında Amr b. Mürre, Hammâd b. Ebû Süleyman, A‘meş, Âsım b. Behdele, Amr b. Şürahbîl ve Şa‘bî gibi pek çok âlim rivayette bulunmuştur. Büyük imam ve Kûfe’nin muhaddisi olarak anılan Şakīk hadis münekkitlerince sika ve kesîrü’l-hadîs diye nitelendirilmiştir. Yahyâ b. Maîn onun hakkında, “lâ yüs’elü an mislih” (onun gibisi bulunmaz) ifadesini kullanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt, VI, 96-102; İbn Ebû Şeybe, el-Muśannef (nşr. Muhtâr Ahmed en-Nedvî), Karaçi 1406/1986, XIII, 55, 62, 76; Buhârî, et-Târîħu’l-kebîr, IV, 245-246; İbn Kuteybe, el-MaǾârif, Beyrut 1407/1987, s. 255; İbn Ebû Hâtim, el-Cerĥ ve’t-taǾdîl, IV, 371; İbn Hibbân, eŝ-Ŝiķāt, IV, 354-355; Ebû Nuaym, Ĥilye, IV, 101-113; Hatîb, Târîħu Baġdâd, IX, 268-271; İbn Abdülber, el-İstîǾâb (Bicâvî), II, 710; IV, 1774; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 527-528; Mizzî, Tehźîbü’l-Kemâl, XII, 548-555; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, IV, 161-166; a.mlf., Teźkiretü’l-ĥuffâž, I, 60; İbn Hacer, el-İśâbe (Bicâvî), III, 386-387; a.mlf., Tehźîbü’t-Tehźîb (nşr. Halîl Me’mûn Şîhâ v.dğr.), Beyrut 1417/1996, II, 508-509; M. Hişâm en-Na‘sân, “İbn Seleme el-Esedî, Ebû Vâil Şaķīķ”, Mv.AU, XIII, 118-121.

Erdinç Ahatlı



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir