TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SÜHEYLÎ, Nizâmeddin Ahmed ::.

cilt: 38; sayfa: 35
[SÜHEYLÎ, Nizâmeddin Ahmed - Ömer Okumuş]


Bodleian Kütüphanesi’nde (Mecmua, nr. 982, vr. 1-98) tesbit edilebilen bu mesnevi geniş bir incelemeyle birlikte Ömer Okumuş tarafından neşre hazırlanmıştır (bk. bibl.). Süheylî’nin kaynaklarda varlığı belirtilen Türkçe divanı henüz bulunamamıştır. Mevcut Türkçe şiirleri bir gazelle iki beyitten ibarettir (Devletşah, s. 575; Ali Şîr Nevâî, s. 57, 230).

BİBLİYOGRAFYA:

Nizâmeddin Ahmed Süheylî, Dîvân (haz. Ömer Okumuş, doktora tezi, 1352 hş.), Dânişgâh-ı Tahrân Dânişgede-i Edebiyyât; Nizâmeddin Ahmed Süheylî’nin Laylî u Mecnûn’u: İnceleme-Metin (haz. Ömer Okumuş, doçentlik tezi, 1982), Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi; Devletşah, Teźkire (nşr. Muhammed Abbâsî), Tahran 1337 hş., s. 575, 579; Mîrhând, Ravżatü’ś-śafâǿ, VII, 77, 171-173, 242-259; Ali Şîr Nevâî, Mecâlisü’n-nefâǿis (trc. M. Fahrî-yi Herâtî - Hakîm Şah Kazvînî, nşr. Ali Asgar-i Hikmet), Tahran 1323 hş., s. 56-57, 230; Hüseyin Vâiz-i Kâşifî, Envâr-ı Süheylî, Tahran 1343 hş., s. 8; Hüseyin Baykara, Risâle (a.mlf., Dîvân içinde, nşr. M. Ya‘kūb Vâhidî-i Cûzcânî), Kâbil 1346 hş./1968, s. 221; Hândmîr, Ĥabîbü’s-siyer (nşr. M. Debîr-i Siyâkī), Tahran 1333 hş., IV, 159, 239-241; Sâm Mirza, Tuĥfe-i Sâmî (nşr. Rükneddin Hümâyûn Ferruh), Tahran 1346 hş., s. 181-182, 339; Lutf Ali Beg, Âteşkede (nşr. Hasan Sâdât Nâsırî), Tahran 1336 hş., I, 18-19; Kudretullah Han Gûpâmevî, Teźkire-i Netâǿicü’l-efkâr, Bombay 1336 hş./1957, s. 327-328; Ethé, Catalogue, I, 639; M. Ali Müderris, Reyĥânetü’l-edeb, Tebriz 1347 hş., III, 100-101; Agâh Sırrı Levend, Ali Şir Nevâî, Ankara 1965-68, I, 69; III, 218-219; Hüccetî, “Süheylî-i Çağatâyî”, Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (nşr. Hasan Enûşe), Tahran 1381, III, 541-542; Ömer Okumuş, “Nizameddin Ahmed Suheyli’nin Hayatı ve Edebi Şahsiyeti”, MK, sy. 60, Ankara 1988, s. 17-21.

Ömer Okumuş  


SÜHREVERDÎ, Ebü’n-Necîb

(أبو النجيب السهروردي)

Ebü’n-Necîb Ziyâüddîn Abdülkāhir b. Abdillâh b. Muhammed b. Ammûye el-Bekrî es-Sühreverdî (ö. 563/1168)

Sûfî, fakih ve muhaddis.

490 (1097) yılı civarında İran’ın Cibâl bölgesindeki Sühreverd kasabasında doğdu. Hz. Ebû Bekir’in neslinden olduğu için Bekrî ve Kureşî nisbeleriyle de anılır. Muhtemelen ilk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra İsfahan’a gidip Ebû Ali el-Haddâd’dan hadis dersleri aldı. 507 (1113) yılı civarında Bağdat’a giderek Nizâmiye Medresesi’nde Es‘ad Mîhenî’den Şâfiî fıkhı, Zâhir b. Tâhir eş-Şehhâmî, Ebû Bekir Muhammed b. Abdülbâkī el-Ensârî, Ebû Ali Muhammed b. Saîd b. Nebhân gibi âlimlerden hadis dersleri aldı. Ayrıca fıkıh, fıkıh usulü ve kelâm ilmiyle ilgili birçok kitap okudu, Vâhidî’nin el-Vasîŧ fi’t-tefsir’ini ezberledi. Bu yıllarda Bağdat’ta bir tekkede şeyh olan amcası Kādî Vecîhüddin Ömer b. Muhammed kendisine sûfî hırkası giydirdi. Yirmi beş yaşlarında iken tamamen zühd hayatı yaşayabilme düşüncesiyle medreseden ayrılıp dönemin ünlü sûfîsi Ahmed el-Gazzâlî’ye mürid olmak için İsfahan’a gitti. Orada ağır riyâzetler yaptı, dağlarda dolaştı. Bir ara hacca gitti. Tekrar Bağdat’a döndüğünde Abdülkādir-i Geylânî’nin şeyhi Muhammed b. Müslim ed-Debbâs’a intisap etti. Önemli eseri Âdâbü’l-mürîdîn’in şârihlerinden Ali el-Kārî, Ebü’n-Necîb’in ilk mânevî fethinin Debbâs’ın yanında gerçekleştiğini söyler (Fetĥu ebvâbi’d-dîn, vr. 2a). Murtazâ ez-Zebîdî, onun ayrıca babası Abdullah’tan ve Abdülkādir-i Geylânî’den hilâfet aldığını kaydeder (Ǿİķd, s. 75; İtĥâfü’l-aśfiyâǿ, s. 208).

İcâzet aldıktan sonra müridleri ve talebeleriyle Dicle nehrinin kenarında bir harabede kalarak tedrîs ve irşad faaliyetlerini birlikte sürdüren Ebü’n-Necîb zamanla meşhur oldu ve sultanların itibar ettiği bir kişi konumuna geldi. Bu harabenin bulunduğu yere bir tekke (ribât), yanına da bir medrese yapıldı. Zehebî diğer müelliflerin aksine iki ribâtın yapıldığını kaydeder (AǾlâmü’n-nübelâǿ, XX, 477). Bu dönemde sultanın ya da halifenin gazabına uğrayanlar onun dergâhına sığınıyordu. Abbâsî Halifesi Râşid-Billâh’ın 27 Zilkade 529’daki (8 Eylül 1135) biat merasimine katıldığı ve halifeye önemli nasihatlerde bulunduğu belirtilmektedir (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XI, 28).

Ebü’n-Necîb, 27 Muharrem 545’te (26 Mayıs 1150) Nizâmiye Medresesi’ne başmüderris tayin edildi; burada fıkıh ve hadis dersleri verdi. Abbâsî Halifesi Muktefî-Liemrillâh ile Irak Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar arasında yaşanan gerginliğin ardından sultanın vefatı üzerine Receb 547’de (Ekim 1152) medreseyi bırakmak zorunda kaldı. Sultanın yakın adamı olarak görüldüğü için 1153’te halifenin emriyle tutuklanıp kırbaçlandı ve bir müddet hapiste kaldı. 557’de (1162) Musul üzerinden Dımaşk’a, oradan da Kudüs’e gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı. Dımaşk’ta kendisini Sultan Nûreddin Mahmud Zengî karşıladı. Sultanla Kudüs kralı arasındaki çatışma yüzünden Dımaşk’tan ileriye gidemedi. Orada kaldığı kısa süre içinde hadis halkaları, zikir ve sohbet meclisleri teşkil ettikten sonra Bağdat’a döndü. Bağdat’ta vefat etti ve Dicle kenarındaki medresesinin yanına defnedildi.

Sühreverdî Ebû Abdurrahman el-Mâlinî, Ebü’l-Kāsım el-Mümtelî eş-Şürûtî, Ebü’l-Feth Abdülmelik es-Sûfî, Kādî Ebü’l-Fazl Muhammed el-Levzî, Ebû Mansûr Abdurrahman el-Huzeymî, Hâfız Ebû Sa‘d el-Bağdâdî gibi muhaddislerden hadis dersleri almış, Ebü’l-Berekât Abdülvehhâb b. Mübârek el-Enmâtî, Ebü’l-Meâlî Fazl b. Ferec el-Kâtib ve Ebû Mansûr İbn Hayrûn kendisine hadis icâzeti vermiştir. Oğlu Ebû Muhammed Abdüllatif, yeğeni Ebû Hafs Şihâbüddin Ömer es-Sühreverdî, Ebü’r-Rızâ Abdürrahîm, Ebü’l-Fidâ İsmâil b. Müslim b. Süleyman el-Erbîlî, Ebü’l-Kāsım İbn Asâkir, İbn Asâkir’in oğlu Ebû Muhammed Kāsım, Fahreddin İbn Teymiyye, Ebü’l-Berekât Hasan ed-Dımaşkī gibi kişiler kendisinden hadis almış ve bir kısmı rivayette bulunmuştur.

Verdiği fetvalar dolayısıyla Iraklılar’ın müftüsü unvanını alan Ebü’n-Necîb’in halk arasına bazan sarık, bazan sûfî hırkası, bazan da ulemâ kıyafetiyle çıktığı, müridlerine başta fıkıh olmak üzere zâhir ilimlerini tahsil ettirdiği, ayrıca onlara Serrâc’ın el-LümâǾı ile kendi eseri Âdâbü’l-mürîdîn gibi kitapları okuttuğu kaydedilmektedir. Ebü’n-Necîb sûfîlerin el kitabı niteliğinde olan bu eserde önce akaid konularına yer vermiş, ardından şeriat hükümlerinin bilinmesi ve uygulanmasının önemi üzerinde durmuş, daha sonra tasavvufî meselelere geçmiştir. İlim sahibi olmayan tasavvuf ehlinin dinin hükümleri konusunda hadis ve fıkıh âlimlerinin bilgisine başvurmasını, nefisle mücâhede, rızâ, muhabbet, yakīn, fenâ, bekā gibi tasavvufî hal ve makamların zâhir hükümlerine riayetle gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Âdâbü’l-mürîdîn, s. 13-15).

Cemâleddin Hulvî, Ebü’n-Necîb’in amcası Kādî Vecîhüddin Ömer b. Muhammed’den icâzet alarak başhalifesi olduğunu belirtmekte, öte yandan Ahmed el-Gazzâlî’ye intisap etmekle tarikat silsilesinin bu kanaldan Cüneyd-i Bağdâdî’ye kadar şu şekilde ulaştığını kaydetmektedir: Ahmed el-Gazzâlî, Ebû Bekir en-Nessâc, Ebü’l-Kāsım Gürgânî, Ebû Osman el-Mağribî, Ebû Ali İbnü’l-Kâtib, Ebû Ali Rûzbârî, Cüneyd-i Bağdâdî (Lemezât-ı Hulviyye, vr. 129b). Fasîh Ahmed-i Hâfî bu silsileyi Ahmed el-Gazzâlî ile Ebû Bekir en-Nessâc arasına Muhammed el-Gazzâlî’yi de koyarak zikretmiştir (Mücmel-i Faśîĥî, II, 319).

Sühreverdî’den sonra makamına başhalifesi ve Ebheriyye tarikatının kurucusu



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir