TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SÛLÎ, İbrâhim b. Abbas ::.

cilt: 37; sayfa: 495
[SÛLÎ, İbrâhim b. Abbas - Ahmet Savran]


yazmıştır (el-Mevrid, XVIII/3 [1989], s. 163-164), Ahmed Cemâl el-Ömerî, şairin hayatı ve edebî kişiliği hakkında verdiği bilgilerle birlikte şiirlerini başta Ebû Bekir es-Sûlî’nin derlediği divanla Abdülazîz el-Meymenî’nin yayımladığı divan olmak üzere çeşitli kaynaklardaki yerlerini ve varyantlarını göstererek yeniden yayımlamıştır (Emîrü’l-beyân İbrâhîm b. el-ǾAbbâs: Ĥayâtühû ve edebühû ve dîvânüh, Kahire 1990). 2. Dîvânü’r-resâǿil. Özel ve resmî mektupları ile yazışmalarını ve hikmetli sözlerini kapsayan eser günümüze ulaşmamıştır. Ancak çeşitli mektup ve yazışmaları el-Eġānî (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî), MuǾcemü’l-üdebâǿ (Yâkūt el-Hamevî), Vefeyâtü’l-aǾyân (İbn Hallikân), el-Vüzerâǿ ve’l-küttâb (Cehşiyârî), Zehrü’l-âdâb (İbrâhim el-Husrî) ve Ümerâǿü’l-beyân (M. Kürd Ali) gibi edebiyat ve biyografi eserlerinde yer almaktadır. 3. Kitâbü’d-Devle. Abbâsî Devleti, halife, vezir ve kâtiplerine dair bir eser olup günümüze kadar gelmemiştir. 4. Kitâbü’ŧ-Ŧabîħ. Çeşitli münasebetlerle saraylarda verilen yemeklerle onların hazırlanma ve pişirilmesine dair olup bu eser de zamanımıza intikal etmemiştir. 5. Kitâbü’l-ǾIŧr.

BİBLİYOGRAFYA:

İbrâhim b. Abbas es-Sûlî, Dîvân (eŧ-Ŧarâǿifü’l-edebiyye içinde, nşr. Abdülazîz el-Meymenî), Kahire 1937, s. 119, 128, 132, 134, 136, 169, 173, 175, 179, 185; Ya‘kūbî, Târîħ, II, 357-358; Taberî, Târîħ (de Goeje), II, 1324-1326; Cehşiyârî, el-Vüzerâǿ ve’l-küttâb, s. 87; Ebû Bekir es-Sûlî, Aħbâru’ş-şuǾarâǿi’l-muĥdeŝîn (nşr. J. H. Dunne), London 1934, s. 207; a.mlf., Aħbârü Ebî Temmâm (nşr. Halîl Mahmûd Asâkir v.dğr.), Kahire 1356/ 1937, s. 104; Mes‘ûdî, Mürûcü’ź-źeheb (Abdülhamîd), IV, 106; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî (nşr. Salâh Yûsuf el-Halîl), Beyrut 1970, IX, 21-35; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (trc. B. Dodge), New York-London 1970, s. 122, 136, 176, 191, 210; Sehmî, Târîħu Cürcân, Haydarâbâd 1950, s. 194; Hatîb, Târîħu Baġdâd, VI, 117; Yâkūt, MuǾcemü’l-üdebâǿ, I, 164-196; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, V, 85; İbnü’l-Ebbâr, İǾtâbü’l-küttâb (nşr. Sâlih el-Eşter), Dımaşk 1380/1961, s. 146; İbn Hallikân, Vefeyât, I, 44-47; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlikü’l-ebśâr, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3434, XI, vr. 37b-38b; Safedî, el-Vâfî, VI, 24; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, Kahire 1932, II, 315; Sezgin, GAS, II, 579; Ömer Ferruh, Târîħu’l-edeb, II, 278-281; Şevkī Dayf, Târîħu’l-edeb, IV, 574-586; Ahmed Cemâl el-Ömerî, Ebû Bekir eś-Śûlî: Ĥayâtühû ve dîvânüh, Kahire 1984; a.mlf., Emîrü’l-beyân İbrâhîm b. el-ǾAbbâs: Ĥayâtühû ve edebühû ve dîvânüh, Kahire 1990; Şevkī Riyâz, İbrâhîm eś-Śûlî el-Kâtib, Kahire 1989; Ali Şelak, Merâĥilü teŧavvüri’n-neŝri’l-ǾArabî, Beyrut 1992, s. 227-235; Ahmet Savran, “İbrâhîm es-Sûlî”, EFAD, XV (1986), s. 155-171.

Ahmet Savran  


SULTAN

(السلطان)

Güçlü delil, yetki ve otorite anlamında bir Kur’an terimi.

Sözlükte “kandili tutuşturmak için kullanılan zeytinyağı” anlamındaki selît kelimesinden veya “karşı konulamayacak bir güce sahip olmak, mutlak üstünlük sağlamak” mânasına gelen selâta masdarından türeyen sultân kelimesi “hüccet, delil, kahr, kudret satvet ve bu sayılanlara sahip olan kimse” demektir. “Tahakküm ve otorite” anlamındaki sulta da aynı köktendir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “slŧ” md.; Tâcü’l-Ǿarûs, “slŧ” md.; Kalkaşendî, V, 420-421). Müslüman devlet başkanlarına sultan denilmesi bir telakkiye göre Allah’ın yeryüzündeki hücceti konumunda olmalarındandır (Zeccâc, III, 76). Ancak halife veya devlet başkanına sultan adı verilmesini güç ve otorite sahibi olmaya bağlayan görüş daha mâkul görünmektedir (Ebû Hilâl el-Askerî, s. 182). Sultanın Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanımları dikkate alındığında selâta masdarından türemiş olması ihtimalinin daha güçlü olduğu söylenebilir. Kelimenin kaynağının Süryânîce’de “iktidar” ve nâdiren “iktidar sahibi” anlamına gelen šultânâ kelimesi olduğu da ileri sürülmüştür (Jeffery, s. 176-177). “Karşı konulamaz bir güç ve kuvvet sahibi olma” mânası dikkate alındığında sultan tıpkı hüccet gibi muarızı susturmayı mümkün kılan bir cedelî delil olduğu sayılabilir. Ayrıca selît kelimesinin çok güzel konuşan ve sivri dilli anlamına gelmesi (Lisânü’l-ǾArab, “slŧ” md.) sultanın güçlü bir delil olma özelliğine işaret eder. Sultanın beyyine ve burhanla da yakın ilişkisi vardır. Zira beyyine ve burhan “bir iddiayı açıklığa kavuşturma, doğru ile yanlışı birbirinden ayırma” gibi mânalar taşır (bk. BEYYİNE; BURHAN). Bu mânalar selît kelimesinde de mevcuttur.

Sultan kelimesi Kur’an’da otuz yedi yerde geçer (M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “slŧ” md.). Ayrıca iki âyette (en-Nisâ 4/90; el-Haşr 59/6) aynı kökten türeyen ve masdarı “musallat etmek” anlamına gelen fiiller yer alır. Sultan diğer anlamlarının yanı sıra, “Cihadın en faziletlisi zalim sultan katında hakkı söylemektir” (Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 17; Tirmizî, “Fiten”, 13) ve, “Sultan velisi olmayanın velisidir” (Ebû Dâvûd, “Nikâĥ”, 19) örneklerinde olduğu gibi “yönetici, hükümdar” mânasında olmak üzere birçok hadiste geçer (Wensinck, el-MuǾcem, “slŧ” md.). İkrime’ye göre sultan zikredildiği âyetlerin tamamında “hüccet” anlamında kullanılmıştır. Taberî de ilgili âyetlerin tefsirinde çoğunlukla bu mânayı tercih eder. Bazı âlimler ise kelimenin bir kısım âyetlerde “mûcize, Kur’an âyeti, istilâ” gibi mânalarda kullanıldığına dikkat çekmiştir (meselâ bk. Fîrûzâbâdî, III, 247).

Kelime, ilgili âyetlerin birçoğunda “mübîn” (apaçık) sıfatıyla birlikte zikredilmiş olup bu sıfat sultanın çok güçlü bir hüccet oluşunu ifade eder. Öte yandan sultan zikredildiği âyetlerin hemen hepsinde “hüccet” anlamına gelmekle birlikte hüccet oluşun keyfiyeti farklıdır. Bazı âyetlerde Hz. Mûsâ’ya apaçık bir sultan verildiği, Firavun’a apaçık bir sultanla gönderildiği bildirilmiştir (Hûd 11/96; el-Mü’minûn 23/45). Hz. Mûsâ’ya Firavun karşısında açık hüccet verilmesi, “elini güçlendirmek” anlamına gelir. Buradaki güç unsuru klasik tefsirlerde Mûsâ’nın asâsının yılana dönüşmesi ve elinin bembeyaz bir ışık saçması gibi hissî mûcizelerle yorumlanmıştır. M. Reşîd Rızâ, Nisâ sûresinin 153. âyetinin tefsirinde “sultân-ı mübîn” terkibini “Allah’a isyan eden İsrâiloğulları’nı yola getirme gücü” şeklinde açıklamıştır.

Bazı âyetlerde şeytanın gerçek müminler üzerinde bir nüfuz ve yaptırım gücünün bulunmadığı sultan kelimesiyle ifade edilmiş (İbrâhîm 14/22; el-Hicr 15/42;



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir