TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SİNOP ::.

cilt: 37; sayfa: 256
[SİNOP - Mehmet Öz]


toplam 1027 cami bulunmaktadır; il merkezindeki cami sayısı yirmidir.

BİBLİYOGRAFYA:

Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: XII-XIII-XIV) (trc. Adnan Pekman), İstanbul 1993, s. 545-546; Dânişmend Gazi Destanı (haz. Necati Demir), Ankara 2006, bk. dizin; İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-Alâiyye: Selçukname (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1996, I, 168-175; II, 165; Aksarâyî, Müsâmeretü’l-ahbâr (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 2000, s. 62-64; İbn Battûta, Seyahatnâme (trc. A. Sait Aykut), İstanbul 2004, I, 442-444, 462; Anonim Osmanlı Kroniği: 1299-1512 (haz. Necdet Öztürk), İstanbul 2000, s. 42, 57, 125; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 323; Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. F. Giese, haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 37, 52, 115; Âşıkpaşazâde, Târih (Atsız), s. 140, 203-206; Naîmâ, Târih (haz. Mehmet İpşirli), Ankara 2007, II, 409, 905; Ch. Texier, Küçük Asya: Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi (çev. Ali Suat, nşr. Kâzım Yaşar Kopraman - Musa Yıldız), Ankara 2002, III, 208-212; M. Şakir, Sinop’ta Candar Oğulları Zamanına Ait Tarihî Eserler, İstanbul 1934; Ekrem Akurgal - Ludwig Budde, Vorläufiger bericht über die ausgrabungen in Sinope, Ankara 1956; W. M. Ramsay, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası (trc. Mihri Pektaş), İstanbul 1960, s. 27, 32-37, 354-355; Dündar Tokgöz, Sinop Tarihi Turizmi ve Eski Eserler Rehberi, Ankara 1973; Bekir Başoğlu, Sinop İli Tarihi, Ankara 1978; Cl. Cahen, Osmanlılar’dan Önce Anadolu’da Türkler (trc. Yıldız Moran), İstanbul 1979, s. 131-134, 277, 313-314; S. Faroqhi, Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia: 1520-1650, Cambridge 1984, s. 107-108; M. A. Bryer - D. Winfield, Byzantine Monuments and Topoghraphy of Pontos, Washington 1985, I, 67-88; M. Akif Işın, “Sinop Bölgesi Yüzey Araştırması”, İkinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri (1-3 Haziran 1988), Samsun 1990, s. 241-276; İdris Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire, Ankara 1992, s. 17-19; İbrahim Güler, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Sinop (İdari Taksimat ve Ekonomik Tarihi) (doktora tezi, 1992), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi: 1300-1600 (trc. Halil Berktay), İstanbul 2000, I, 246, 250; Kemal H. Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914): Demografik ve Sosyal Özellikleri (trc. Bahar Tırnakçı), İstanbul 2003, s. 150, 159, 180, 202, 218; Osmanlı Belgelerinde Kırım Savaşı: 1853-1856 (nşr. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü), Ankara 2006, s. 142, 285, 286, 298; Mehmet Ali Ünal, Osmanlı Devrinde Sinop, Isparta 2008; Özdemir Koçak, “Erken Sinop Yerleşmeleri”, TTK Belleten, LXVII/250 (2003), s. 697-718; Besim Özcan, “Bir Baskının Anatomisi: Sinop Faciası”, Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, sy. 2, Trabzon 2007, s. 7-18; Kāmûsü’l-a‘lâm, IV, 2787-2788; Besim Darkot, “Sinop”, İA, X, 683-688; J. H. Kramers - S. Faroqhi, “Sīnūb”, EI² (İng.), IX, 653-656.

Mehmet Öz  


SİNOP ULUCAMİİ

(bk. ALÂEDDİN CAMİİ).  


SİPAHİ

(سباهى)

Osmanlı askerî teşkilâtında altı bölük halkı da denilen kapıkulu süvarilerinin en seçkin grubu.

Sipâhî sözlükte “asker” mânasına gelen Farsça sipâh kelimesine dayanır. Kapıkulu süvarileri içindeki gruba kaynaklarda sipah da denmiştir. Kelime Osmanlı askerî teşkilâtında çeşitli gruplar için kullanılmıştır. Kapıkulu ocaklarının süvari kısmını teşkil eden bu ocağın dışında timar tasarruf eden askerî zümrelere de sipahi adı verilir. Bu sonuncuları Osmanlı ordusunun en kalabalık askerî grubunu oluşturur ve dirlik olarak kendilerine verilen arazilerden topladıkları vergiler karşılığında atı ve yardımcısıyla birlikte sefere katılır, “sâhib-i arz” tabiriyle de anılırdı (bk. TİMAR). Ayrıca Anadolu’da mültezim hesabına harman ölçenlere de muhtemelen timarlı sipahilik teşkilâtından dolayı sipahi denmiştir. Kelime Çağatayca’da “memur, eşraf, âyan” gibi anlamlara gelir. Hindistan ve Cezayir’de bir askerî sınıfın adıdır. Altı bölüğe ayrılan kapıkulu süvarilerinin en itibarlısı olan sipahiler Osmanlı kaynaklarında ve belgelerinde “ebnâ-i sipâhiyân” olarak da geçer. Bu tabir bazan bütün kapıkulu süvarileri için kullanılmıştır. Sipahilere ayrıca taşıdıkları alay bayrağının renginden dolayı “kırmızı bayrak” da denir. İlk Osmanlı kaynaklarında, kapıkulu süvarilerinden ilk defa Kara Timurtaş Paşa’nın tavsiyesiyle I. Murad döneminde silâhdar bölüğünün teşkil edildiği, sipah bölüğünün ise Fâtih Sultan Mehmed zamanında ortaya çıktığı ve silâhdarların önüne geçip baş bölük olduğu zikredilir (bk. ALTI BÖLÜK).

Kapıkulu Ocağı’nın tam teşekkül ettiği dönemlere ait genel bilgilerde kapıkulu sipahilerine katılımın daha ziyade yeniçerilerden, saray ve saraya bağlı kurumlardan karşılandığı, bazan fevkalâde hizmetlerine karşılık cebeciler, topçular gibi diğer ocaklarındaki efradın da sipah zümresine dahil edildiği belirtilir. Ayrıca bir başka asker kaynağı enderun koğuşlarındakilerle Edirne, Galata ve İbrâhim Paşa saraylarındaki iç oğlanlarıdır. Bunlar derecelerine göre muayyen zamanlarda altı bölükten birine kaydedilebiliyordu (çıkma). Bu tür çıkmalardan en önemlisi saltanat değişiklikleri sırasında yapılanlardı (cülûs çıkması, umum çıkması veya büyük çıkma). Bunun yanında sünnet, nikâh, vilâdet-i hümâyun gibi bazı önemli zamanlarda bu ocağa kayıt mümkün oluyordu.

Kaynaklara göre ilk devirlerde nüfuzlu devlet adamlarının ve kumandanların oğulları sipah bölüğüne yazılmaktaydı. Savaşlarda yararlıkları görülenler, Bağdat, Yemen ve Mısır bölüklerinden ya da önde gelen birinin hizmetinden gelenler, devşirme oğlanlarının eğitim görmüş olanları da kapıkulu süvarilerine alınabilmekteydi. Yeniçerilerin aksine evlenmelerine müsaade edilen kapıkulu sipahilerinin oğulları (veledeş) hizmet yapabilecek olgunluğa erişebilmişlerse babalarının sağlığında, yaşça küçükseler babalarının vefatından sonra kapıkulu sipahi bölüklerine dahil olabiliyordu. Başlangıçta uygulanmamasına rağmen sonradan sipahilere hayattayken oğullarını ocağa dahil ettirme hakkı verildi (Uzunçarşılı, II, 142-144, 169-170).

Kapıkulu sipahilerinin yevmiyeleri bölüklerine, derecelerine, yaptıkları hizmetlere göre değişirdi. Bunların maaşları önceleri üç ayda bir Topkapı Sarayı Hazine Dairesi’nden verilirken daha sonra bu usulden vazgeçilerek ulûfeleri sergili ve taşralı adıyla iki şekilde verilmeye başlandı. Sergili olanlar her ulûfe tevziinde vezîriâzamın sarayına gidip vezîriâzam, defterdar, bölük ağaları ve diğer hazır bulunması gerekenler huzurunda maaşlarını alırlardı. Taşradakiler ulûfe tevziinde İstanbul’a şahsen gelmezler, belgelerini (ibtidâ veya ruûs) arkadaşlarına veya zâbitlerine vererek maaşlarını onların aracılığıyla tahsil ederlerdi (a.g.e., II, 187-189). Kapıkulu süvarilerinin her kısmının müstakil ağa ve zâbitleriyle kethüdâ, kethüdâ yeri ve başçavuş, çavuş, bir de kâtipleri vardı. Altı bölük ağalarından derece itibariyle en üstte yer alanı sipah ağasıydı. Altı bölük ağalarının 100 akçe ve üzerinde yevmiyeleri olup ayrıca arpalıkları mevcuttu. Bölük ağalarının yetişmiş oğullarının sipah ve silâhdar bölüklerine kaydedilmesi kanundu (BA, İbnülemin-Askeriye, nr. 205). Her bölük ağasının birer tuğu bulunurdu.

İstanbul’da kapıkulu süvarilerinin kendilerine mahsus kışlaları yoktu. Hayvanlarının mera ve yem ihtiyacı yüzünden daha ziyade İstanbul’a yakın yerlerde ve Anadolu ile Rumeli’nin çeşitli yerlerinde otururlardı. Kapıkulu süvarilerinin taşradaki ikamet yerleri ilk zamanlarda İstanbul yöresi, Edirne, Bursa ve Kütahya civarıyla sınırlıyken XVII. yüzyılın başlarından itibaren Mora, Selânik, Bosna, Belgrad, Şam,