TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SEYYİD AHMED BEDEVÎ KÜLLİYESİ ::.

cilt: 37; sayfa: 45
[SEYYİD AHMED BEDEVÎ KÜLLİYESİ - Ahmet Ali Bayhan]


kapı yer almakta, cephe sonradan yapılmış yuvarlak şekilli bir ahşap saçakla nihayet bulmaktadır. İkinci katta sebilin cephe formuna uygun biçimde düzenlenmiş, yine iki serbest yuvarlak mermer sütuna oturan üç yuvarlak kemerliküttâb cephesinin varlığı Mısır Eski Eserler Kurumu’ndaki çiziminden anlaşılmaktadır. Cephe ahşap bir saçakla bitmekteydi. Giriş, cephenin sağ ucunda günümüzdeki haliyle üzerinde iki mermer sütunçeye oturan dikdörtgen pencere ve düz atkı taşlı kapıdan ibarettir. Buradan “L” şeklindeki giriş holüne geçilmektedir. Girişin karşısındaki iki kapı ile sebilin bitişiğinde yer alan, ancak şekli pek düzgün olmayan hücreye geçilmekte, dehlizin sonunda bir kapı ile sebile ulaşılmaktadır. İç mekânın planı tam bir düzen içinde değildir. Sağda diğer kapı ile dışarıdaki çeşmenin havuzunu barındıran 1,50 × 1,23 m. ölçülerinde küçük bir hücreye varılmaktadır. Yuvarlak cephede açıklıklardan ortadaki daha geniştir. Zemini taş döşemeli sebilin bitişiğindeki oda kütüphane olarak kullanılmaktadır. Yapı, Osmanlı devrinde İstanbul’da ve Kahire’de inşa edilen yarım yuvarlak cepheli sebillerle büyük benzerlik göstermektedir.

Caminin doğu tarafında yolun karşı kenarında bulunan Ahmedî Sebili’nin inşa tarihiyle yaptıranı kesin olarak bilinmemekle birlikte Mehmed Ali Paşa tarafından Ahmed el-Bedevî’ye armağan olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. 1993’te Mısır Eski Eserler Kurumu’nca onarılmış olan sebil tek katlıdır ve müstakil tarzda düzenlenmiştir. İstanbul üslûbunu yansıtan sebilin düzgün kesme taş duvarları dıştan mermerle kaplanmıştır. Yarım yuvarlak bir cepheye sahip olan sebilin sol köşesinde etrafı akant yapraklarıyla süslü dalgalı kemerli bir çeşme yer almaktadır. Geometrik ve bitkisel motiflerle süslü cephede üç musluk yeri vardır. Bir basamakla ulaşılan sebilin cephesinde gömme mermer sütunlarla sınırlandırılmış üç yuvarlak kemerli açıklık mevcuttur. Bunlar çeşitli geometrik geçmelerden ibaret bronz parmaklıklıdır ve önlerinde cephe boyunca uzanan bir mermer tabla yer almaktadır. Kemer köşeliklerinde, sütunların çatıya kadar devam eden uzantılarında, cephenin üst bölümündeki yuvarlak kemerli alan içinde ve çevresinde akant yaprakları, girlandlar ve iri bitki yapraklarının rokoko tarzında işlendiği görülmektedir. Cephe yuvarlak forma uygun düzenlenmiş bir ahşap saçakla nihayetlenmekte, üzerinde dikey ve yatay biçimdeki dikdörtgenlerden başka herhangi bir süsleme bulunmamaktadır. Cephenin sağ ucundaki dalgalı, basık kemerli bir kapıdan sebilhâneye giriş sağlanmakta, kapının üzerinde iri yuvarlak kemerli alan içinde yine Batı tarzında bitki süslemeleri görülmektedir. Kapının iki yanında baklava dilimi motifleri dizilmiş, üstte de vazodan çıkan bitki süslemesine yer verilmiştir. İçeride üçgen biçimindeki giriş holünden sonra sebile ulaşılmaktadır. İçeride üç nişin bulunduğu sebilin ön cephesi yarım yuvarlak biçimde dışarı taşırılmış olup sol tarafında üç adet yuvarlak kemerli açıklıklara sahiptir. Sağ tarafında da yuvarlak kemerli bir kör niş mevcuttur. Açıklıkların önünde dikdörtgen biçiminde bir mermer içine oval olarak oyulmuş birer havuz bulunmaktadır. Sebilhânenin zemini Arnavut kaldırımı tarzında taş döşemelidir.

BİBLİYOGRAFYA:

Evliya Çelebi, Seyahatnâme, X, 604-618; Suâd Mâhir Muhammed, Mesâcidü Mıśr ve evliyâǿühe’ś-śâliĥûn, Kahire 1976, II, 301-305; C. Mayeur-Jaouen, al-Sayyid Aĥmad al-Badawī: Un Grand Saint de l’Islam Egyptien, Le Caire 1994, tür.yer.; a.mlf., “Ŧanŧā”, a.e., X, 189; Ahmet Ali Bayhan, Mısır’da Osmanlı Devri Mimarisi (doktora tezi, 1997), Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 307, 347; K. Vollers - E. Littmann, “Aĥmad al-Badawī”, EI² (İng.), I, 281.

Ahmet Ali Bayhan  


SEYYİD AHMED HAN

(bk. AHMED HAN, Seyyid).  


SEYYİD AHMED-i KESREVÎ

(bk. KESREVÎ, Seyyid Ahmed).  


SEYYİD ALİ EFENDİ

(ö. 1809)

Osmanlı devlet adamı, ilk dâimî Paris sefiri.

Aslen Moralı olup muhtemelen 1757’de doğdu. On üç-on dört yaşlarında İstanbul’a geldi. Rumca bildiği, ayrıca biraz Fransızca konuştuğu belirtilir. Bundan hareketle Mora’nın sahil kasabalarından birinde doğduğu tahmin edilir. Maliye Kalemi’nde yetişti. Vidin Seraskeri Hasan Paşa’nın divan kâtibi (15 Zilhicce 1202 / 16 Eylül 1788) ve daha sonra Defterhâne-i Âmire kesedarı oldu. 5 Şevval 1207’de (16 Mayıs 1793) haslar mukātaacısı olarak tayin edildi ve 5 Şevval 1208’de (6 Mayıs 1794) azledildi (Afyoncu, XX/24 [1999], s. 140). III. Selim zamanında Avrupa’nın belirli merkezlerinde dâimî elçiliklerin açılması üzerine önce Berlin’e gönderilmesine karar verildiyse de Fransa Directoire yönetiminin İstanbul’daki elçileri Verninac de Saint-Maure ve Aubert du Bayet’nin ısrarıyla Paris’e yollandı (Eylül 1796). Bu münasebetle Hâcegân-ı Dîvân-ı Hümâyunluğa yükseltildi ve kendisine başmuhasebeci unvanı verildi. 24 Mart 1797’de on sekiz kişilik bir maiyetle küçük bir İtalyan gemisine binerek 15 Mayıs’ta Marsilya’ya vardı (Maurice Herbette, s. 13, 16). Kendisine mihmandarlık eden Caulaincourt’un ifadesine göre o sırada kırk yaşlarındaydı. 28 Temmuz’da Directoire’a padişahın mektubunu sundu (Seyyid Ali Efendi, Deux ottoman à Paris, s. 14). Elçiliğe üç yıl için tayin edilmişti.

Seyyid Ali, Fransa’da coşkulu bir şekilde karşılandı, Marsilya’dan Paris’e kadar halkın ilgi odağı oldu. Bunda, merak sâiki yanında o sıralarda ihtilâl Fransa’sının Türkler dışında tarafsız kalmış dostu bulunmamasının da etken olduğu açıktır. Osmanlı Devleti, Fransa karşıtı ittifaklara katılmamış ve özellikle Güney Fransa’nın tahıl ihtiyacının karşılanmasında hayatî bir rol oynamıştır (Herbette, s. XII-XIII). Napolyon Bonapart’ın Mısır’a saldırısı Seyyid Ali’yi çok zor durumda bıraktı (Temmuz 1798). Fransız Dışişleri bakanı olan Talleyrand Pèrigord, Mısır’a bir Fransız çıkartmasına hazırlandığını inkâr etmiş ve General Napolyon’un Malta şövalyeleri üzerine gittiğini belirterek iki devlet arasındaki dostluğun devamı yönünde güvence vermişti. Ali Efendi de İstanbul’a bu yönde raporlar yazmakta ve Mısır’a yönelik bir tecavüz ihtimalinin bulunmadığını bildirmekteydi. Kendisi de Mısır’a saldırma söylentisinin



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir