TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SEYDİ ALİ REİS ::.

cilt: 37; sayfa: 24
[SEYDİ ALİ REİS - Mahmut Ak]


seçmeler yaparak Türkçe özet halinde faydalı bir risâle meydana getirdiğini yazar (İzgi, I, 344).

Seydi Ali Reis’in muhtelif şiirler kaleme aldığı bilinmektedir. Latîfî, bazı şiirlerinden örnekler verirken onun asrının önde gelen ilim erbabından olduğunu, denizcilikteki bilgisinin hayranlık uyandırdığını yazar (Tezkiretü’ş-şu‘ara, s. 452-453). Kâtib Çelebi’ye göre divanı bulunan Kâtibî (Keşfü’ž-žunûn, I, 807; krş. Orhonlu, I [1970], s. 54) büyük bir denizci olmasına rağmen Mir’âtü’l-memâlik’te ve bazı tezkirelerde (Kınalızâde, II, 809) görülen şiirlerinde deniz temalarına fazla yer vermemiştir (Tietze, s. 504-506, 519). Hindistan’da bulunurken Çağatay Türkçesi’ni de öğrenen Seydi Ali Reis’in bu dilde yazdığı şiirleri Hümâyun Şah çok beğenmiş, kendisini Ali Şîr Nevâî ile mukayese ederek “Mîr Ali Şîr-i Sânî” unvanını vermiştir (İA, X, 531). Kaynaklarda bahsedilen mürettep divanı ele geçmemiştir. Ancak çeşitli mecmualardaki şiirleri Ali Nihad Tarlan tarafından derlenmiş (bk. bibl). Mir’âtü’l-memâlik’te yer alan Çağatay Türkçesi’yle yazılmış gazeller ise Kemal Eraslan tarafından neşredilmiş (“Seydi Ali Reis’in Çağatayca Gazelleri”, TDED [İstanbul 1968], s. 41-54), Osman F. Sertkaya da Eraslan neşrinde yer almayan bazı şiirleri bir makale halinde yayımlamıştır (bk. bibl.). Kâtib Çelebi (Keşfü’ž-žunûn, II, 1649) ve Bursalı Mehmed Tâhir (Osmanlı Müellifleri, III, 271), Mir’âtü’l-kâinât fî ilmi’l-amel bi’l-âlâti’l-felekiyye adıyla hangisi olduğunu tasrih etmeden Seydi Ali Reis’in oğlunun bir eser yazdığını belirtmektedir. Kâtib Çelebi bunun Türkçe ve altı makale halinde muhtasar bir risâle, Mehmed Tâhir ise el-Muhît’in genişletilmiş bir zeyli olduğunu ileri sürmüştür.

BİBLİYOGRAFYA:

Seydi Ali Reis, Mir’âtü’l-memâlik: İnceleme-Metin-İndeks (haz. Mehmet Kiremit), Ankara 1999, tür.yer.; Latîfî, Tezkiretü’ş-şu‘ara ve tabsıratü’n-nuzamâ (nşr. Rıdvan Canım), Ankara 2000, s. 452-453; Kınalızâde, Tezkire, II, 806-809; Peçuylu İbrâhim, Târih, I, 367-384; Keşfü’ž-žunûn, I, 807; II, 1649; Sicill-i Osmânî, II, 498-499; Osmanlı Müellifleri, III, 270-272; İ. Hakkı Akyol, “Tanzimat Devrinde Bizde Coğrafya ve Jeoloji”, Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 516; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 398-400, 606; Ali Nihat Tarlan, Şiir Mecmualarında XVI ve XVII. Asır Divan Şiiri, İstanbul 1948, III, 83-86; A. Tietze, “XVI. Asır Türk Şiirinde Gemici Dili. Nigârî, Kâtibî, Yetîm”, 60. Doğum Yılı Münasebetiyle Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953, s. 504-507, 518-519; Cevdet Türkay, Osmanlı Türklerinde Coğrafya, İstanbul 1959, s. 20-23; Karatay, Türkçe Yazmalar, I, 446; Danişmend, Kronoloji2, II, 214, 289; N. Ahmet Asrar, Kanunî Sultan Süleyman Devrinde Osmanlı Devletinin Dinî Siyaseti ve İslâm Âlemi, İstanbul 1972, s. 326-335; Abdülhak Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim (haz. Aykut Kazancıgil - Sevim Tekeli), İstanbul 1982, s. 85-89; Kemal Özdemir, Osmanlı Deniz Haritaları. Ali Macar Reis Atlası, İstanbul 1992, s. 86-87; Cevat İzgi, Osmanlı Medreselerinde İlim, İstanbul 1997, I, 344, 388, 394, 449-450; II, 256-257; Salih Özbaran, Yemen’den Basra’ya Sınırdaki Osmanlı, İstanbul 2004, s. 161, 268-272; a.mlf., “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu. Onaltıncı Yüzyılda Ticâret Yolları Üzerinde Türk-Portekiz Rekabet ve İlişkileri”, TD, sy. 31 (1978), s. 65-146; Mahmut Ak, Osmanlı’nın Gezginleri, İstanbul 2006, s. 55-67; a.mlf., “Seydî Ali Reis”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul 1999, II, 525-527; Fr. Taeschner, “Osmanlılarda Coğrafya” (trc. Hamid Sadi), TM, II (1928), s. 281-282; a.mlf., “Ғјuҗћrāfiyā”, EI² (Fr.), II, 602-603; M. C. Şahabettin Tekindağ, “Seydi Ali Reis Hakkında Düşünceler”, Tarihten Sesler, sy. 13-14, İstanbul 1944, s. 21-24; Cengiz Orhonlu, “Seydî Ali Reis”, TED, I (1970), s. 39-56; Osman F. Sertkaya, “Osmanlı Şairlerinin Çağatayca Şiirleri, Kâtibi (Seydi Ali Reis)’nin Şiirleri”, TDED, XXII (1977), s. 69-189; Şerafettin Turan, “Seydî Ali Reis”, İA, X, 528-531; Fikret Sarıcaoğlu, “Harita”, DİA, XVI, 211.

Mahmut Ak  


SEYDİŞEHİR

Konya iline bağlı ilçe merkezi.

Konya’nın 85 km. kadar güneybatısında düz bir alanda bulunmakta olup batıdan ve güneybatısından Küpe dağları ile çevrilidir. Şehrin adı belgelerde Seydi şehri, Seyyid şehri ve Seyyid-şehir olarak geçer. Bu ismin mutasavvıf Seyyid Hârûn-ı Velî’den geldiğine inanılır. Burası XIV. yüzyıldan itibaren sırasıyla Eşrefoğulları, Hamîdoğulları, Karamanoğulları ve Turgutoğulları’nın idaresinde kalmış, ardından Osmanlılar’a terkedilmiştir.

Selçuklular döneminde bu bölge Gurgurum adıyla bilinirdi. Osmanlılar bu ismi hem bir bölge adı (nahiye) hem de bir köyün adı (bazan yanlış olarak Ararım) şeklinde korudular. Seydişehir’in bugün bulunduğu yerde antik döneme inen bir yerleşme yeri mevcut değildir. Burasının XIV. yüzyıl başlarında Horasan’dan gelen Seyyid Hârun tarafından kurulduğu rivayet edilir. Onun ölümünden sonra yazılan menâkıbnâmesine göre Seyyid Hârun, Küpe dağının eteklerinde sulak bir vadiye gelmiş, Selçuklular devrinde tamamen harabe durumunda olan Elite (Vervelid) şehri yıkıntılarına yakın bir yerde yerleşmiştir. Eşrefoğlu Mübârizüddin Mehmed Bey bunu duyunca oraya giderek Seyyid Hârun ile tanışmış ve onun kurmakta olduğu cami, zâviye, medrese, imaret gibi binaların inşasını vakıflarla desteklemiş, böylece yeni bir şehrin ortaya çıkışı sağlanmıştır. Menâkıbnâmedeki bu bilgilerin doğru olup olmadığı bilinmemekle beraber burasının Seyyid Hârun Külliyesi etrafında geliştiği ve kasaba haline geldiği söylenebilir. Seydişehir daha sonra Hamîdoğulları’nın eline geçti ve Osmanlı kaynaklarına göre I. Murad zamanında Hamîdoğlu tarafından Osmanlılar’a terkedildi (784/1382). Fakat ardından Karamanlılar’ca alındı ve daha sonra Turgutoğlu Rüstem Bey’in kontrolüne girdi. Fâtih Sultan Mehmed’in Karaman Beyliği’ni ortadan kaldırmasının ardından burada kesin olarak Osmanlı idaresi kuruldu. Nitekim 1476 tarihli tahrir kaydına göre Karaman’a bağlı kazalar içinde Seydişehir’in adı da geçer. 886 (1481) tahririnde burası Beyşehir livâsına bağlı bir kaza diye zikredilir. Seydişehir, Osmanlı belgelerinde çoğunlukla Beyşehir sancağına bağlı olan Göçü, Kıreli, Cezîre, Yenişehir (Yenişarbademli), Kaşaklı, Yağan ve Yaylasun nahiyelerinin yanında geçer. II. Bayezid’in oğlu Şehzade Şehinşah ve onun oğlu Mehmed Bey’in buralarda faaliyetlerde bulundukları belgelerden anlaşılır.

Şehir merkezi XVI. yüzyıl boyunca dokuz ile on bir arasında değişen mahallelerden oluşmuştur. Bunlar Cami (Câmi-i Kebîr), Hacı Mustafa, Sofular (Sûfiyân), Değirmencioğlu (Veled-i Değirmenci), Ulukapı, Debbâgīn (Tabaklar), Bazarkapısı, Kiçikapı, Hacı Seydi Ali, Kızılca (Kızılcalar) ve Çetni’dir (Birunî). Ayrıca Seyyid Hârûn-ı Velî ve Ahmed-i Alâî’ye bağlı oldukları belirtilen bir cemaat kayıtlarda zikredilir. Kızılca mahallesi XVI. yüzyılın ikinci yarısında civardaki köylerden gelen göçler sonucu oluşmuştur. Şehrin nüfusu bu yüzyılda 226 hâne ile 490 hâne arasında (yaklaşık 1200 ile 2500 kişi) değişmiştir. Anabağlar, Pınarbaşı, Stat, Aktaş, Karakavak, Saadetler ve Bahçelievler mahalleleri XX. yüzyılda kuruldu. XVI. yüzyıl sonlarına kadar müsellem, ortakçı, yörük, haymana, sayyâd, bâzdâr, derbendci gibi çeşitli yükümlülükleri bulunan gruplar Seydişehir ve ona bağlı yerlerde görev yaptılar. Seydişehir XVI. yüzyılda Karaman vilâyetinin orta nüfuslu şehirleri arasında yer alır. 1530 tarihli bir sayıma göre kazada beş cami, sekiz mescid, bir medrese, on sekiz zâviye, bir hamam, dokuz dükkân, bir kervansaray, bir fırın, on su değirmeni, bir yaylak, bir “bazargâh”, yüz köy, on yedi mezraa, üç cemaat ve kırk bir çiftlik bulunmaktaydı. 979’dan (1571)



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir