TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SERAHSÎ, Radıyyüddin ::.

cilt: 36; sayfa: 544
[SERAHSÎ, Radıyyüddin - Şükrü Özen]


nr. 2209, vr. 1b; Sem‘ânî, el-Ensâb, IV, 49; Yâkūt, MuǾcemü’l-büldân, III, 208; IV, 49; İbnü’l-Adîm, Buġyetü’ŧ-ŧaleb (Zekkâr), X, 4351; a.mlf., Zübdetü’l-ĥaleb (nşr. Halîl el-Mansûr), Beyrut 1996, s. 331-332; İzzeddin İbn Şeddâd, el-AǾlâķu’l-ħaŧîre fî źikri ümerâǿi’ş-Şâm ve’l-Cezîre (nşr. Yahyâ Zekeriyyâ Abbâre), Dımaşk 1991, I/1, s. 267-268; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlikü’l-ebśâr (nşr. M. Abdülkādir Harîsât v.dğr.), Ayn 2001, VI, 118, 120; Kureşî, el-Cevâhirü’l-muđıyye, I, 131; II, 650; III, 327, 357-359, 499; IV, 27, 364, 367, 404, 581, 589; Fîrûzâbâdî, el-Mirķātü’l-vefiyye fî ŧabaķāti’l-Ĥanefiyye, Süleymaniye Ktp., Reîsülküttâb, nr. 671, vr. 73b-74a; Sıbt İbnü’l-Acemî, Künûzü’ź-źeheb fî târîħi Ĥaleb (nşr. Şevkī Şaas - Fâlih el-Bekkûr), Halep 1417/1996, I, 342-343, 345; İbn Kutluboğa, Tâcü’t-terâcim fî men śannefe mine’l-Ĥanefiyye (nşr. İbrâhim Sâlih), Beyrut 1412/1992, s. 200-201; Ebü’l-Fazl İbnü’ş-Şıhne, Nüzhetü’n-nevâžır fî Ravżi’l-menâžır, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3232, vr. 243a-244a; Muhammed b. Ahmed el-Habbâzî, Muħtaśarü’l-Muĥîŧ, Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 2479, vr. 1b; Taşköprizâde, Miftâĥu’s-saǾâde, II, 272-273; Kınalızâde Ali Efendi, Ŧabaķātü’l-Ĥanefiyye (nşr. Süfyân b. Âiş b. Muhammed - Firâs b. Halîl Meş‘al), Amman 1425/2003, s. 246-247; a.mlf., Ĥâşiye Ǿalâ Düreri’l-ĥükkâm, Süleymaniye Ktp., Yenicami, nr. 397, vr. 9b-10a, 51a, 71a; Mahmûd b. Süleyman el-Kefevî, Ketâǿibü aǾlâmi’l-aħyâr min fuķahâǿi meźhebi’n-NuǾmâni’l-muħtâr, Süleymaniye Ktp., Reîsülküttâb, nr. 690, vr. 187a-188b; Keşfü’ž-žunûn, II, 1113, 1282-1284, 1619-1620, 2002; Leknevî, el-Fevâǿidü’l-behiyye, s. 188-191; Brockelmann, GAL, I, 463; Suppl., I, 289, 641; Ziriklî, el-AǾlâm, VII, 249.

Şükrü Özen  


SERAHSÎ, Şemsüleimme

(شمس الأئمة السرخسي)

Ebû Bekr Şemsü’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî (ö. 483/1090 [?])

el-Mebsûŧ adlı eseriyle tanınan Hanefî fakihi.

Adı kitaplarının dîbâcelerinde yukarıda yazılan şekilde geçmektedir; genç bir çağdaşı olan Necmeddin en-Nesefî, Zehebî ve onu izleyen kaynaklar da ismini böyle kaydeder. Bundan dolayı Kureşî dahil birçok klasik tabakat müellifinin ve bunlardan alarak Heffening ile (EI, IV, 159) Calder’ın (EI² [İng.], IX, 35-36) zikrettiği Muhammed b. Ahmed b. Ebû Sehl şeklindeki şecere yanlıştır. İbn Fazlullah el-Ömerî’nin Serahsî’nin adını Hasan b. Ahmed diye vermesi de müstensih hatası olmalıdır. Serahsî ikinci Şemsüleimme unvanıyla tanınırdı; bu unvanı taşıyan ilk kişi hocası Halvânî idi. Eserlerinin sayısı bakımından şüphesiz en büyük müslüman fakihlerinden biridir. Keyfiyet yönünden İbn Kemal (Risâle, vr. 308b) onu Ebû Hanîfe ve Şeybânî’den hemen sonra Hassâf, Tahâvî, Kerhî ve Halvânî ile birlikte üçüncü sıradaki müctehidler tabakasına koymaktadır. Nisbesinin de gösterdiği gibi Serahsî bugün Türkmenistan-İran sınırında bir kasaba olan Serahs’ta veya civarında doğmuştur. Onun Türk soyundan geldiğine dair açık bir delil yoksa da Buhara’da tahsil görmüş, sonra ders vermiş olduğuna, eserlerini Özkent (Uzcend) Hapishanesi’nde yazdığına ve hayatının son yıllarını Mergīnân’da (Fergana) geçirdiğine bakılırsa kendisi Karahanlılar Devleti âlimleri arasında yer almalıdır. Yazılarında yalnız Arapça’yı kullanırdı; bazı fıkıh meselelerini izah etmek için çağdaşı diğer Orta Asya fakihleri gibi arada bir Arapça terimlerin Farsça karşılıklarını vermesi İranlı olduğunu göstermez, çünkü o dönemde Farsça, şehirlerde aydınların kullandığı iki dilden biriydi. Birçok defa bulûğ çağı vb. meseleler münasebetiyle Türkler’den bahsetmiştir ki bu da onun İranlı olmaktan ziyade Türk olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağını gösterir. En eski biyografi müellifleri doğum yılını zikretmez. Nisbeten yeni olan müellifler Abdülhay el-Leknevî (Şerĥu’l-Hidâye, Leknevî’nin mukaddimesi, I, 37) ve Fakīr Muhammed Cehlemî (Ĥadâǿiķu’l-Ĥanefiyye, s. 205) kaynak vermeden Serahsî’nin 400 (1009-10) yılında doğduğunu ve on yaşında ticaret maksadıyla Bağdat’a gitmiş olan babasına refakat ettiğini söyler. Leknevî, daha meşhur bir biyografi ansiklopedisi olan el-Fevâǿidü’l-behiyye’sinde onun hayatı hakkında ayrıntılı bilgiye yer vermesine rağmen doğum tarihini açıkça bildirmemektedir. Bununla beraber Serahsî’nin biyografisiyle ilgili başka veriler için okuyucuyu eski yazılarına havale eder ki bu da vermiş olduğu doğum tarihini teyit ettiğini gösterir; aksi takdirde daha önce yapmış olduğu yanlışı düzeltebilirdi.

Serahsî’nin ölüm tarihi için biyografik eserler umumiyetle 483 (1090-91) yılını zikreder. Bazıları “[4]90 yılına doğru” ve “500 yılına doğru” gibi daha müphem ifadeler kullanırsa da bunlar kesin olan tarihi nakzetmez. Yalnız Abdülhay el-Leknevî (Şerĥu’l-Hidâye, Leknevî’nin mukaddimesi, I, 37-38) kaynağını belirtmeden, “Cemâziyelevvel 494’te (Mart-Nisan 1101) öldü, fakat 483 yılında öldüğü de söylenir” ifadesini kullanır. Bu ihtilâf İstanbul kütüphanelerindeki yazma eserlerine de yansımıştır ki bunların bazıları bir tarihi, diğer bazıları öteki tarihi teyit eder. Ancak biyografisini yazanlardan İbn Kutluboğa ve Kefevî’nin, “Kendisi hapishaneden çıkarıldığı zaman hayatının sonuna doğru Fergana’ya gitmiştir” demeleri 483 yılını desteklemektedir. Serahsî Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’inde bu mesut hadisenin 480’de (1087) vukua geldiğini ve hemen Mergīnân’a giderek hapishanede başlamış olduğu eserinin geri kalan kısmını burada tamamladığını söyler.

Hocası Halvânî derslerini Buhara’da veriyordu. Kaynaklara göre sonraları bu meşhur fakihin parlak bir halefi olan Serahsî uzun yıllar bu derslerde bulunmuştur. Kefevî, İtkānî’den naklen fıkıh silsilesini şu şekilde vermektedir: Abdülazîz el-Halvânî - Ebû Ali en-Nesefî - İmam Muhammed b. Fazl el-Buhârî - Abdullah b. Muhammed b. Ya‘kūb es-Sebezmûnî - Ebû Abdullah b. Ebû Hafs el-Kebîr - Ebû Hafs el-Kebîr - Muhammed b. Hasan - Ebû Hanîfe. Serahsî, Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’inin önsözünde Şeyhülislâm Ebü’l-Hasan es-Suğdî ile Ebû Hafs Ömer b. Mansûr el-Bezzâz’dan ders gördüğünü açıkça söylemektedir. Bu iki fakih devletler hukukunda otorite ve bu mevzuda Şeybânî tarafından yazılmış olan eser konusunda uzmandı. Suğdî’nin daha Serahsî’nin aklına gelmeden çok önce Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr adlı bir eser kaleme almış olduğu bilinmektedir. Serahsî’nin derslerinde ne kadar talebe bulunduğu belli değildir; kaynaklar en meşhur birkaç ismi kaydetmiştir: Buhara’da uzun yıllar hem dinî hem siyasî olarak önemli görevler üstlenen bir aile olan Âl-i Burhân’ın kurucusu Burhânü’l-eimme Abdülazîz b. Ömer b. Mâze, Kādîhan’ın dedesi Mahmûd b. Abdülazîz el-Özcendî, el-Hidâye yazarı Mergīnânî’nin anne tarafından dedesi Ebû Hafs Ömer b. Habîb, Rükneddin Mes‘ûd b. Hüseyin el-Küşânî, Osman b. Ali el-Bîkendî ve Şerĥu’s-Siyeri’l-kebir’i nakletmiş olan Ebû Bekir Muhammed b. İbrâhim el-Hasîrî.

Hapis Hayatı. Serahsî’nin biyografisini yazan en eski müellif olan İbn Fazlullah el-Ömerî Mesâlikü’l-ebśâr’ında (VI, 65-66) Serahsî’nin büyük bir kelâm âlimi, fakih, fıkıh usulü uzmanı ve münazara üstadı olduğunu belirtmektedir. Çağdaşları ile tartışmaları bir iz bırakmamış ve günümüze kadar gelmemişse de onun uzun yıllar hapiste kalmasının hükümetin zıddına giden hukukî-siyasî meselelerde sarsılmaz düşüncelerinden başka bir sebebi bulunmadığını söylemek yerinde olacaktır. Hapishanede iken kaleme aldığı, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin bir eseri üzerine yazdığı notlardan oluşan Nüket’in hâtimesinde bizzat kendisi hapsedilme sebebini üstü kapalı biçimde şu şekilde kaydetmektedir: “Bunlar Muhammed’in Ziyâdâtü’z-ziyâdât’ının ibareleri



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir