TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - SELEME b. HİŞÂM ::.

cilt: 36; sayfa: 407
[SELEME b. HİŞÂM - Hasan Cirit]


kumandasında bir grup Mekkeli’yi onları yakalamakla görevlendirdiyse de takipten bir netice alınamadı, iade edilmeleri için yapılan çalışmalar da sonuçsuz kaldı (DİA, IV, 296).

Medine’ye geldikten sonra Hz. Peygamber’in yakın çevresinde yer alan Seleme onun hizmetinde bulundu ve kendisiyle birlikte savaşlara katıldı. Mûte Savaşı’nda mücahidler geri çekilmek zorunda kaldıklarından Medine’ye dönünce bazı kimseler onlar hakkında “fürrâr” (savaştan kaçanlar) ifadesini kullandılar. Bu sözden rahatsız olan Seleme bir müddet insanların arasına ve mescide namaz kılmaya çıkmadı. Bunun üzerine Resûlullah, Seleme ve arkadaşlarının savaştan kaçanlar değil yeni bir saldırı için geri çekilenler (kürrâr) olduklarını belirtti ve Seleme’nin evden çıkmasını istedi (Vâkıdî, II, 764-765; İbnü’l-Esîr, II, 284). Seleme, Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti döneminde Suriye tarafına gerçekleştirilen seferlere katıldı. Hz. Ömer halife olduktan kısa bir süre sonra 14 (635) yılında Bizanslılar’la yapılan Mercisuffer Savaşı’nda şehid düştü (İbn Sa‘d, IV, 131). 13 yılında Ecnâdeyn Savaşı’nda şehid olduğu da zikredilmiştir (İbn Abdülber, II, 643).

BİBLİYOGRAFYA:

İbn İshak, es-Sîre, s. 156, 254-255; Vâkıdî, el-Meġāzî, I, 46; II, 764-765; İbn Hişâm, es-Sîre2, I, 343, 350; II, 6; İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt, IV, 130-131; VIII, 153-154; İbn Abdülber, el-İstîǾâb (Bicâvî), II, 643-644; İbn Asâkir, Târîħu Dımaşķ (Amrî), XXII, 134-138; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), II, 283-284; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, I, 316; İbn Hacer, el-İśâbe, II, 68-69; Abdülkerim Özaydın, “Ayyâş b. Ebû Rebîa”, DİA, IV, 296.

Hasan Cirit  


SELH

(السلخ)

Bir şairin, başkasına ait bir şiirden yalnız anlamca alıntı yapması şeklindeki intihal türü

(bk. İNTİHAL).  


SELİM I

(سليم)

(ö. 926/1520)

Osmanlı padişahı (1512-1520).

Bir rivayete göre 872 (1467-68), daha kuvvetli bir ihtimal olarak 875’te (1470) babası II. Bayezid’in sancak beyi olarak bulunduğu Amasya’da doğdu. Annesi Dulkadıroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Hatun’dur (bazı kaynaklarda annesi Gülbahar bint Abdüssamed diye gösterilirse de bunun bir yakıştırmadan ibaret olduğu anlaşılır; annesinin Ayşe Hatun olduğu bilgisi XVI. yüzyıl tarihçilerinden Cenâbî tarafından açık şekilde zikredilmiştir. vr. 353a-b). Osmanlı belgelerinde adı Selim Şah diye geçer. Ancak daha kendi döneminde sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınmıştır. Kaynaklarda daha küçük yaşta iyi bir tahsil gördüğü ve babasının kendisine özel hoca tayin ettiği belirtilir. Muhtemelen on yaşlarında iken dedesi Fâtih Sultan Mehmed tarafından kardeşleri (Ahmed, Korkut, Mahmud, Âlemşah) ve amcası Cem’in oğlu Oğuz Han ile birlikte İstanbul’a çağrıldı. Dönemin tarihçilerinden Kemalpaşazâde’ye göre Fâtih torunlarına büyük ilgi gösterdi ve onları sünnet ettirdi. Bayezid’in büyük oğlu Abdullah’ı daha önce ölen büyük oğlu Şehzade Mustafa’nın kızıyla evlendirdi ve bu vesileyle bir ay süren şenlikler düzenlendi (885/ 1480). Bu muhtemelen Selim’in dedesini ilk ve son görüşü oldu, ancak bu olay onun hâfızasında önemli bir yer kazandı. Daha sonraki bir rivayete göre kendisine Fâtih Sultan Mehmed’in bir resmi gösterildiğinde çocukluğunda onun dizlerinde büyüdüğünü, yüzünün şeklinin hayalinden silinmediğini belirtmiş, nakkaşın resmi dedesine tam olarak benzetemediğini söylemiştir. Sünnet merasiminin ardından babasının yanına dönen Selim bir süre daha Amasya’da kaldı. II. Bayezid’in 1481’de tahta çıkmak üzere İstanbul’a gelişi sırasında onunla birlikte bulunup bulunmadığı hakkında bilgi yoktur. Ancak babasının Cem Sultan ile olan mücadelesi dolayısıyla bir süre Amasya’da beklediği, ardından annesiyle beraber İstanbul’a getirtildiği düşünülebilir. Bilinen ilk görev yeri ise Trabzon sancağıdır. Buraya tayin tarihi bazı arşiv belgelerine göre 892 (1487) olmalıdır. Annesi yanında olduğu halde geldiği Trabzon’da 916 (1510) yılına kadar yaklaşık yirmi dört yıl sancak beyliği yapmıştır (Şahkulu İsyanı sırasında babasına yolladığı bir mektupta yirmi beş yıldır Trabzon’da bulunduğunu belirtmiştir; Uluçay, VI/9 [1954], s. 74).

Şehzade Selim’in Trabzon’daki idarecilik yılları ona ileride kısa sürecek saltanatı için çok iyi bir tecrübe kazandırdı. Burada iken sınır boylarındaki gelişmeleri, özellikle Gürcü prensliklerinin ve Osmanlı Devleti için büyük bir siyasî-dinî mesele oluşturacak olan Şah İsmâil’in faaliyetlerini dikkatle takip etti. Bu konuda devlet merkezini bilgilendiren raporlar yazdı. 914’te (1508) Gürcü kralına karşı yaptığı bir seferde büyük başarı kazandı ve babası tarafından takdir edildi. Fakat II. Bayezid, Şah İsmâil’in sınır boylarındaki hareketleri karşısında oğluna düşmanları çoğaltmaması için uyarıda bulunmayı da ihmal etmedi. Şehzade Selim aslında bütün dikkatini Şah İsmâil üzerinde yoğunlaştırmıştı. Daha 906 (1501) yılında sınır hattındaki kalelerin tamir edilip sahillerin emniyeti için gemi sağlanmasının gerekliliğini vurgularken Şah İsmâil’in hareketleri ve Şirvan’daki durum hakkında devlet merkezine raporlar gönderdi (II. Bâyezid Dönemine Ait 906/1501 Tarihli Ahkâm Defteri, hk. nr. 111). Babasından Safevîler’e karşı sert önlemlere başvurması için aldığı emirler üzerine de sancağının güney sınırlarında bir dizi askerî harekâta girişmekten geri durmadı. İspir ve Bayburt’u zaptedip Erzurum’a kadar olan yerlerin emniyetini sağlamaya çalıştı. Bölgedeki Akkoyunlu / Bayındır beylerinden Ferruhşad ile Mansur beyleri kendi yanına çekti. 1507’de Şah İsmâil’in Dulkadıroğulları’na karşı yaptığı seferin ardından adamlarından birini Trabzon sınırlarına yollaması üzerine sancağının askerlerini toplayarak Erzincan’a yürüdü. Şehre girip muhafızları bertaraf ettikten sonra geri çekildi. Buna karşılık Şah İsmâil 10.000 kişilik yeni bir kuvveti Erzincan’a yollayınca Selim bunları Erzincan