TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - RÜSTEM PAŞA ::.

cilt: 35; sayfa: 289
[RÜSTEM PAŞA - Erhan Afyoncu]


1548’de Kanûnî Sultan Süleyman’ın ikinci İran seferine iştirak etti. Bu seferde sipahilerden oluşturduğu 200 kişilik özel bir ekiple Avrupa’da yaygınlaşan ateşli silâhları denemek istedi. Ancak sipahilerin alışık olmadıkları bu silâhları kullanmak istememeleri üzerine bu uygulamadan vazgeçildi (Zinkeisen, III, 174).

Hürrem Sultan, oğullarının tahta çıkması için Şehzade Mustafa’yı devre dışı bırakmaya çalışırken en büyük desteği damadı Vezîriâzam Rüstem Paşa’dan gördü. Rüstem Paşa’nın tertibiyle 1553’te İran seferi sırasında Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe’de Şehzade Mustafa öldürüldü. Şehzadenin öldürülmesi kamuoyunda ve asker arasında büyük infiale yol açınca Rüstem Paşa vezîriâzamlıktan azledildi ve yerine 27 Şevval 960’ta (6 Ekim 1553) Kara Ahmed Paşa getirildi. Şehzadenin katline “mekr-i Rüstem” (960) diye tarih düşürülmüştür. Hürrem Sultan, vezîriâzamlıktan alındıktan sonra Rüstem Paşa’nın affı için Kanûnî’ye mektup yazarak merhamet dilemiştir (Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, s. 49).

Rüstem Paşa, yaklaşık dokuz yıl süren vezîriâzamlığından azledildikten sonra iki yıl boyunca Üsküdar’daki konağında ikamet etti. Mâzul bulunmasına rağmen Kanûnî’nin damadı olması dolayısıyla otoritesinden fazla bir şey kaybetmemişti. Avusturya elçisi olarak 1555’te İstanbul’a gelen Busbeke şehirde ilk defa Rüstem Paşa’yı ziyaret etme ihtiyacı duymuştu. Elçi ziyaretini ve paşanın perde arkasındaki gücünü şöyle anlatmaktadır: “Sultan ordusu ile Asya’da idi. Başşehirde Vali Hadım İbrâhim Paşa ile Rüstem’den başka kimse yoktu. Rüstem her ne kadar o sırada sadrazamlıktan azledilmiş bulunuyor idiyse de eski mevkiini ve ileride tekrar bu mevkie getirilme ihtimalini düşünerek kendisini ziyaret edip hediyeler sunduk” (Türkiyeyi Böyle Gördüm, s. 36).

13 Zilkade 962’de (29 Eylül 1555) Kara Ahmed Paşa’nın Hürrem Sultan ile Mihrimah Sultan’ın gayretleriyle azledilip öldürülmesi üzerine Rüstem Paşa ikinci defa sadâret mührüne sahip oldu (BA, A.RSK, nr. 1455, s. 7). Ölümüne kadar yaklaşık altı yıl süren ikinci vezîriâzamlığında Kaptanıderyâ Piyâle Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması Cerbe Deniz Savaşı’nı kazandı (Mayıs 1560). Bu dönemde Osmanlı Devleti’ni en fazla uğraştıran mesele Şehzade Bayezid ile Şehzade Selim arasındaki mücadele oldu. Şehzade Bayezid’i tutan Rüstem Paşa daha önce birçok rakibini siyasî dehasıyla alt etmesine rağmen Lala Mustafa Paşa’nın tertibi karşısında bir şey yapamadı. Şehzade Bayezid’in âsi konumuna düşmesi üzerine Şehzade Selim tarafına geçti. Şehzade Bayezid savaşı kaybederek İran’a kaçtı (Ağustos 1559). Rüstem Paşa 28 Şevval 968’de (12 Temmuz 1561) istiskādan (Busbecq, s. 167) öldü ve İstanbul’da Şehzade Camii hazîresindeki türbesine defnedildi.

Fransızlar’ın “korkunç yaratık”, Almanlar’ın “gaddar ve menfur” diye tanımladığı, Venedikliler’in çekindiği (Jorga, III, 125) Rüstem Paşa, mantıklı sebepler ileri sürüldüğünde bunları kabul etmekten çekinmeyen zeki ve uzak görüşlü bir devlet adamı olarak tavsif edilir. Osmanlı kaynaklarında ise iyi tedbir sahibi, tutumlu, zengin, şairlerden hoşlanmayan, yararlı düşünceli gibi sıfatlarla anılır. Rüstem Paşa, Zeyniyye tarikatı şeyhlerinden Şeyh Burhâneddin, Nakşî şeyhlerinden Pîrî Halife ile Hekim Çelebi, Şeyh İbrâhim Gülşenî ve Ali Baba gibi devrin önde gelen şeyhleriyle yakın ilişki içinde bulunmuştur (Savaş, s. 45-47; Öngören, s. 202-203, 324-325). Ayrıca mutasavvıf ve şair Kadızâde Filibeli Mahmud Çelebi’nin (Mahmud Baba) onun hocası olduğu belirtilir (Latîfî, s. 272-273).

Rüstem Paşa vefat ettiğinde 15 milyon dukalık büyük bir miras bırakmıştır (Zinkeisen, III, 796). Osmanlı kaynaklarında serveti yaklaşık 12 milyon altın olarak zikredilir. Geride 1700 köle, 2900 savaş atı, 780.000 hasene altın, nakit olarak 1000 yük para, Anadolu ve Rumeli’de 815 çiftlik, 76 su değirmeni ve 5000 ciltten fazla çeşitli kitap ve daha birçok değerli eşya bırakmıştır (bk. RÜSTEM PAŞA KÜTÜPHANESİ). Rüstem Paşa yaptırdığı yüzlerce hayır eseri ve bağışladığı gelirlerle de müstesna bir yere sahiptir. Kurduğu vakıflarla Hırvatistan, Macaristan, Balkanlar, Rumeli, İstanbul, Anadolu, Mısır, Medine ve Kudüs olmak üzere ülkenin farklı coğrafyalarında birçok hayır eseri yaptırmıştır. İstanbul’da bir cami, bir medrese ve kütüphane, beş han, iki han mescidi, iki mektep; Ankara’da bir hamam ve bir kervansaray; Kastamonu Daday ve Dibek’te birer cami; Erzincan’da bedesten, han ve hamam; Erzurum’da han (Taşhan, Rüstem Paşa Kervansarayı), hamam ve bedesten; Edirne’de kervansaray (bk. RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI); Tekirdağ’da bir cami, bir medrese ve kütüphane, bir mektep, bir kervansaray (bk. RÜSTEM PAŞA KÜLLİYESİ); Sapanca’da bir cami, bir mektep, bir imaret ve bir zâviye; Kütahya’da hamam ve medrese; Ermenek’te bir cami; Medine’de bir medrese olmak üzere toplam on iki cami ve mescid, yedi mektep, otuz iki hamam, yirmi iki çeşme, 273 oda, elli dört mahzen, 563 dükkân, yirmi sekiz han ve kervansaray, beş medrese onun vakfettiklerinin sadece bir kısmını oluşturur. Eminönü’nde bulunan camisi çinileriyle meşhurdur.

Rüstem Paşa aldığı malî önlemlerle devlet hazinesine büyük gelirler sağlamıştır. Seyyahlar tarafından sarayın çiçeklerini bile satarak hazineye para kazandırdığı anlatılır. XVII. yüzyıl kaynaklarında paşanın hazineyi ağzına kadar doldurduğu için saraydaki hazinelere sığmayan paraların Yedikule’ye konulduğu, ancak bu durumun reâyânın ezilmesine sebep olduğu anlatılır (Kitâb-ı Müstetâb, s. 21).

Rüşvet konusunda Rüstem Paşa aleyhinde devrin kaynaklarında ve arşiv kayıtlarında bazı bilgiler ve şikâyetler mevcuttur (Gökbilgin, VII/11-12 [1956], s. 32-38). Devrin tarihçilerinin Rüstem Paşa’yı rüşvetle suçlaması, aslında bu dönemlerde ortaya çıkan yeni bir makam vergisi türü olan câize ile ilgilidir. Bir göreve tayin edilen kişilerin vezîriâzama ödedikleri paralar resmî defterlere kaydedilir, gizli alınıp verilmezdi. Koçi Bey, Rüstem Paşa’yı iltizamı yaygınlaştırdığı ve devlet arazisini özel mülke çevirip bunları da çocuklarına vakıf olarak bıraktığı gerekçesiyle itham eder (Risâle, s. 85-86). Gerçekten Rüstem Paşa devrinde iltizam yaygınlık kazanmıştır (Çakır, s. 36-40). Ancak dönemin müelliflerine ters gelmesine rağmen dünyanın her tarafındaki tarım toplumlarına has bir



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir