TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - RÛME KUYUSU ::.

cilt: 35; sayfa: 232
[RÛME KUYUSU - Mustafa Sabri Küçükaşcı]


mescid inşa edilmiştir. Ardından Medine’ye gelen yabancıların ve fakirlerin geceledikleri bir mekân haline gelmiştir (Mir’âtü’l-Haremeyn, II, 1075). Osmanlı döneminde birkaç defa tamirat geçiren Rûme Kuyusu, Medine Suûdî idaresine geçince Mescid-i Nebevî’ye ait vakıf alanı içerisinde kalmıştır. Günümüzde etrafında iki ayrı kuyunun kazıldığı Rûme Kuyusu süs bitkileri ekimiyle deneme üretiminin yapıldığı bir alanda bulunmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1410/1990, I, 390, 392; İbn Şebbe, Târîħu’l-Medîneti’l-münevvere, I, 152-154; Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), II, 200-202; İbn Cübeyr, er-Riĥle, Beyrut, ts. (Dârü’ş-şarkı’l-Arabî), s. 151; İbnü’n-Neccâr el-Bağdâdî, ed-Dürretü’ŝ-ŝemîne fî târîħi’l-Medîne (nşr. M. Zeynühüm M. Azeb), Kahire 1416/1995, s. 107-109; Yâkūt, MuǾcemü’l-büldân, I, 299-300; Cemâleddin el-Matarî, et-TaǾrîf bimâ enseti’l-hicre min meǾâlimi Dâri’l-hicre (nşr. Saîd Abdülfettâh), Mekke 1997, s. 157-159; İbn Battûta, Tuĥfetü’n-nüžžâr, I, 144; Semhûdî, Vefâǿü’l-vefâǿ bi-aħbâri dâri’l-Muśŧafâ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut 1404/1984, III, 967-971; Ayyâşî, er-Riĥletü’l-ǾAyyâşiyye, Rabat 1397/1977, I, 268; Mir’âtü’l-Haremeyn, II, 1075; M. M. Hasan Şürrâb, Aħbârü’l-vâdi’l-mübârek el-ǾAķīķ, Medine 1405/1985, s. 132-133.

Mustafa Sabri Küçükaşcı  


RUMELİ

Osmanlılar’ın Balkan yarımadasına verdikleri coğrafî isim ve bu bölgeyi içine alan eyalet.

Bizanslılar’ın kendileri ve ülkeleri için kullandıkları Romaioi, Romania kelimeleri İslâm dünyasında onların Rum, Doğu Roma İmparatorluğu ülkesinin de “bilâdü’r-Rûm” veya “memleketü’r-Rûm” şeklinde tanınmasına yol açmış, bu tabirler, Anadolu’nun Türk-İslâm hâkimiyeti altına girmesinden sonra Rum ismiyle Bizans idaresinde bulunmuş Anadolu’yu gösteren bir coğrafî ad olarak yaygınlaşmıştır. Batılı seyyahlar, XIII. yüzyılda Türkler’in idaresindeki Anadolu’ya Turquemenie (Turquie) ve Bizans İmparatorluğu’na tâbi yerlere Romanie (Romania) diyorlardı. Nihayet bu tabir, daha ziyade Ortodoks Yunan mezhebinin hâkim bulunduğu Balkan yarımadasını ifade etmeye başladı. Osmanlı Türkleri, Balkanlar için Rum-ili adını Romania’dan aldılar ve Anadolu’ya karşı denizin ötesinde Bizanslılar’dan fethettikleri bölgeler için kullandılar. Yalnız Rum adı ise eski mânasını muhafaza ederek Anadolu’da Selçuklular’ın hâkim olduğu yerleri gösteren coğrafî bir isim olarak kaldı. Rumeli, tarihî bir adlandırma olmasının dışında günümüzde İstanbul şehrinin Boğaz’ın batısında kalan kesimlerinin adı olarak Rumeli yakası şeklinde kullanılmakta, ayrıca bu yakada Rumelihisarı ve Rumelikavağı gibi semt adlarına, Boğaz’ın daha yukarı kesimlerinde Rumelifeneri gibi köy isimlerine rastlanmaktadır.

Bizans İmparatoru I. Iustinianos zamanında imparatorluğun kuzey sınırları Tuna ve Drava ırmakları idi. Osmanlı hükümdarları da I. Bayezid’den itibaren Tuna nehri güneyinde uzayan yarımadayı kendi hâkimiyet sahaları şeklinde düşündüler ve Ege denizi adalarını (Eğriboz, Midilli, Rodos) aynı coğrafî-siyasî sınırlar içine soktular. II. Murad, Macaristan ile 1444’te yaptığı antlaşmada Macarlar’ın Tuna’yı aşmayacağına dair söz alırken açıkça bu geleneği takip etmekteydi.

Anadolu Türkleri’nin Balkanlar’da ilk yerleşmesi 660’ta (1262) Selçuklular’dan II. İzzeddin Keykâvus’un Bizans’a kaçıp sığınması hadisesiyle alâkalıdır. İmparator VIII. Mikhail Palaiologos ona ve askerlerine yerleşmek üzere Dobruca ilini tahsis etti. Bunun üzerine Anadolu’dan kendisine taraftar olan bir göçebe Türk grubu Sarı Saltuk Baba ile beraber Dobruca’ya geçti ve otuz kırk oba ile iki üç kasaba oluşturdu. Babadağ kasabasını İbn Battûta 730 (1330) tarihlerinde zikreder. XIII. yüzyılın ikinci yarısında Altın Orda Hanı Berke ve ondan sonra Emîr Nogay, Balkan işlerine yakından müdahale ettiler ve Dobruca’daki müslüman Türkler’i himayeleri altına aldılar. Aşağı Tuna üzerinde Sakçı (İsakça) bu tarihlerde bir müslüman şehri ve Emîr Nogay’ın bir karargâhı olarak zikredilmektedir. Nogay’ın ardından Altın Orda Hanı Tohtu, Sakçı’ya oğlu Tukal Boga’yı yerleştirdi. Nogay’ın oğlu Çeke’yi (Çaka) öldüren Bulgarlar, Dobruca Türkleri’ni rahatsız etmeye başladı. Bunun üzerine Dobruca Türkleri’nden bir kısmı 1307-1311 arasında Anadolu’ya döndü; kalanlar ise Hıristiyanlığı kabul etti. 1365 yılına doğru Dobruca’da Balık ve kardeşi Dobrotiç idaresinde kurulmuş olan Dobruca Despotluğu’nu bu Türkler ile hıristiyan Kumanlar’ın kurdukları kuvvetle ileri sürülebilir. Despotluğun merkezi başlangıçta Kalliakra, Osmanlı Türkleri geldiği sırada ise Varna idi.

Batı Anadolu’yu fetheden Aydınoğulları, Saruhanoğulları ve Karesi beyleri donanmalarıyla Ege denizini geçerek Balkanlar’a akınlar yapmaya başladı. Bu akınların en tanınmış kahramanı Aydınoğulları’ndan Gazi Umur Bey’dir. 749’da (1348) Umur Bey’in vefatıyla Aydınoğulları’nın Latinler’le uğraşmaya mecbur kalması sonucu Rumeli harekâtında öncülük Osmanlılar’a geçti. Sırbistan Kralı Duşan’ın 1345’te ölümünün ardından müttefiki Bizans İmparatoru VI. Ioannes Kantakuzenos’un kızıyla evlenen Orhan Bey, Balkanlar’daki etkisini arttırdı. Bizans İmparatorluğu’nda patlak veren ikinci iç savaşta Sırplar ve Bulgarlar, V. Ioannes Palaiologos’u desteklerken Osmanlılar, Kantakuzenos’un yanında yer aldı. Orhan Gazi’nin, oğlu Süleyman Paşa kumandasında gönderdiği 10.000 kişilik bir kuvvet V. Ioannes’i destekleyen Sırp-Yunan kuvvetlerini bozguna uğrattı. 753 (1352) sonbaharında kazanılan bu zafer Osmanlılar’ın Rumeli’de yerleşmesini sağlayan bir dönüm noktasıdır. Bu tarihe doğru Rumeli artık Anadolu gazileri için dâimî bir faaliyet sahası haline geldi. Kendiliğinden toplanan gazi grupları, Bizans’ın iç mücadelelerine katılmak yahut Sırplar’a ve Bulgarlar’a karşı yapılan harekâtı desteklemek ve akın yapmak üzere sık sık Rumeli’ye geçmeye başladılar.

Kantakuzenos, Süleyman Paşa’nın bu sefer esnasında Trakya’da bazı noktaları ele geçirdiğini ve boşaltmak istemediğini bildirir ve bunlar arasında yalnız Tzympe’yi (Çimbi, Cinbi, Cimbini) zikreder. Osmanlı kronikleri ise onun Çimbihisarı’nı, Aya-Şiline’yi (Aya-Şilonya), Od-Köklek’i (Balabancık), Eksamilye’yi (bugün Eksamil), Akça-Burgos’u fethettiğini yazar. 1352’de Süleyman Paşa’nın işgal ettiği ve Kantakuzenos’un boşaltılmasına çalıştığı yerler bu hisarlar olmalıdır. Buna göre Osmanlılar’ın Rumeli’de ilk yerleşmesi 1352 yılında Gelibolu’nun berzah kısmında vuku bulmuştur. Gelibolu’nun fethi bundan iki yıl sonradır. Güvenilir çağdaş bir kaynağa dayandığı bugün kesin olarak meydana çıkan Enverî’nin Düstûrnâme’sine göre Osmanlılar’ı Rumeli’ye geçip yerleşmeye teşvik eden Gelibolu tekfuru Asen’in oğludur. Bu zat Müslümanlığı kabul etti ve Melik adını aldı. Onun teşvikiyle Lapseki’de bir gemi yapıldı ve asker sevkedilerek karşı sahilde önce baskınla Akça-Burgos zaptedildi, ardından Kozludere’ye 3000 asker geçip Bolayır’ı aldı. 2 Mart 1354’te bir deprem neticesinde kale surlarının yıkılması üzerine Osmanlılar gelip müdafaasız Gelibolu’yu ele geçirdiler. Kantakuzenos’un verdiği bilgiye göre kendisi 10.000 altın gönderip Çimbihisarı’nı Süleyman’dan almaya çalıştığı bir sırada “Allah’ın takdiri” ile şiddetli bir deprem Trakya’daki şehirlerin hemen hemen tamamını harap etmiş, halk henüz surları ayakta duran



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir