TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - RAHOVA ::.

cilt: 34; sayfa: 425
[RAHOVA - Machiel Kiel]


kısmı da civardaki köylere yerleşti. 1829’da Türk-Rus savaşı esnasında General Geismar kumandasındaki Rus ordusu Rahova’yı kısa süre için ele geçirdi. XIX. yüzyılın ortalarında Osmanlı hükümeti Kırım’dan kaçan Tatar ve Kafkasya’dan gelen Çeçen mültecileri Rahova ve köylerine yerleştirdi. Böylece müslüman Mahmûdiye ve Mecidiye köyleri oluşturuldu. 1870’te Felix Kanitz, Rahova’nın Osmanlı kaymakamı Ahmed Bey’i insancıl olması, bunun yanında pek çok köydeki Bulgarlar’ı okul ve kiliselerini inşa etmek için teşvik etmesi, para ve inşaat malzemesi vererek desteklemesi sebebiyle över. Buranın 500 müslüman yanında Bulgarlar’la Romenler’den oluşan 210 hıristiyan hânesine sahip olduğunu yazar.

Osmanlı döneminin son yıllarına ait Tuna vilâyeti salnâmelerinde Rahova’nın 612 hâne, 170 dükkân, yedi han, dört cami ve iki kilisesi olduğu kayıtlıdır. Kasabada yaşayanların hemen hemen yarısını hâlâ müslümanlar oluşturmaktadır. Civarında altmış köyü vardır. Bu köylerin sadece yedisinin adı Türkçe’dir. Müslüman ve hıristiyan karışık olan Hayreddin ve Eltemir köyleri eskidir. Mahmûdiye ve Mecidiye köylerinde olduğu gibi Üç Pınar ve İsmail Pınar köyleri de genelde müslümanlarla meskûndur. Diğer on altı köyün isimleri Slavca olup vatandaşlarının çoğunluğu müslümanlardan (Pomaklar) oluşmaktadır. Rahova kazasının bütününde % 16’sı müslüman olan 12.767 hâne halkı bulunmaktadır.

1877 sonbaharında Rahova ve civarı Rus ordusu tarafından ele geçirildi. Resmî olarak 21 Kasım 1877’de Rahova’da Osmanlı hâkimiyeti sona erdi. Müslüman nüfusun büyük bir kısmı Rahova’yı terketti. 1877-1878 yılının şiddetli geçen kışında boş olan pek çok Türk, Tatar ve Çerkez evi imha edildi. 1887 yılının Bulgar seçim sonuçlarına göre Rahova’nın nüfusu 2959’u hıristiyan (Bulgarlar ve Romenler), 1053’ü müslüman ve 367 “diğerleri” olmak üzere toplam 4379’u bulmaktadır. 1934’te hıristiyanların nüfusu 5532’ye çıkar, müslümanların nüfusu 925’e düşer. Rahova kasabası canlı bir iskeleye sahipti; bunun yanında tarım, şarap üretimi, ticaret ve el sanatları ile hayatını sürdürüyordu. 1945’ten sonra Rahova, Selanovtsi köyü ile birleşti. 1972’den sonra aralarında küçük bir müslüman cemaatinin de bulunduğu nüfusu günümüzde 14.000’in üzerine çıkmış bulunmaktadır. Eski kalesinin ayakta kalan tek kulesine rağmen Rahova olaylarla dolu geçmişini hatırlatacak tarihî mekânlara sahip değildir.

BİBLİYOGRAFYA:

Salnâme-i Vilâyet-i Tuna, 6 defa, 1290/1873 senesi, s. 182-185; 370 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Rûm-İli Defteri: 937/1530 (nşr. Ahmet Özkılınç v.dğr.), Ankara 2002, II, 508-509, 511, 520; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VII, 461-462; A. S. Atiya, The Crusade in the Later Middle Ages, London 1938, s. 444-445, 447; έ. Čankov, Geografski Rečnik na Balgarija, Sofia 1939, s. 313-314; Turski Izvori za Balgarskata Istorija (ed. N. Todorov - B. Nedkov), Sofia 1966, II, 243; D. Dimitrova, “Srednovekovnata krepost Kamaka kraj Orahovo”, Arhitekturata na Parvata i Vtorata Balgarska drήava, Sofia 1975, s. 165-181; F. Kanitz, Donau-Bulgarien und der Balkan, Leipzig 1882, II, 172-174; Hans-Jürgen Kornrumpf, Die Territorialverwaltung im östlichen Teil der europäischen Türkei (1864-1878), Freiburg 1976, s. 322; P. Mijatev, Madήarski patepisi za Balkanite, Sofia 1976, s. 39; A. Kuzev - V. Gjuzelev, Balgarski Srednovekovni Gradove i Kreposti, Sofia 1981, I, 120-124; “Orjahovo”, Kratka Balgarska Enciklopedija, Sofia 1967, IV, 21.

Machıel Kıel  


RÂÎ el-ENDELÜSÎ

(الراعي الأندلسي)

Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. İsmâîl er-Râî el-Endelüsî el-Gırnâtî (ö. 853/1450)

Nahiv ve fıkıh âlimi, şair.

Genellikle kabul edildiğine göre 782 (1380) yılında Nasrîler’in başşehri Gırnata’da doğdu ve hayatının büyük bir kısmını burada geçirdi. Gırnata’nın kumaşçılar çarşısında ticaretle uğraşan babası ona iyi bir eğitim imkânı sağladı. el-Câmiu’l-kebîr (el-Câmiu’l-a‘zam), Mescidü’l-Kaysâriyye ve Nasriyye (Yûsufiyye) Medresesi’nde başta Ali b. Muhammed el-Gırnâtî, İbn Sirâc ve Mintûrî olmak üzere çeşitli âlimlerden Arap dili, fıkıh ve fıkıh usulü ile hadis, tefsir ve kıraat dersleri aldı. Öğrencisi Burhâneddin el-Bikāî’nin kaydettiğine göre (ǾUnvânü’z-zamân, vr. 339b-340a) 824’te (1421) hac farîzasını yerine getirmek ve ilim tahsil etmek amacıyla Gırnata’dan hareket ederek Tunus, Sefâkus ve İskenderiye’ye uğradıktan sonra 825 (1422) yılının başında Kahire’ye ulaştı ve haccın ardından 826’da (1423) Kahire’ye yerleşti. Başta İbn Hacer el-Askalânî olmak üzere Ahmed b. Mûsâ el-Metbûlî, İbnü’l-Cezerî, Sâlih b. Muhammed ez-Zevâvî gibi âlimlerden ve Sâlihiyye Medresesi’nin zengin kütüphanesinden faydalandı. Burada Lisânüddin İbnü’l-Hatîb’in el-İĥâŧa fî aħbâri Ġırnâŧa adlı eserine hâşiye ve ta‘likler düştü (Makkarî, VII, 106). Endülüs ve Mağrib’in sahil şehirlerinin yanı sıra Dımaşk, Kudüs ve el-Halîl’i de ziyaret etti. Ayrıca Fas’a gittiğini, burada Ömer b. Atıyye ile Süleyman b. Vilîe’den Arapça ve tefsir okuduğunu yine öğrencisi Bikāî kaydetmektedir (ǾUnvânü’z-zamân, vr. 340a). Râî zaman zaman Endülüs’e gidip Kahire’ye döndü (el-Ecvibetü’l-merżıyye, vr. 55a). 828 (1425) yılında ticaret için Tunus’a gitti. Kahire’ye dönünce özellikle şöhretini sağlayan Arap diliyle ilgili dersler vermeye başladı. Burhâneddin el-Bikāî, Takıyyüddin İbn Fehd, Ahmed b. Muhammed İbnü’l-Muhib, Ali b. Abdullah es-Senhûrî öğrencilerinden bazılarıdır. Kahire’deki Müeyyediyye Camii’nde bir süre Mâlikî imamı olarak görev yapan Râî hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetti ve 27 Zilhicce 853’te (10 Şubat 1450) Kahire’de vefat etti ve Sahrâ Kabristanlığı’nda Zeynüddin el-Irâkī’nin yanına defnedildi.

Nahiv, fıkıh ve fıkıh usulü alanlarında temayüz eden Râî gramer ve i‘raba dair zor meseleleri çözmekle tanınmış ve bu tür sorulara verdiği cevapları bir kitapta toplamıştır. Burada Ebû Hayyân el-Endelüsî ile Muhammed b. Muhammed el-Makkarî’nin görüşlerini eleştirmiştir (el-Ecvibetü’l-merżıyye, vr. 45a, 46b-47a). Arap dilini öğrenmeyi her mümine düşen bir vecîbe olarak gören Râî Arapça’nın diğer ilimlerin anahtarı olduğunu, Arapça’ya vâkıf olmadan diğer ilimlere başlayanların ışıksız gecede yolculuk yapan kimselere benzediğini söyler (ǾUnvânü’l-ifâde, Mukaddime). İntiśârü’l-faķīr adlı eserinden onun bid‘atlara karşı ıslahçı bir eğilime sahip olduğu anlaşılmaktadır. Şiirlerini orta seviyede kabul eden Şemseddin es-Sehâvî birçoğunu kendisinden yazdığını, ancak zamanla bir kısmını kaybettiğini belirtir (eđ-Đavǿü’l-lâmiǾ, V, 203). Râî’nin bazı eserleriyle bir kısım biyografilerde yer alan şiirlerinde ölüm ve âhiret düşüncesi, vatan ve dost özlemi, nimete şükür, hakka riayet, hikemiyat, takvâya teşvik, mezhep taassubuna eleştiri, nahiv lugazları gibi konuların işlendiği görülür (a.g.e., V, 203; et-Tibrü’l-mesbûk, s. 292-293; Makkarî, II, 695-696).

Eserleri. 1. el-Ecvibetü’l-merżıyye Ǿani’l-esǿileti’n-naĥviyye. Öğrencilerinin sorduğu kırk dört gramer sorusuna verdiği cevaplardan oluşur. Makkarî sorulardan hareketle hazırlandığı için nevâzil ve fetâvâ kitaplarına benzettiği esere en-Nevâzilü’n-naĥviyye adını vermiştir (Kahire, Dârü’l-kütübi’l-vefâiyye, Nahiv, Teymûr, nr. 393; Tunus, Dârü’l-kütübi’l-vataniyye, nr. 9322, 21165). Selâme Abdülkādir el-Merâkī



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir