TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - PUT ::.

cilt: 34; sayfa: 365
[PUT - Ahmet Güç]


Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar cibte ve tâgūta inanıyorlar meâlindeki âyette görülen (en-Nisâ 4/51) cibtin sihir, tâgūtun da şeytan olduğu ifade edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de sekiz yerde geçen (el-Bakara 2/256-257; en-Nisâ 4/51, 60, 76; el-Mâide 5/60; en-Nahl 16/36; ez-Zümer 39/17) ve “put, putperestlik, put evi” gibi mânalarda kullanılan tāgūt ise öncelikle Allah’tan başka ibadet edilen her şeyi ifade eder. Ayrıca büyücüye, kâhine, cinlerin âsi olanına, insanı hayır yolundan, böylece Allah’tan uzaklaştıran ve şeytana yönelten sahte tanrılara da tâgūt adı verilir. Hem tekil hem çoğul olarak kullanıldığından “şeytânî güçler” mânasına da gelir.

İslâm öncesi dönemde Kâbe’nin içinde ve çevresinde Araplar’a ait 360 kadar put bulunuyordu. Ayrıca Mekke’de her ailenin evinde bir put vardı. Araplar’a göre Kâbe’deki putların en büyüğü ve en meşhuru kırmızı akikten yapılmış insan şeklinde bir put olan Hübel idi. Hübel’in sağ kolu kırıktı. Onu ilk diken Huzeyme b. Müdrike’dir. Önünde yedi adet fal oku vardı. Araplar’ın taptığı putların en önde gelenleri Menât, Lât ve Uzzâ’dır. Menât bunların en eskisi olup Mekke ile Medine arasında Müşellel yöresinde Kudeyd’e yakın bir yerdeydi. Evs ve Hazrec kabileleriyle Medine halkından onlara tâbi olanların putuydu. Sakīf kabilesinin putu olan Lât Tâif’te bulunuyordu. Dört köşe bir kaya parçasından ibaret olup saygınlığı Menât’tan sonra gelirdi. Kureyş halkı ve bütün Araplar ona saygı gösterirdi. Kureyş’in en büyük putu ise Uzzâ idi. Mekke’den Irak’a çıkışta sağda Hûrâz isimli vadide bulunuyordu. Kureyşliler onu ziyaret eder, hediyeler sunar ve yanında kurban keserlerdi. Zâlim b. Es‘ad onun üzerine bir ev yaptırmıştı. Câhiliye Arapları bu üç putun Allah’ın kızları olduğuna inanırlardı (en-Nahl 16/57; en-Necm 53/19-23).

Kur’an’da zikredilen İslâm öncesi ibadet objeleri arasında Ved, Süvâ‘, Yegūs, Yeûk ve Nesr de vardı (Nûh 71/23). Bunlar Nûh kavminin taptığı putlardı. Daha sonra Araplar tarafından da tapınılmıştır. Bunlardan Ved, Kelb kabilesinin putu olup Dûmetülcendel’de, kadın suretindeki Süvâ‘ ise Yenbu‘ bölgesinin Ruhât yöresinde bulunuyordu. Bekçisi Lihyânoğulları’ydı. Mezhic kabilesi ve Cüreş halkı Yegūs’a, Hayvân kabilesi at şeklindeki Yeûk’a, Himyerîler de Belhâ adı verilen bölgedeki Nesr’e tapıyordu. Himyerîler’in ve Yemenliler’in San‘a’da Riâm (Riyâm) isimli bir tapınakları daha vardı ve yanında kurbanlar keserlerdi. Bu putun içinden birtakım seslerin işitildiği söylenirdi. Riâm, Himyerîler’in Tübba‘ zamanında putlara tapmaktan vazgeçip Yahudiliğe girdikleri sırada yıkılmıştır.

İslâm öncesinde Araplar’ın taptıkları putlar arasında Zülhalesa, Zülkeffeyn, Zûşerâ, Zülkeabât, Fels, Sa‘d, Rudâ, Menâf, Ukaysir, Nuhm, Âim, Süayr (Saîr), İsâf ve Nâile de yer alıyordu. Zülhalesa, üzerine bir çeşit taç oyulmuş beyaz bir taştı. Mekke ile Yemen arasında Tebâle adı verilen yerde bulunuyordu. Devs, Has‘âm, Becîle ve Ezdü’s-Serât ile Hevâzin Arapları’ndan bunlara komşu olanlar Zülhalesa’ya saygı gösterir, kurbanlar sunarlardı. Bu putun önünde “Âmir” (buyurucu), “Nâhî” (yasaklayıcı), “Mutarabbis” (mühlet verici) adlı üç fal oku vardı. Önemli bir karar öncesinde putun önünde bu oklar çekilir ve ona göre hareket edilirdi. Zülkeffeyn Münhib b. Devs oğullarının, Zûşerâ da Ezd soyundan Hâris b. Yeşkür b. Mübeşşir oğullarının putu idi. Vâil ve İyâd oğullarından Bekir ve Tağlib kabilelerinin Zahr adı verilen yerde Sindâd’da Zülkeabât isimli bir tapınakları vardı. Burası bir ibadet yeri değil şerefli ve önemli kabul edilen bir evdi. Uzun bir kayadan ibaret olan Sa‘d, Kinâne’nin iki oğlu Mâlik ve Milkân boylarının putu olup Cidde sahilinde bulunuyordu. Fels Tay kabilesinin, Rudâ da Rebîa b. Kâ‘b b. Sa‘d kabilesinin tapınağıydı. Rudâ’yı Amr b. Rebîa (Müstevğir) yıkmıştır. Menâf’ın nerede bulunduğu ve kimin tarafından dikildiği tam olarak bilinmemekle birlikte Kureyşliler onun ismini Abdümenâf şeklinde çocuklarına veriyordu. Ukaysir, Kudâa, Lahm, Cüzâm, Âmile ve Gatafân’ın Suriye boylarında bulunan putları idi. Nuhm Müzeyne kabilesinin, Âim Ezdü’s-Serât’ın, Süayr Aneze’nin putuydu. Benî Muhârib, Hevâzin’e ait Cihâr adlı puta tapıyordu.

Rivayete göre Cürhüm kabilesinden İsâf b. Yâlâ adında bir kişi Zeyd’in kızı Nâile’ye âşık olmuştu. Kabileleri hac için Mekke’ye geldiğinde bu ikisi Kâbe’ye girmiş, orada baş başa kaldıkları bir sırada cinsel ilişkide bulunmuş ve hemen ikisi de taş haline gelmiştir. Ertesi sabah onları Kâbe’den çıkaranlar halka ibret olsun diye birini Kâbe’nin yanına, diğerini Zemzem Kuyusu’na yakın bir yere dikmiştir. Fakat olayın üstünden uzun süre geçip de putlara tapılmaya başlanınca Huzâa ve Kureyş ile Mekke dışındaki Araplar’dan Kâbe’ye hacca gelenler tarafından bunlara da tapılmaya başlanmıştır. Diğer bir rivayete göre ise Allah onların Kâbe’de günah işlemelerine fırsat vermeden her ikisini taş yapmıştır; bunun üzerine İsâf Safâ’ya, Nâile Merve’ye dikilmiştir.

Kâbe’nin içinde ve civarında bulunan putların hepsi Mekke’nin fethi günü Hz. Peygamber’in emriyle yıkılmış ve Kâbe’nin dışına çıkarılarak ortadan kaldırılmıştır (ayrıca bk. ARAP [İslâm’dan Önce Araplar’da Din]; PUTPERESTLİK).

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nśb”, “śnm”, “ebt”, “vşn”, “ŧġy” md.leri; Lisânü’l-ǾArab, “nśb”, “śnm” md.leri; DCR, s. 347; İbnü’l-Kelbî, Putlar Kitabı: Kitâb al-Asnâm (trc. Beyza Düşüngen), Ankara 1969, s. 16-53; İbn Hişâm, es-Sîre, I, 27-28, 78-91; Ezrâkî, Aħbâru Mekke, Mekke 1385/ 1965, s. 65, 78, 100, 117, 119; Yâkūt, MuǾcemü’l-büldân, IV, 116-118; V, 4-5, 204-205, 284, 287, 366-368, 391, 438-439; İbn Kesîr, es-Sîre, I, 60-73; Cevâd Ali, el-Mufaśśal, VI, 227-289; Neşet Çağatay, İslâm Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Ankara 1982, s. 104-110; Fr. Buhl, “Nusb”, İA, IX, 370; Julien Ries, “Idolarty”, ER, VII, 73; T. Fahd, “Nuśub”, EI² (İng.), VIII, 154-155; a.mlf., “Śanam”, a.e., IX, 5-6; Ömer Faruk Harman, “Hübel”, DİA, XVIII, 444-445.

Ahmet Güç  


PUTPERESTLİK

Putperestlik çok tanrılı dinlerde tanrısal varlıkları sembolize eden çeşitli figürlere tapınmayı ifade eder. Batı dillerinde idolatry ve paganizm, İslâmî kaynaklarda veseniyye terimlerinin karşılığıdır. Yunanca eidolon (put, idol) ve latreia (tapınma) kelimelerinden türetilen idolatry, “sûret ve temsillere yanlış şekilde ve yanlış sebeplerle değer verme veya tâzimde bulunma” şeklinde tanımlanır (Barfield, s. 110-111). Latince pagandan (köylü, taşralı) türeyen paganizm ise Ortaçağ başlarından itibaren kilise tarafından hıristiyan olmayanlar, XVIII. yüzyıldan itibaren ise çok tanrılı dinî geleneklerdeki putperestlik için kullanılmıştır. İslâmî kaynaklarda put karşılığında kullanılan, insan sûretindeki putun kastedildiği vesen (çoğulu evsân) kelimesinden türetilen veseniyye de genel anlamda putperestliği ifade eder. Putperestlere de abedetü’l-evsân denir.

İslâm kaynakları tarihî açıdan putperestliği genellikle Hz. Nûh dönemiyle başlatma eğilimindedir (Zemahşerî, IV, 164; İbn Kesîr, es-Sîre, I, 68). Bu gelenek Hûd, Âd ve Semûd kavimleri zamanında sürmüştür (Hûd 11/53-55; Fussılet 41/14). Puta tapıcılığın yaygın olduğu Hz. İbrâhim devrinde İbrâhim’in babası Âzer (Tevrat’a göre Terah) puta tapan (Yeşu, 24/2) ve geçimini put yapıp satarak temin eden biri olarak tanıtılır. Hz. İbrâhim babasını, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz ben seni



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir