TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - PLESSNER, Martin (Meir) ::.

cilt: 34; sayfa: 302
[PLESSNER, Martin (Meir) - Hilal Görgün]


Ein Versuch, Ibn Wahsîja zu rehabilitieren” (Zetschrift für Semitistik, VI [1928], s. 27-56); “Hermes Trismegistos and Arab Science” (St.I, II [1954], s. 45-59); “The Place of the Turba Philosophorum in the Development of Alchemy” (ISIS, XLIX/ 4 [1954], s. 331-338); “Der Astronom und Historiker Ibn Sa‘id al-Andalusî und seine Geschichte der Wissenschaften” (RSO, XXXI [1956], s. 235-257); “Gābir Ibn Hayyān und die Zeit der Entstehung der arabischen Gābir-Schriften” (ZDMG, CXV [1965], s. 23-138); “Studien zu arabischen Handschriften aus Stambul, Konia und Damaskus” (Islamica, sy. IV [1931], s. 525-561); “Über einige Schriften Avicennas und al-Fārābīs zur Psychologie und Ethik” (Ignace Goldziher Memorial Volume, Jerusalem 1958, II, 71-82, 217-221); “Al-Fârâbî’s Introduction to the Study of Medicine” ([ed.] S. M. Stern v.dğr., Islamic Philosophy and the Classical Tradition, Essays Presented to Richard Walzer, Oxford 1972, s. 307-314); “Samuel Miklos Stern, die Ikhwân as-Safâ’ und die Encyclopaedia of Islam” (IOS, II [1972], s. 353-361); “The Natural Sciences and Medicine” ([ed.] J. Schacht - C. E. Bosworth, The Legacy of Islam, Oxford 1974, s. 425-460).

BİBLİYOGRAFYA:

Martin Plessner, “Von der Islamwissenschaft zur Geschichte der Wissenschaft”, Wege zur Wissenschaftsgeschichte (ed. B. Sticker - F. Klemm), Wiesbaden 1969, s. 75-81; a.mlf., “Hermes Trismegistos and Arab Science”, St.I, II (1954), s. 45-59; Necîb el-Akīkī, el-Müsteşriķūn, Kahire 1980, II, 457-458; Bibliographie der Deutschsprachigen Arabistik und Islamkunde (nşr. Fuat Sezgin), Frankfurt 1993, XVI, 468-471; F. Rosenthal, “‘Picatrix’: Das Ziel des Weisen von Pseudo Magrîtî”, Speculum, XXXVIII/4, Cambridge 1963, s. 656-658; W. Hartner, “Notes on Picatrix”, ISIS, LVI/4 (1965), s. 438-451; R. Sellheim, “Martin Plessner”, Isl., LII/1 (1975), s. 1-5; “Plessner, Martin [Meir, 1900-]”, EJd., XIII, 644-645.

Hilal Görgün  


PLEVNE

Kuzey Bulgaristan’da tarihî bir şehir.

Bulgarca adı Pleven olup büyük ve modern bir sanayi şehridir. Balkan dağlarından çıkarak Tuna nehrine doğru akan Vid’in bir kolu olan Tuçenitsa akarsuyunun çevresinde gelişen Pleven ovasının aşağı tarafında deniz seviyesinden yaklaşık 105 m. yüksekte kurulmuştur. Sofya’dan Rusçuk (Ruse) üzerinden Bükreş’e ve Karadeniz liman şehri olan Varna’ya giden büyük kara ve demir yolu Plevne’den geçer.

Osmanlı döneminde (1393-1878) Plevne pek çok cami, tekke ve medresesiyle öne çıkan bir şehir özelliğine sahipti ve XIX. yüzyılda kırk altı köyü bulunan, Niğbolu sancağına bağlı bir kaza merkeziydi. 1864’te Tanzimat’ın yeni düzenlemeleriyle birlikte Tuna vilâyetinde bulunan Rusçuk sancağına bağlanmıştı. Plevne, 1877’de Çar II. Aleksandr’ın bizzat kumanda ettiği kalabalık Rus-Rumen ordusuna karşı Gazi Osman Paşa’nın uzun süreli müdafaası ile tanınmıştır.

Plevne, bugünkü yerinin hemen yukarısında bulunan ve Kayalık adıyla da bilinen eski bir Roma şehrinin (Storgosia) dolaylı biçimde devamı niteliği taşır. Storgosia 600 yılı civarında Slav ve Avar işgalleri neticesinde ortadan kalktı. Bulgar-Bizans döneminde küçük bir kale ve bunun dışında bir yerleşme yeri durumundaydı. X. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadarki dönemde rastlanan birkaç düzine para ve XIII. yüzyıldan kalma bir yahudi mezar taşı bölgeyle ilgili zayıf bilgiler verir. Ortaçağ’a ait olan kale, yazılı kaynaklarda sadece 1266 yılında Macar Kralı Büyük Stephan’ın askerlerinin Plevne Kalesi’ni (Castrum Pleun) alması esnasında zikredilir. Plevne Kalesi, Plevne-i Bâlâ köyünde yer almakta olup ilk defa 884’te (1479) Niğbolu sancağının bugüne ulaşan en eski tahrir defterinde kaydedilmiştir. 922 (1516) tarihli Mufassal Tahrir Defteri’nde burası “kâfirler zamanından kalma bir kale” olarak geçer. Ortaçağ Plevnesi’nin 790 (1388) yılında Çandarlı Ali Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusunun saldırısında tahribata uğramış olması muhtemeldir, ancak bununla ilgili herhangi bir kaynak yoktur. 1393’te Osmanlı idaresine geçmiş olmalıdır. 848 (1444) sonbaharındaki Varna Haçlı saldırısı esnasında yıkılmış olma ihtimali mevcuttur. Bu saldırılarda Kuzey Bulgaristan’da yer alan pek çok kasaba ateşe verilmişti. Plevne’nin fethiyle ilgili olarak Evliya Çelebi’nin işaret ettiği hususlar ve Mihaloğlu ailesiyle ilgili verdiği bilgiler, daha çok mitolojik mahiyet arzeder.

Bugünkü Plevne şehri XV. yüzyılda Osmanlılar tarafından kurulmuştur. Mihaloğlu Ali Bey’in 866’da (1462) Plevne’de veya Plevne yakınlarında ikamet etmesiyle başlayan süreç Plevne’nin bir yerleşim yeri haline dönüşmesini sağlamıştır. 1480’li yıllarda Plevne-i Bâlâ (1479’da dokuz müslüman, on hıristiyan hânesi) ve Plevne-i Zîr (1485’te üç hıristiyan hânesi), Plevne’nin geniş arazilerinde yerleşim olmayan yirmi mezraa ile birlikte II. Bayezid tarafından Gazi Ali Bey’e mülk olarak verilmiştir. Ali Bey, birkaç yüz hıristiyan Bulgar ve müslüman Türk sivil nüfusu buradaki yirmi mezraaya yerleştirdi ve Plevne-i Zîr’i bunların merkezi yaptı. Bu yeni kasaba bir cami, büyük bir medrese, bir zâviye, imaret, han ve Gazi Ali Bey Hamamı etrafında gelişti. Burada oturanlara vergi muafiyeti ve bazı imtiyazlar tanındı. Receb 901’de (Mart 1496) yirmi köyün hepsi ve yeni kasaba vakfa dönüştürüldü. Vakfiyesine göre buradaki imarette, nereden geldiğine ve hangi dinden olduğuna bakılmaksızın ziyaretçilere hizmet verecekti. Ali Bey, Plevne’ye yahudi göçmenleri davet etti. 913’te (1507-1508 / bazı kaynaklarda 906/1500’de) vefat ederek camisinin arkasındaki türbeye defnedildi. Prizrenli şair Sûzî Çelebi, onun hayatını ve faaliyetlerini manzum olarak kaleme almıştır. Mihaloğulları’nın imar faaliyeti sonucu Plevne kasabası gelişti, 922’de (1516) burada 200 hâne müslüman, doksan dokuz hâne hıristiyan, altmış dokuz hâne yahudi ve on bir hâne Çingene (yaklaşık 1800-2000 kişi) vardı.

Plevne, Osmanlı idare teşkilâtında Rumeli eyaletinin Niğbolu sancağına bağlandı. Mihaloğulları, pek çok cami, okul, vakıf, çeşme ve yol yaparak şehri geliştirme politikasını sürdürdüler. 981’de (1573-74) Mihaloğlu Ali’nin torunu Süleyman Bey,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir