TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - PAŞMAKÇIZÂDE ALİ EFENDİ ::.

cilt: 34; sayfa: 186
[PAŞMAKÇIZÂDE ALİ EFENDİ - Mehmet İpşirli]


aldığından onun 1102’de (1691) cülûsunda nakîbüleşraf olarak kendisine biat ve dua ederken padişah tarafından sert biçimde azarlandı (Silâhdar, Târih, II, 573). Buna rağmen görevden alınmadı ve 1103’te (1692) nakîbüleşraflıkla birlikte Rumeli kazaskeri oldu, Tokat arpalığı başkasına verildi. 1105’te (1693) Rumeli kazaskerliğinden ayrıldı (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 465), Birgi ve Mudanya yanında kendisine arpalık olarak verilen Gemlik’te ikamete mecbur edildi (a.g.e., s. 507). 1106 Cemâziyelevvelinde (Aralık 1694) Bulak kazası arpalığıyla Kahire’ye sürüldü. Bunda vezîriâzam Sürmeli Ali Paşa’nın etkisi olmuştur. Kısa bir süre Kahire’de kalan Ali Efendi, II. Mustafa’nın tahta çıkması üzerine Şevval 1106’da (Mayıs 1695) affa uğrayıp İstanbul’a döndü ve Maraş kazası tekrar arpalık olarak kendisine verildi. 1111’de (1699) Mudurnu kazası arpalığı ile Eyüp kadısı oldu ve fiilî göreve yeniden başladı. 1112’de (1700) ikinci defa Rumeli kazaskerliğine getirildi, örfî müddeti olan 1,5 yılı doldurunca görevi bıraktı (1113/1702; Zübde-i Vekayiât’ta [s. 728], Muharrem 1113 / Haziran 1701). Halefinin arpalıkları olan Gümülcine, Cisr-i Ergene, İslimye ve Ayaş (bunun yerine 1114/1702’de Mudanya) kazaları kendisine verildi.

Edirne Vak‘ası sırasında 9 Rebîülevvel 1115’te (23 Temmuz 1703) âsiler Ali Efendi’yi şeyhülislâm tayin ettirdilerse de işin sonunu iyi görmediğinden bunu kabule yanaşmadı; mafsal ağrılarının arttığını ve yürümede zorluk çektiğini, evden çıkamadığını söyleyerek âsileri inandırdı. İki gün sonra yerine İmâm-ı Sultânî Mehmed Efendi getirildi. Ancak bu sırada Edirne’de Şeyhülislâm Erzurumlu Feyzullah Efendi henüz II. Mustafa tarafından görevden alınmamıştı. Ali Efendi’nin tayin haberi Edirne’ye ulaşınca âsilerin isteğini kabul eden II. Mustafa Feyzullah Efendi’yi azlederek Ali Efendi’nin tayinini onaylayan hattı İstanbul’a yolladı (17 Rebîülevvel / 31 Temmuz). II. Mustafa, âsilerin kendisini hal‘ etmek üzere Edirne’ye yürüdüklerini öğrenince daha önce yaptığı tayinleri hiçe sayarak şeyhülislâmlığı Yekçeşm Hüseyin Efendi’ye verdi. Fakat bu görev ancak üç gün sürdü ve III. Ahmed’in cülûsu üzerine âsilerin daha önce bu makama tayin ettirdiği İmâm-ı Sultânî Mehmed Efendi’nin meşihatı resmiyet kazanmış oldu. III. Ahmed’in hükümdar oluşu ve ortalığın sakinleşmesinin ardından 19 Ramazan 1115’te (26 Ocak 1704) şeyhülislâmlık ikinci defa Ali Efendi’ye verildi.

Ali Efendi’nin ikinci şeyhülislâmlık dönemi siyasî çalkantılar içinde geçti. Özellikle Vezîriâzam Çorlulu Ali Paşa onu kendi iktidarı için bir rakip olarak görüyor, padişah üzerindeki nüfuzundan çekiniyordu. Ali Paşa şeyhülislâmın lâubali tavırlarından, kendisine nasihat yollu sözler söylemesinden hoşlanmıyor, ayrıca Enişte Hasan Paşa, Kalaylıkoz Ahmed Paşa ve Baltacı Mehmed Paşa’nın sadâretten uzaklaştırılmasının sebebi olarak da Paşmakçızâde’yi biliyordu. Bundan dolayı onu gözden düşürmek için aleyhinde birtakım dedikoduları padişaha ulaştırıyor, Edirne Vak‘ası’nda rolü olduğunu ileri sürüyordu. Sonunda şeyhülislâm görevde olduğu sürece sadâret görevini hakkıyla yerine getiremeyeceğini söyleyince III. Ahmed, Ali Efendi’nin azledilmesine izin verdi (27 Şevval 1118 / 1 Şubat 1707); şeyhülislâmlığa Sadreddinzâde Sâdık Mehmed Efendi tayin edildi. Şeyhülislâmların azil haberinin çavuşbaşı ile tebliğ edilmesi âdet olduğu halde onun III. Ahmed nezdindeki itibarı sebebiyle söz konusu tebligatı reîsülküttâb yapmış ve kendisine Hırka-i Şerif Odası’nda bir samur kürk giydirilmişti (a.g.e., s. 833). Azlinin ardından bir süre Edirnekapı dışındaki evinde ikamet etti, ardından Rumelihisarı’nda bir yalıya taşındı. Ancak İstanbul’da kalması sakıncalı görüldüğünden bütün hâne halkıyla birlikte Sinop’a sürülmesi kararlaştırıldı (Muharrem 1119 / Nisan 1707). Daha sonra, Şehid Ali Paşa adıyla tanınan Silâhdar Ali Ağa vasıtasıyla Çorlulu Ali Paşa’nın sadâreti döneminde İstanbul’a dönmesine izin çıktı. Bu olayla gücünü yitirdiğini anlayan sadrazam da ondan özür dileyerek kendisine hediyeler gönderdi. Fakat Çorlulu Ali Paşa kısa bir süre sonra azledildi. Ruslar’a karşı müsamahakâr davranması hiyanetine hamledilip Paşmakçızâde’nin verdiği bir fetva ile öldürüldü (BA, MD, nr. 119, s. 77).

Bu olaydan yaklaşık bir ay sonra 19 Cemâziyelevvel 1122’de (16 Temmuz 1710) Ebezâde Abdullah Efendi’nin yerine üçüncü defa şeyhülislâm olan Ali Efendi vefatına kadar bir buçuk yıl bu makamda kaldı. Prut Savaşı onun şeyhülislâmlığı döneminde olmuş, sefer öncesinde padişahın huzurunda toplanan meşveret meclisinde tecrübeli âlim olarak görüşü sorulduğunda din ve devletin itibarı ve selâmeti için böyle bir seferin zaruri olduğu konusunda görüş beyan edip fetva vermişti (Silâhdar, Nusretnâme, I, 266). 4 Muharrem 1124’te (12 Şubat 1712) görevinin başında vefat etti. Cenaze namazı Fâtih Camii’nde Ayasofya vâizi Süleyman Efendi tarafından kıldırıldı ve Edirnekapı dışında Emîr Buhârî yakınında Kemalpaşazâde’nin kabri civarına defnedildi. Oğlu Abdullah Efendi de şeyhülislâmlık yapmıştır. Kaynaklara göre Ali Efendi âlim, mutedil, kadirbilir bir kimseydi ve ilmiye sınıfı genellikle kendisinden memnundu. Nakşibendî tarikatına mensup olmakla birlikte meşrep olarak Melâmî-Hamzavî idi. Fetvalarını içeren bir fetva mecmuası bulunmaktadır. İstanbul’da Kadıhanı Mescidi’ni İstanbul kadısı iken yaptırmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, nr. 115, s. 270; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât (nşr. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, tür.yer.; Silâhdar, Târih, II, 573; a.mlf., Nusretnâme, I, 266; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, II, 336-340; Râşid, Târih, II, 236; III, 31-32, 121, 376-377; Ahmed Hasîb Efendi, Ravzatü’l-küberâ (nşr. Mesut Aydıner), Ankara 2003, s. 34-35; Hüseyin Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘: İstanbul Câmileri ve Diğer Dinî-Sivil Mi‘mârî Yapılar (haz. Ahmet Nezih Galitekin), İstanbul 2001, I, 229-230; Ahmed Rifat, Osmanlı Toplumunda Sâdât-ı Kirâm ve Nakibüleşrâflar: Devhatü’n-nukabâ (haz. Hasan Yüksel - M. Fatih Köksal), Sivas 1998, s. 87; Devhatü’l-meşâyih, s. 79-80; Sicill-i Osmânî, III, 527; İlmiyye Salnâmesi, s. 496-498; Uzunçarşılı, Saray Teşkilâtı, s. 49, 98; a.mlf., Osmanlı Tarihi, IV/2, s. 288, 455-457; Münir Aktepe, Patrona İsyanı 1730, İstanbul 1958, s. 106, 129; Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislâmları, Ankara 1972, s. 107-108; Tahsin Öz, İstanbul Camileri, Ankara 1962, I, 79.

Mehmet İpşirli  


PAŞMAKLIK

Osmanlılar’da hânedana mensup kadınlara tahsis edilen arazi için kullanılan bir terim.

Sözlükte paşmak (başmak) “ayakkabı, pabuç” demektir. Bazı Türk toplulukları, Hz. Peygamber’in ayakkabıları için “na‘leyn-i saâdet” yerine “başmak-ı şerif” tabirini kullanmıştır. Ayrıca Türk-İslâm devlet teşkilâtında başmakdâr adıyla bir görevliye de rastlanır (Uzunçarşılı, Medhal, s. 416). Osmanlı resmî belgelerinde paşmak daha çok kadın ayakkabıları için kullanılmış görünmektedir. Camilerde ayakkabı konulan yer anlamına gelen paşmaklık ise Osmanlı maliyesinde terim olarak vâlide ve hanım sultanlara bağlanan ödeneği ifade eder.

Padişahın annesi, kızları ve hanımlarının ayakkabı, elbise vb. ihtiyaçları için devlet tarafından bir arazinin vergi gelirleri tahsis edilirdi. Bu tür uygulama bilhassa XVII-XVIII. yüzyıllarda yaygınlaştı. Osmanlı toprak sistemi ve taksimatı konusunda bir



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir