TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - PARSÎLER ::.

cilt: 34; sayfa: 176
[PARSÎLER - Şinasi Gündüz]


yer olan bu köprüyü ancak iyiler geçebilir; kötüler ise aşağıdaki cehenneme düşer. Çinvat Köprüsü’nün karşısında oturan Raşnu ve Mithra isimli iki ilâhî yargıç ruhların amellerini tartar (a.g.e., s. 49-50).

Nevruz dahil olmak üzere Mecûsîler’in bayramları Parsîler’ce de kutlanır. Parsîler dinî âyinlerinde kullanılmak üzere beyaz bir boğa beslerler. Bu boğa kesilmek için değil hom suyunu süzmeye yarayan eleğin yapımında kullanılan kuyruk kılları için beslenir. Parsîler domuz ve sığır eti yemezler. Tek evlilik yapar, zorunlu olmadıkça boşanmayı uygun görmezler (Cesary, s. 150).

BİBLİYOGRAFYA:

R. C. Zaehner, The Dawn and Twilight of Zoroastrianism, London 1961; M. Boyce, “Diyânet-i Zerteştî der Deverân-ı Müteǿaħħir”, Diyânet-i Zerteştî: MecmûǾa-i Se Maķāle (trc. Feridun Vehmen), Tahran 1348, s. 138-148; a.mlf., Zoroastrians: Their Religious Beliefs and Practices, London 1979; a.mlf., “Ātaš”, EIr., III, 1-5; I. J. S. Taraporewala, The Religion of Zarathushtra, Tehran 1980; Mûbed Keyhüsrev-i İsfendiyâr, Debistân-ı Meźâhib (nşr. Rahîm Rızâzâde-i Melik), Tahran 1362 hş., I, 5-120; M. Monier-Williams, Modern India and the Indians, Delhi 1987, s. 80-96; C. Cesary, Indian Gods, Sages and Cities, Delhi 1987; Ferhâd Âbâdânî, “Sehm-i Pârsiyân-ı Hindûstân der Nigahdârî-yi Ferheng-i Îrân”, Hüner u Merdüm, XVI/181, Tahran 1356 hş., s. 55-64; D. Menant, “Parsis”, ERE, IX, 640-650; Willard G. Oxtaby, “Parsis”, ER, XI, 199-201; Mansour Shaki, “Dastūr”, EIr., VII, 111-112; Hikmet Tanyu, “Ateş”, DİA, IV, 53.

Şinasi Gündüz  


PARŞÖMEN

Hayvan derisinden yapılan ve adını Anadolu’daki Bergama (Pergamon) şehrinden alan yazı malzemesi.

Çeşitli yöntemlerle işlenen hayvan derileri, yazı malzemesi olarak milâttan önce III. binyıldan milâttan sonra VI ve VII. yüzyıllara kadar kullanılmıştır. Mısır’da eski krallık döneminden (m.ö. 2778-2413) kalan örnekler yanında en eski matematik metinlerinden biri deri üzerine yazılmıştır. Derinin asıl kullanımı yeni krallık zamanında (m.ö. 1580-1085) artmış, XVIII. sülâle döneminde (m.ö. 1580-1320) kanun metinleri kırk kadar deri rulo üzerine yazılmış, Kopt devrinde de deri kullanımı devam etmiştir. Filolojik ve arkeolojik belgelerden Mezopotamya’da da derinin yazı malzemesi olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Milâttan önce VI-II. yüzyıllar arasında özellikle resmî belgeler deri üzerine yazılmıştır. Bu filolojik belgeler dışında Asur kabartmalarında derinin Mezopotamya’da yazı malzemesi olarak kullanılışı tasvir edilmiştir.

Ârâmîler’in, milâttan önce VIII. yüzyıldan itibaren Mezopotamya’da yerleşince özellikle siyasî ve günlük belgeleri deri üzerine yazmayı tercih ettikleri, Suriye ve Filistin’de derinin yazı malzemesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. İbrânîler (m.ö. 1020-930), kutsal kitaplarını ve dini esas alan metinleri (thora) dikerek birbirine ekledikleri deriler üzerine yazıp rulolar haline getirmişlerdir. Milâttan önce 200-63 yılları arasında yazıldığı sanılan ve Tevrat’ın eski Yunanca’ya çevrilmesini anlatan Aristeas’ın mektubundan İbrânîler’in dinî metinlerinin deriler üzerine altın yaldızla yazıldığı anlaşılmaktadır.

Persler de deriyi yazı malzemesi olarak benimsemiştir. Kyros’un, kardeşi Artakserkses Mnemon’a karşı gerçekleştirdiği sefere katılan (m.ö. 401) ve İran sarayında on yedi yıl kalan Yunan hekimi Knidoslu Ktesios’un verdiği bilgiye göre Persler kendi kroniklerini deri malzeme üzerine yazmış ve bunlara “krallık derileri” (basilikai diphterai) adını vermiştir. Sicilyalı Diodoros’a göre Ptolemaios III Euergetes zamanında (m.ö. 246-221) bunların çevirisi inek derisi üzerine altın harflerle yazılmıştır. Önceleri kil tableti benimseyen Persler, Darius Hystaspis devrinde deri üzerine yazdıkları belgelerle arşivlerini kurmuştur. Nemli bir iklime sahip olan Anadolu’da deri buluntularına rastlanmamıştır. Ancak Kapadokya metinlerinde deri üzerine yazan kâtiplerden, Hititler ve sonrasında Anadolu’da deri üzerine yazılmış metinlerden bahsedilmektedir.

Eski Yunanlılar deriyi yazı aracı olarak erken dönemlerden itibaren kullanmıştır. Spartalılar politik mektuplarını deri üzerine yazıyor, “skutale” denilen ağacı sopalara sararak rulo yapıyorlardı. Plutaskhos’a ve diğer kaynaklara göre mesajlar bu şekilde gönderilirdi. Tapınak arşivlerinde Apollon’un sözlerini içeren deriye yazılmış metinler vardı. Epimenides’in kehanet metinleri, Euripides’in Kleisthenes adlı eseri, Demosthenes’in eserleri, Menandros’un Dyscolus adlı komedisi gibi pek çok metin deri üzerine yazılmıştır. Eskiçağ’a ait birçok önemli eser kuru iklimi sebebiyle Mısır’da bulunmuştur. Eski Yunan döneminde de koyun ve keçi derileri ham veya pek işlenmemiş olarak ve tek tarafına yazılarak Anadolu’da kullanılıyordu. İyonyalılar, Heredotos zamanında deriye “diphtera” diyorlar, bunu her çeşit yazı malzemesi, hatta papirüs için de kullanıyorlardı.

Helenistik devir, deriden yapılan yazı malzemesinin “pergamen” adını alması ve derilerin iyice işlenerek her iki yüzüne de yazılması açısından bir dönüm noktasıdır. İskenderiye Kütüphanesi ile yeni kurulacak olan Bergama Kütüphanesi arasındaki rekabet derinin Bergama’da geliştirilmesine sebep olmuştur. Plinius’a göre Mısır Kralı Ptolemaios VI. Philometor’un (m.ö. 181-145) Bergama’ya papirüs ihracını yasaklaması üzerine Bergama Kütüphanesi’nin ihtiyacı olan kitaplar için deri malzeme tekniği geliştirilmiştir. Böylece deri yazı malzemesi Bergama’da Kral II. Eumenes zamanında (m.ö. 197-160) bu şehrin adından dolayı “pergament” adını almış, Batı dillerinde parşömen kelimesiyle ifade edilmiştir.

Değerli ve ince parşömen elde etmek için dana veya buzağı derisi tercih edilirdi. Pergamentin kalitesi derinin yapımı, homojen oluşu, rengi, kalınlığı ve mürekkebi alışına bağlıdır. İyi pergament dayanıklıdır ve pek sararmaz. Önce derinin dış tabakası “epidermis” ve “dermis” çıkartılır, ortadaki “corium” alınır. Dıştaki tüylü kısım kireç, idrar ve ağaç külleriyle karıştırılmış su ile çıkartılır. İçteki kısım sönmemiş kireçte birkaç gün bekletilerek bıçakla kazınır. Tezgâhta gerilen derinin yüzeyindeki pürüzler sünger taşı ile düzleştirilir ve cilâlanır, ardından pudra haline getirilmiş kireç taşı sürülür. İşlenen ve cilâlanan parşömen tabakası dikdörtgen yapraklar halinde (hartia, fulla, folia) kesilerek biçimlendirilir. Daha dayanıklı olan tüylü yüzün üzeri kör bir bıçakla işaretlenir. Her iki yüzde marjlar belirlenir. Dört yaprak alınarak ikiye katlanır, bunlardan birine “diploma” denir. Katlanmış ve bir araya getirilmiş dört yaprak bir defter (quaternio, tetras, tetradion) meydana getirir. Bu katlamalar sonunda “paginae” adını alan daha küçük sekiz yapraklı bir kitap oluşur. Yapraklar bir defa katlanırsa “folio”, iki defa katlanırsa “quarto”, dört defa katlanırsa “octavo” ve on iki defa katlanırsa “duodecimo” adını alır. Edebî eserler eni ve yüksekliği eşit olan quarto boydadır. En çok kullanılan ise sekiz yapraklıdır. Dikilmiş olan kitap artık “volumen”dir. Bir sayfada iki-dört sütun bulunur. Yapraklar harflenir ve oluşan defterler numaralanır. Derinin kireçle işlenerek parşömene dönüştürülmesi işi Mısır’ın Araplar tarafından fethinden sonra İtalya ve İspanya yolu ile Avrupa’ya geçmiştir.

Parşömenin üzerine önceden yazılmış metinlerin silinerek yenilerinin yazılması işlemine “çift kullanım” (palimpsestum) denir. Parşömen çakı ile kazınarak silinir, is mürekkebiyle yazılan yazı kaybolur ve yenisi yazılır. Ekonomi amacıyla yapılan bu



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir