TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ÖRFÎ MAHMUD AĞA ::.

cilt: 34; sayfa: 96
[ÖRFÎ MAHMUD AĞA - Abdülkadir Özcan]


Müberra Gürgendereli, “Örfî Mahmud Ağa ve Mahabbetnâme Mesnevîsi”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 6, İstanbul 2002, s. 85-106; a.mlf., “Edirneli Örfî’nin Leylâ ve Mecnûn’u”, İlmî Araştırmalar, sy. 14, İstanbul 2002, s. 79-82; Rıfat Kütük, “Edirneli Örfî Mahmud Ağa’nın Hayatı ve Eserleri”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, XI/26, Erzurum 2004, s. 183-210; İsmet Parmaksızoğlu, “Örfî Mahmud Ağa, Ağazâde”, TA, XXVI, 272-273; “Örfî Mahmud Ağa”, TDEA, VII, 193.

Abdülkadir Özcan  


ÖRFÎ-i ŞÎRÂZÎ

(عرفي شيرازي)

(ö. 999/1591)

İranlı şair.

963 (1556) yılında Şîraz’da doğdu. Asıl adı Cemâleddin Muhammed’dir. Şîraz’da idarî ve hukukî görevler üstlenen babası Zeynelâbidîn Ali Belevî’nin mesleğine nisbetle “Örfî” mahlasını kullanmıştır. Bazı tezkire kitaplarında seyyid diye nitelendirilmişse de bunun doğru olmadığı söylenmiştir (Hüccetî, IV, 1760). Şîraz’da öğrenim gören Örfî hat ve mûsikide maharet kazandı. Küçük yaşından itibaren şiire olan meyli onu şiir meclislerine sevketti. Tarhî-i Şîrâzî, Kadrî-i Şîrâzî ve Molla Gayretî gibi şair ve ediplerin meclislerine katılarak şiir yeteneğini geliştirdi. Edebî ve ilmî faaliyetleri destekleyen Safevî hükümdarları I. Tahmasb ile I. Abbas’ın şiir meclislerinde yer aldı. Bu meclislerde okunan Bâbâ Figānî’nin gazellerinden etkilendi ve başlangıçta gazele yöneldi. Gururlu, sert ve uyuşmaz mizacından dolayı çevresiyle geçinememesi, ayrıca yakalandığı bir hastalıktan dolayı yüzünde meydana gelen şekil bozukluğu sebebiyle toplum önüne çıkamaması onun ülkesinden ayrılmasına sebep oldu. Bâbür sarayında edebî çevrelerin sahip olduğu itibarın da etkisiyle 989’da (1581) önce Ahmednagar’a, ardından Gürkanlılar’ın merkezi Fetihpûr Sikri’ye gitti. Burada Ekber Şah sarayının önde gelen şairlerinden Feyzî-i Hindî ile karşılaştı. Feyzî kendisini sarayın melikü’ş-şuarâsı Mesîhuddin Ebü’l-Feth Gîlânî’yle tanıştırdı. Onun aracılığıyla sanat sever kumandan Abdürrahîm Hân-ı Hânân’ın hizmetine girdi. Bu yolla Ekber Şah’a ve Şehzade Selim’e yakınlık sağladı. Ekber Şah’ın Keşmir seferi münasebetiyle yazdığı Ķaśîde-i Keşmîriyye’yi ona sundu ve hayatının sonuna kadar sarayda kaldı. 999’da (1591) Lahor’da dizanteri hastalığından öldü ve orada defnedildi, naaşı otuz yıl sonra Necef’e nakledildi. Daha sonraki tezkire yazarları onun zehirletilerek öldürüldüğünü kaydeder (Agha Muhammed Ali, III [1929], s. 99).

Örfî, ölümünden önce şiirlerini düzenletmesi için Abdürrahîm Hân-ı Hânân’a göndermiş, o da bunları şair Muhammed Kāsım İsfahânî’ye vererek tertibini sağlamıştır. Bu düzenleme sonucunda gazel, kaside, kıta, rubâî ve mesnevilerinden oluşan 14.000 beyitlik bir divan ortaya çıkmıştır. Kasidelerinde onun tıp, mantık ve felsefe ilmine de âşina olduğu görülür. Meǿâŝir-ı Raĥîmî müellifi Abdülbâkī Nihâvendî 1028’den (1619) sonra bu divana bir önsöz yazmıştır. Sebk-i Hindî’nin ilk temsilcileri arasında yer alan, kendisini son derece beğenen ve Enverî, Hâkānî, Nizâmî ve Sa‘dî gibi önemli şairleri bile hafife alan Örfî Sa‘dî-i Şîrâzî’nin Dîvân’ını istinsah etmiş ve şiirlerinden etkilenmiştir. Örfî, Nizâmî-i Gencevî’nin Maħzenü’l-esrâr’ını taklitle MecmaǾu’l-ebkâr, Ħüsrev u Şîrîn’ini taklitle Şîrîn u Ferhâd mesnevilerini yazmışsa da kendisine has mazmunlar kullandığı bu eserleri tamamlayamamıştır. Bazılarına göre divanın içinde bulunan Sâķīnâme de müstakil bir eserdir. Ayrıca tasavvufla ilgili manzum ve mensur bir çalışma olan Risâle-i Nefsiyye’yi kaleme almıştır. Kasidelerine yazılan şerhler arasında Mirza Can Nâmî’nin Miftâĥu’n-nikât‘ı anılabilir (Hüccetî, IV, 1762). Bütün şiirlerini ve Risâle-i Nefsiyye’sini bir araya getiren Külliyyât’ı 1880’de Kanpûr’da basılmış, Gulâm Hüseyin Cevâhirî (Tahran 1960, 1357 hş./ 1978) ve Muhammed Veliyyülhak Ensârî (Tahran 1378 hş.) tarafından tahkikli neşirleri yapılmıştır. Divanı ise ayrı olarak yayımlanmıştır (Tahran 1369 hş.).

XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk şairlerince tanınmaya başlanan Örfî, Türk edebiyatında etkili olmuş, birçok şair ondan övgüyle söz etmiştir. Bunların arasında Nef‘î, Râmî, Cevrî İbrâhim Çelebi, Nâbî, Nedîm, Münif, Erzurumlu Zihni, Şeyh Galib, Nigârî, Leskofçalı Galib ve Ziyâ Paşa gibi şairler vardır. Örfî’nin bazı şiirleri tahmîs edilmiş, şiirlerinden seçmeler yapılmış ve bir kısmı şerhedilmiştir. Erzurumlu İbrâhim Hakkı, MecmûǾatü’l-insâniyye fî maǾrifeti’l-vaĥdâniyye adlı eserinin ikinci bölümünde Örfî’nin şiirlerine yer vermiş, Ziyâ Paşa, Harâbât’ın kasideler bölümüne Örfî’nin bir kasidesini koymuştur. Urfalı Ömer Nüzhet’in Şerh-i Dîvân-ı Örfî, Ahmed Sabîh’in Şerh-i Dîvân-ı Örfî, Adnî’nin Şerh-i Kasîde-i Örfî adlı eserinin yanında Murtaza Trabzonî,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir