TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - NURCİHAN ::.

cilt: 33; sayfa: 252
[NURCİHAN - Iqtıdar Husaın Sıddıquı]


çıktı, yolda Kâbil’e gitmekte olan Cihangir’le karşılaştı. Onun huzurunda Nurcihan’ın kendisine hakaret etmesi üzerine karargâhın etrafını sardı, kontrolü ele geçirip Nurcihan’ı teslim aldı. Ancak kısa bir süre sonra ordu üzerindeki hâkimiyetini kaybetti ve Tatta’ya kaçmak zorunda kaldı. 1036’da (1626) Şehzade Pervîz vefat edince Mehâbet Han, Nurcihan’a karşı tekrar Hürrem ile ittifak yaptı. Ertesi yıl Nurcihan, Şehzade Şehriyâr ve Âsaf Han ile birlikte Lahor’dan Keşmir’e giden Cihangir burada hastalandı, durumu ağırlaşınca Lahor’a dönmek için yola çıktı, fakat Lahor’a ulaşamadan vefat etti (1037/1627). Bu arada Nurcihan ile kardeşi Âsaf Han arasında Şehzade Şehriyâr ile Şehzade Hürrem’den hangisinin tahta çıkarılacağı konusunda ihtilâf çıktı. Nurcihan’ı etkisiz hale getiren Âsaf Han kendisini destekleyen diğer kumandanlarla birlikte Şehriyâr’ı mağlûp ederek öldürttü ve damadı Hürrem’in Şah Cihan unvanıyla tahta çıkmasını sağladı. Bu olaydan sonra gözetim altında tutulan Nurcihan öldüğünde Cihangir Şah’ın görkemli türbesi yakınlarında kendisi için yaptırdığı türbeye defnedildi. Kültürlü, eğitimli ve ihtiraslı bir kadın olan Nurcihan’ın sanat ve mimariye düşkün olduğu, sanatkârlara destek sağladığı ve kendisine ait bir kütüphanenin bulunduğu bilinmektedir. Kendi türbesi ve Agra’da babası adına yaptırdığı türbe Hint-Türk türbe mimarisinin seçkin örnekleri arasındadır. Kaynaklarda yoksulları koruduğu, hayır işlerine önem verdiği belirtilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Ferîd Bakkarî, Zaħîretü’l-ħavânîn (nşr. Muînülhak), Karaçi 1970, II, 13, 17-18, 46-49; Cihangir, Tüzük-i Cihângîrî (nşr. Seyyid Ahmed Han), Aligarh 1864, s. 9, 54-55, 132, 133, 156; Kamgâr Hüseynî, MeǾâŝir-i Cihângîrî (nşr. Azrâ Alevî), Aligarh 1978, s. 143-144, 386, 480, 482-483, 486; Abdülhamîd Lâhûrî, Bâdşâhnâme, Kalküta 1866-72, I, 125-126, 169; II, 475; Mu‘temid Han, İķbâlnâme-i Cihângîrî, Leknev 1870, s. 55-57, 72; İbn Hasan, The Central Structure of the Mughal Empire and its Practical Working up to the Year 1657, London 1936; B. Prasad, History of Jahangir, Allahabad 1940; Yusuf Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, Ankara 1947, II, 166-167; C. Pant, Nurjahan and Her Family, Allahabad 1978; E. B. Findley, Nur Jahan: Empress of Mughal India, New York 1993; T. Podder, Nur Jahan’s Daughter, New Delhi 2005; N. H. Abbadullah Farooqi, “Nur Jahan”, Journal of Research Society of Pakistan, XII/1, Karachi 1975, s. 21-39; A. S. Bazmee Ansari, “Ғјhāngīr”, EI² (İng.), II, 379-381; C. C. Davies, “Nūr Ғјahān”, a.e., VIII, 124-125; Enver Konukçu, “Cihangir”, DİA, VII, 538; “Nurjahan”, Encyclopaedia of Muslim Biography: India, Pakistan, Bangladesh (ed. N. Kr. Sing), New Delhi 2001, IV, 369-370.

Iqtidar Husain Siddiqui  


NURCULUK

Said Nursi’nin (ö. 1960) başlattığı dinî-fikrî akım

(bk. SAİD NURSİ).  


NÛREDDİN CERRÂHÎ

(نور الدين جرّاحي)

(ö. 1133/1721)

Halvetiyye-Ramazâniyye tarikatının Cerrâhiyye kolunun kurucusu.

İstanbul’da Cerrahpaşa Camii’nin karşısındaki Yağcızâde Konağı’nda dünyaya geldi. Doğum tarihi 1071 (1660-61) veya 1083 (1672) olarak kaydedilmektedir. Babası, IV. Mehmed döneminde sarayda mîrâhurluk görevinde bulunan Abdullah Ağa’dır. Nûreddin Cerrâhî öğrenimine Cerrahpaşa Sıbyan Mektebi’nde başladı, ayrıca hocası Yûsuf Efendi’den hüsn-i hat dersleri aldı. Süleymaniye Medresesi’ndeki tahsili esnasında daha sonra şeyhülislâm olan Yenişehirli Abdullah Efendi’nin öğrencisi oldu. Bu yıllarda tanıştığı şair Nâbî’den edebî konularda istifade etti. 1101 (1689) veya 1108 (1696) yılında Mısır (Kahire) mevleviyetine tayin edildi (Hüseyin Vassâf, V, 43; İbrahim Fahreddin, I, 2). Devlet ricâlinden olan dayısı Hacı Hüseyin Efendi’ye veda ziyareti için Üsküdar Toygartepe’deki konağına gittiğinde dayısı onu konağın karşısındaki Selâmi Ali Efendi Tekkesi’ne götürdü. Tekkenin postnişini, Köstendil’de bir süre müftülük yapmış olan Halvetî-Ramazânî şeyhi Köstendilli Alâeddin Ali Efendi idi. İcra edilen âyin sırasında vecde gelen Nûreddin, şeyh efendinin gösterdiği sıcak ilgiden de etkilenerek hemen orada kendisine intisap etti ve Kahire’ye gitmekten vazgeçti.

Yedi sene boyunca, ikamet ettiği Cerrahpaşa’dan Üsküdar’a geçip şeyhinin tekkesine devam eden ve zaman zaman onun izniyle halvete giren Nûreddin Cerrâhî 1115 (1703) yılı başlarında halife tayin edildi. Şeyh Köstendilli daha sonra, müezzin İsmâil Efendi adlı birinin kendisi için Karagümrük’te Canfedâ Hatun Camii’nin sağ tarafında bir halvethâne yaptırdığını söyleyerek Süleyman Veliyyüddin ve Mehmed Hüsâmeddin adlı müridleriyle birlikte oraya gitmesini ve onların terbiyesiyle ilgilenmesini istedi. Dârüssaâde Ağası Hacı Beşir Ağa ve III. Ahmed’in gördüğü rüyalar üzerine (Tomar-Halvetiyye, s. 97; Hüseyin Vassâf, V, 44; İbrahim Fahreddin, I, 5) III. Ahmed’in emriyle Canfedâ Hatun Camii’nin yanındaki konak satın alınıp yıktırıldı ve arsası üzerine Nûreddin Cerrâhî adına bir tekke inşa edildi. 6 Receb 1115 (15 Kasım 1703) tarihinde törenle açılan tekkede on sekiz yıl irşad faaliyetinde bulunan Nûreddin Cerrâhî kırk gün süren bir hastalık döneminin ardından 9 Zilhicce 1133’te (1 Ekim 1721) vefat etti. Fâtih Camii’nde Şeyhülislâm Molla Mehmed Efendi’nin kıldırdığı cenaze namazından sonra tekkesine defnedildi.

Nûreddin Cerrâhî’nin tarikat silsilesi Köstendilli Ali Efendi, Lofçalı Ali Efendi, Debbağ Ali Rûmî, Mestçizâde İbrâhim Edirnevî, Mestçi Ali Rûmî vasıtasıyla Halvetiyye-Ramazâniyye’nin pîri Ramazan Efendi Mahfî’ye (ö. 1025/1616) ulaşır. Nûreddin Cerrâhî ve tarikatla ilgili kaynaklarda, dört büyük kutubdan biri olan İbrâhim ed-Desûkī’nin halifesi Ahmed b. Osman eş-Şernûbî’nin (ö. 994/1586) sözlerinden Muhammed el-Bulkīnî tarafından derlenen el-Keşfü’l-ġuyûbî fî ŧabaķāti’ş-Şernûbî adlı eserde 1000 (1592) yılından sonra gelecek büyük velîler anlatılırken Nûreddin Cerrâhî’nin de adının zikredilip 1115’te (1703) İstanbul’da zuhur edeceği ve kırk dört yıl yaşayacağının belirtildiği özellikle vurgulanır (Abdüllatif Fazlî, vr. 1b; Harîrîzâde, el-Kavlü’l-mübîn, vr. 30a; İbrahim Fahreddin, I, 5). Harîrîzâde, Nûreddin Cerrâhî’ye