TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - NİHÂYETÜ’l-İKDÂM ::.

cilt: 33; sayfa: 103
[NİHÂYETÜ’l-İKDÂM - İlyas Çelebi]


alîm sıfatına dahil etmeleri eleştirilerek bunların müstakil sıfatlar olduğu öne sürülmüştür. On altıncı bölümde rü’yetullahın aklen mümkün, naklen vâcip ve sabit olduğu şeklindeki Ehl-i sünnet telakkisi anlatılmıştır. On yedinci bölümde nübüvvete hazırlık sayılabilecek şekilde hüsün ve kubuh bahsi konu edinilerek ilâhî tebliğ olmadan kula hiçbir mükellefiyetin yüklenemeyeceği, insanın fiillerine mükâfat veya ceza tertip edilmesinin söz konusu olamayacağı kanaati işlenmiş, on sekizinci bölümde Mu‘tezile’nin iddiasının aksine ilâhî fiillerin gerçekleşmesinin ardında bunları gerektirici (vâcib) herhangi bir sebebin bulunmadığı görüşü savunulmuştur.

Nihâyetü’l-iķdâm’ın son iki bölümü nübüvvet ve sem‘iyyât bahislerine ayrılmıştır. Birinci kısımda nübüvveti inkâr eden Berâhime ve Sâbiîler’in görüşleri eleştirilmiş, mûcizenin gerçekliği üzerinde durulmuş, bu arada Mu‘tezile ile bazı Şiî gruplarının konuyla ilgili yanlış telakkilerine temas edilmiştir. Kitabın son bölümü, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ispatı ve bunun en büyük delilinin Kur’an olduğunun vurgulanmasıyla başlamış, ardından sem‘iyyât bahislerine geçilerek kabir hayatı, cismanî haşr, mîzan, havz ve şefaat meselelerine değinilmiş, daha sonra “esmâ ve ahkâm” çerçevesinde imanın tarifi, iman-amel münasebeti ve buna bağlı olarak büyük günah işleyenin durumu tartışılmıştır. Ardından imâmet konusu ele alınarak dindeki yeri belirtilmiş, devlet başkanının belirlenmesi şekli hakkındaki farklı görüşler kaydedilmiş, bu arada Şîa’nın imâmet telakkisi zikredildikten sonra bu anlayışın yanlış tarafları anlatılmıştır. Yirminci bölüm velîlerin kerametleri, ilâhî dinler arasında nesih konusu ve Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin diğer dinleri neshetmesiyle ilgilidir. Kitabın sonuna nâşir tarafından bazı nüshalarda bulunduğu kaydedilen atom (cevher-i ferd) hakkında bir kısım eklenmiştir. Burada kelâmcılar tarafından benimsenen cevher-i ferd anlayışı filozoflara karşı savunulmaktadır. Şehristânî, Nihâyetü’l-iķdâm’ın bitiminde kelâm âlimlerinin düşüncelerini ortaya koyma noktasında amacını gerçekleştirdiğini, daha sonra da ilâhiyatçı filozofların “kuruntulardan ibaret olan” görüşlerini beyan edeceğini kaydeder. Alfred Guillaume, müellifin el-Menâhic ve’l-beyânât adlı risâlesinin bu maksatla yazılmış olabileceğini söylemektedir (Nihâyetü’l-iķdâm, tercüme edenin girişi, s. XIII).

Eserin birçok kütüphanede yazma nüshaları bulunmaktadır (meselâ bk. Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 2154; Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 666; TSMK, III. Ahmed, nr. 1845; Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3164; Oxford Bodleian Library, MS, Marsh, nr. 356; Paris Bibliothèque Nationale, MS, Arabe, nr. 1246; Berlin Preussische Staatsbibliothek, MS, Petermann, II, 579). Eser Alfred Guillaume tarafından yukarıdaki son üç nüsha esas alınarak giriş, Arapça metin, özet şeklinde İngilizce tercüme ve indekslerle birlikte neşredilmiştir (London 1934). Nihâyetü’l-iķdâm’ın Arapça metninin ofset baskısı Bağdat (1964) ve Kahire’de (1992) gerçekleştirilmiştir. Muhammed Tancî, bu neşirde yazma nüshalardan ve yanlış okumalardan kaynaklanan hatalar bulunduğunu belirtmektedir (İA, XI, 395).

Nihâyetü’l-iķdâm klasik Sünnî kelâmının hemen bütün konularını içermektedir. el-Milel ve’n-niĥal’den sonra telif edilen Nihâyetü’l-iķdâm’da İslâm mezheplerinin kelâm alanındaki görüşleri mukayeseli bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmakta, el-Milel ve’n-niĥal’deki tasvirî üslûbun aksine burada Ehl-i sünnet’in itikadî anlayışı Eş‘ariyye çerçevesinde ortaya konulmakta ve diğer mezheplere karşı savunulmaktadır. “Ehl-i hak” olarak nitelendirilen Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Ebû Bekir el-Bâkıllânî, Ebû İshak el-İsferâyînî ve İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî gibi Eş‘arî mensuplarına sık sık atıfta bulunulmakta, bu mezhebin karşısında yer alan Berâhime, Sâbie, Seneviyye, felâsife, Mu‘tezile, Cehmiyye ve Kerrâmiyye gibi telakkiler eleştirilmektedir. Muhammed Tancî, Nihâyetü’l-iķdâm’da Eş‘arî’nin akidesi esas alınmakla beraber yer yer onun da tenkit edildiğini, hatta bazan kelâmcıların görüşleri de aşılarak felsefî telakkilere yer verildiğini kaydeder (a.g.e., a.y.). Şehristânî’nin Şîa hakkında zaman zaman sempatik ifadelere yer vermesi, özellikle el-Milel’de tarafsız ve müsamahalı bir tavır takınması kendi döneminde tehlikeli bir modernistlik olarak görülmüş, Nihâyetü’l-iķdâm’ı Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynelâbidîn’in bir duasıyla bitirmesi örneğinde görüldüğü gibi Ehl-i beyt’e büyük bir sempati duyması bazı çevrelerde onun Şîa’ya, hatta İsmâiliyye’ye mütemayil olduğu şeklinde yorumlanmıştır (DMİ, XIII, 424). Ancak bu ithamları Nihâyetü’l-iķdâm açısından haklı bulmak mümkün değildir. Çünkü bu eserinde müellif, Şîa kelâmının farklılığını en belirgin şekilde yansıtan imâmet konusunda onların anlayışlarını kaydettikten sonra bu görüşleri eleştiriye tâbi tutmuştur (s. 484-497). Kelâmın felsefeden etkilenmeye başladığı döneme ait eserlerden biri olan Nihâyetü’l-iķdâm’da yer yer felsefeye karşı çıkılırken zaman zaman da müellifin felsefeden etkilendiği görülmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Şehristânî, Nihâyetü’l-iķdâm: The Summa Philosophiae of al-Shahrastānī Kitāb Nihāyatu’l-Iqdām fī Ǿilmi’l-kalām (trc. ve nşr. A. Guillaume), London 1934, tercüme edenin girişi, s. IX-XVI; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, I, 332; Keşfü’ž-žunûn, II, 1986; Brockelmann, GAL, I, 429; Suppl., I, 763; D. Gimaret, Théories de l’acte humain en théologie musulmane, Paris 1980, s. 132-134; P. Kraus, “Bücherbesprechungen”, ZDMG, LXXXIX (1935), s. 131-136; R. A. Nicholson, “The Summa Philosophiae of al-Shahrastānī Kitāb Nihāyatu’l-Iqdām fī Ǿilmi’l-kalām”, JRCAS, sy. 22 (1935), s. 302-303; Cl. Gilliot, “Textes arabes anciens édités en Égypte au cours des années 1992 à 1994”, MIDEO, XXII (1994), s. 319; Carra de Vaux, “eş-Şehristânî”, DMİ, XIII, 424; Muhammed Tanci, “Şehristânî”, İA, XI, 395; G. Monnot, “al-Ѕћahrastānī”, EI² (İng.), IX, 215.

İlyas Çelebi  


NİHÂYETÜ’l-MUHTÂC

(نهاية المحتاج)

Nevevî’nin Şâfiî fıkhına dair Minhâcü’t-ŧâlibîn adlı eserine Şemseddin er-Remlî’nin (ö. 1004/1596) yazdığı şerh

(bk. MİNHÂCÜ’t-TÂLİBÎN).  


NİHÂYETÜ’l-UKŪL

(نهاية العقول)

Fahreddin er-Râzî’nin (ö. 606/1210) kelâma dair eseri.

Tam adı Nihâyetü’l-Ǿuķūl fî dirâyeti’l-uśûl olan eseri Kâtib Çelebi Nihâyetü’l-Ǿuķūl fi’l-kelâm fî dirâyeti’l-uśûl diye kaydettikten sonra buradaki “usul”ün “usûlü’d-dîn” mânasına geldiğini belirtir (Keşfü’ž-žunûn, II, 1988). Müellifi tarafından iki cilt ve yirmi bölüm (asıl) halinde düzenlenen eserde klasik kelâm kitaplarının bütün konularına yer verilmiştir. Eserin ilk bahsi mukaddimeler hakkında olup genel anlamda bilgi felsefesi çerçevesinde müktesep ve zaruri bilgi çeşitleri, tarif ve delille bu konularda bazı mezhep ve ekollerin görüşlerinin eleştirisini içeren yedi fasıldan oluşmaktadır. İkinci bölümde nazar konusu ele alınıp Sûfestâiyye’nin reddi, nazarın ilim ifade ettiği ve Allah’ı tanıma yolu olan nazarın mutlaka icra edilmesi gereken fikrî bir ameliye olduğu gibi hususlar işlenmiştir. Üçüncü bölüm



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir