TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - NEVİ ::.

cilt: 33; sayfa: 52
[NEVİ - İlhan Kutluer]


İlk İslâm filozofu Kindî nevi terimini cins ve fasılla birlikte tanımı mümkün kılan üç kurucu (zâtî, cevherî) tümelden biri olarak ele almış; nevin, tanımını verdiği çok sayıdaki bireye yüklendiğini, dolayısıyla o bireyler için aklî sûret olduğunu vurgulamıştır. Filozofa göre felsefî araştırma sorularından olan “Nedir?” ile “Hangisidir?”in bir arada karşılığı, var olanın tanımını yani nevini vermektedir (Resâǿil, I, 101, 124-125, 128). Fârâbî de Porphyrius’u izleyerek nevin tıpkı cins gibi nesnelerin özüne yönelik “Nedir” sorusuna cevap oluşturduğunu, ancak nevin cinsten daha özel olduğunu bir defa daha belirtmiştir (Kitâbü Îsâġūcî, s. 76-78). Ayrıca Fârâbî nevi tıpkı cins gibi “özdeşlik sağlayan kavram” şeklinde tanımlamıştır. Buna göre Zeyd ve Amr insan nevine ait olma bakımından özdeştir (el-Vâĥid ve’l-vaĥde, s. 37).

İbn Sînâ ise genelde tümeller, özelde nevi terimiyle ilgili olarak kendisinden önceki birikimi ayrıntılı biçimde ele almış ve yeniden üretmiştir. Filozof nevi terimine dair iki tanım üzerinde önemle durmaktadır. Bunlardan ilki, “O nedir sorusunun cevabında söylenen iki tümelden daha özeli” şeklindedir (Kitâbü’ş-Şifâǿ: Mantığa Giriş, s. 55). Bu tanımda iki tümelle kastedilen cins ve nevi olup her ikisi de bir nesne hakkında sorulan “O nedir” sorusunun cevabını vermekte ortaktır. Ancak ikisini ayıran nevin cinsten daha özel bir kavram oluşudur. Diğer tanım ise “O nedir sorusunun cevabında sayıca farklı çok şeye söylenen” şeklindedir (a.g.e., s. 48; Dımaşkī’nin anılan tercümesinde biraz farklı verilmektedir; bk. Porphyrios, Îsâġūcî, s. 72). Bu tanım filozofun son dönem eserinde “yalnızca sayı bakımından farklı” nüansıyla geçmektedir (el-İşârât, I, 202). Farklılaşmanın nevi yani nesnelerin hakikati bakımından değil yalnızca sayı bakımından olduğu ayırımı Ebherî’nin, “O nedir sorusunun cevabında hakikat bakımından değil sayı bakımından farklılaşan birçok şeye söylenen küllî” şeklindeki nevi tanımında da vurgulanmaktadır (Esîrüddin el-Ebherî, s. 3). İbn Sînâ’ya göre bir nesnenin esas yüklemi olmak bakımından cins, nevi ve fasıl ortaktır. Ancak fasıl ötekilerden “O nedir” sorusuna değil “Hangisi” sorusuna karşılık olmakla ayrılır. Bir şeyin mahiyetini onunla ilgili zâtî-tümel kavramlarla belirlemek teoriye göre onu tanımlamak anlamına gelmektedir. Bu durumda tanıma kavuşturulan mahiyet nevi denilen tümele karşılık gelmekte olup bir nesnenin eksiksiz bir tanımı yapıldığında onun türüne ilişkin kavramsal gerçekliğe ulaşılmaktadır. Tanımın verdiği bilgi bir nesnenin özüne ait zâtî mânaların tamamını içerir. Bu sebeple İbn Sînâ nevin her şeyin mahiyetinde ve sûretindeki hakikati olduğunu belirtmiştir (Kitâbü’ş-Şifâǿ: Mantığa Giriş, s. 42). Nitekim filozof, cins ve nevin birbiriyle tanımlanışını bir bilinmeyeni diğeriyle tanımlamak şeklinde yorumlayan Porphyrios’a ait yaklaşımı eleştirirken nevi teriminin yerine hakikatler, mahiyetler, zâtî formlar gibi terimlerin konulabileceğini belirtir ve bu terimlerin nevi ile eş anlamlı olduğunu vurgular (a.g.e., s. 44-46; ayrıca bk. el-İşârât, I, 219-220).

BİBLİYOGRAFYA:

Porphyrios, Îsâġūcî (trc. Ebû Osman ed-Dımaşkī, nşr. Ahmed Fuâd el-Ehvânî), Kahire 1371/ 1952, tür.yer.; a.mlf., Isagoge: Aristoteles’in Kategorilerine Giriş (trc. Betül Çotuksöken), İstanbul 1986, s. 31-44; Kindî, Resâǿil, I, 101,124-125, 128; Fârâbî, el-Vâĥid ve’l-vaĥde (nşr. Muhsin Mehdî), Dârülbeyzâ 1990, s. 37; a.mlf., Kitâbü Îsâġūcî evi’l-Medħal (nşr. Refîk el-Acem, el-Manŧıķ Ǿinde’l-Fârâbî içinde), Beyrut 1985 s. 75-78; İbn Sînâ, el-İşârât ve’t-tenbîhât (nşr. Süleyman Dünyâ), Kahire 1971, I, 174-191, 202, 219-220; a.mlf., Kitâbü’ş-Şifâǿ: Mantığa Giriş, Medhal (nşr. ve trc. Ömer Türker), İstanbul 2006, s. 40-57; Esîrüddin el-Ebherî, Îsâgūcî, İstanbul 1315, s. 3; Nihat Keklik, İslâm Mantık Tarihi ve Fârâbî Mantığı, İstanbul 1969-70, II, 5-14; Doğan Özlem, Mantık, İstanbul 1990, s. 75-84; Francis E. Peters, Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü (trc. Hakkı Hünler), İstanbul 2004, s. 87, 90, 131, 185.

İlhan Kutluer  


NEV‘Î

(نوعي)

(ö. 1007/1599)

Divan şairi ve âlim.

940 (1533-34) yılında Malkara’da doğdu. Adı Yahyâ’dır. Babası Pîr Ali, Ankara’dan gelip Malkara’ya yerleşmiş olan Nasuh Halife’nin oğludur. Annesi, Muhammediyye müellifi Yazıcıoğlu Mehmed’in soyundan gelir. Bir Halvetî şeyhi olan Pîr Ali önce Şeyh Bâyezîd-i Rûmî’ye, ardından İbrâhim Gülşenî’ye intisap etmiş, Malkara’da Turhan Bey Camii imamlığı ve sıbyan mektebi muallimliği yapmış, 952 (1545) yılında vefat edince ders verdiği mektebin hazîresine gömülmüştür (Nev‘îzâde Atâî, s. 68). İlk eğitimini tasavvuf konusunda yetişkin bir zat olan babasından alan Nev‘î, 957’de (1550) İstanbul’a giderek “Ahaveyn” diye bilinen iki kardeşten Karamanî Ahîzâde Ahmed Efendi’nin Dâvud Paşa Medresesi’nde ve Mehmed Efendi’nin Sahn’daki derslerine devam etti. Bu sırada Hoca Sâdeddin, Bâkî, Remzîzâde, Hüsrevzâde, Üsküplü Vâlihî, Edirneli Mehmed Mecdî, Cevrî ve Camcızâde gibi geleceğin önemli simaları olacak şairlerle arkadaşlık kurdu (a.g.e., s. 419). Ahîzâde Mehmed Efendi’ye büyük saygı ve bağlılık gösteren Nev‘î hocasının Edirne’deki Beyazıt Medresesi’ne tayini üzerine onunla beraber gitti (962/ 1555), yine hocasının Süleymaniye Medresesi’ne tayiniyle İstanbul’a dönerek mülâzım oldu (970/1563). Gelibolu’daki Balaban Paşa ve Mesih Paşa medreseleri müderrisliğine gönderilen Nev‘î (973/1566) 980’de (1572) İstanbul’da Şahkulu, ardından Murad Paşa, Câfer Ağa, bir yıl sonra da Mihrimah Sultan medreselerinde müderrislik yaptı. 993’te (1585) evlendi. İki yıl sonra tayin edildiği Çınarlı Medresesi’ndeki müderrisliği 998’e (1590) kadar sürdü. Aynı yıl Bağdat kadılığına gönderilmişse de hiç istemediği bu göreve gitmeden III. Murad tarafından Şehzade Mustafa’nın hocalığına getirildi. Bâyezid, Osman ve Abdullah adlı şehzadelerin de katıldığı bu dersler (a.g.e., s. 419) şehzadelerin öldürüldüğü 1003 (1595) yılına kadar devam etti. Daha sonra almakta olduğu maaşa ilâveten kendisine kazasker emekli maaşı bağlandı, ayrıca kayınpederi Nişancı Mehmed Bey’in kurduğu medresenin 50 akçelik yevmiyesi de verildi. 30 Zilkade 1007 (24 Haziran 1599) tarihinde vefat edince Şeyh Vefâ Camii hazîresinde Şeyh Şâban Efendi’nin yanına defnedildi (a.g.e., s. 421). Yüksek seviyede tasavvuf terbiyesi almış bir şair olan Nev‘î, III. Murad’ın yakın ilgisini görmüş, sultandan başka hiç kimseden armağan kabul etmemiş, dünya nimetlerine değer vermediği için eline geçen bütün servetini ihtiyaç sahiplerine dağıtmış, öldüğünde hiçbir varlığı çıkmadığı için cenaze masrafları padişah tarafından karşılanmıştır (a.g.e., s. 422).

Kaynaklar Nev‘înin ilim ve fazilet sahibi bir şair olduğu konusunda birleşir ve onun rind edalı, dervişmeşrep, tasavvufa, zühd ve takvâya mütemayil bir zat olduğunu ifade eder (Âşık Çelebi, vr. 140b; Ahdî, vr. 189b; Kınalızâde, II, 1008-1009). Daha on yaşında iken babasının telkiniyle zikre başlamış, önce Sarhoş Bâlî Efendi’ye intisap etmiş, ardından Kurt Mehmed Efendi’ye mürid olmuş, daha sonra da Şeyh Şâban Efendi’den feyiz almıştır. Tasavvuf terbiyesinin izleri şiirlerinde görülen Nev‘î, Arapça ve Farsça’ya hâkim, atasözü ve deyimleri şiirlerinde ustalıkla kullanan bir şairdir. Kendisinin de ifade ettiği gibi sanat göstermeye düşkün değildir. Özellikle gazellerinde sade bir dil ve külfetsiz, akıcı bir söyleyiş görülür. Kasidelerinin nesîb



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir