TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - NAKKAŞ, Muhammed b. Hasan ::.

cilt: 32; sayfa: 329
[NAKKAŞ, Muhammed b. Hasan - Abdülhamit Birışık]


(1405/1985, Câmiatü Ümmi’l-Kurâ külliyyetü’ş-şerîa [Mekke]).

Nakkāş’ın kıraat ve tefsir ilimlerindeki yeri hadisçiliğinden üstündür. Ancak İbnü’n-Nedîm, onun biyografisine şâz kıraat âlimleri arasında yer verir. Tefsirinde kullandığı rivayetler ve üslûbu sebebiyle çeşitli eleştiriler almış, tefsiri Hakkında Hibetullah el-Lâlekâî “Şifâü’s-sudûr” yerine “İşfâü’s-sudûr” (gönül törpüsü) tabirini kullanmıştır (Hatîb, II, 205). Ebû Amr ed-Dânî ise et-Teysîr’inde onun kıraatlerinden yararlanmış ve Hakkında “makbûlü’ş-şehâde” değerlendirmesini yapmıştır. Zehebî de onun için “allâme, müfessir, şeyhü’l-kurrâ” ifadelerini kullanmakla birlikte Dânî’nin kanaatini naklettikten sonra, “Benim kalbim ona ısınmıyor, bana göre o itham altındadır” diyerek özellikle rivayet açısından güvensizliğini ortaya koymuştur (AǾlâmü’n-nübelâǿ, XV, 576). Hadis alanında da sika kabul edilmediği gibi tedlîs yaptığı, yalan söylediği ve münker rivayetler naklettiği yönünde ciddi eleştiriler almıştır. Nitekim Berkānî, Nakkāş’ın rivayet ettiği hadislerin tamamının münker olduğunu ileri sürmüştür. Talha b. Muhammed b. Ca‘fer eş-Şâhid onun hadis rivayetinde yalan söylediğini ve kıssacılığın onda galip geldiğini anlatır (Hatîb, II, 205).

Eserleri. Nakkāş’ın günümüze ulaşan tek eseri Şifâǿü’ś-śudûr (fî tefsîri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm) adlı tefsiri olup Şifâǿü’ś-śudûr el-müheźźeb fî tefsîri’l-Ķurǿân ve Kitâbü’t-Tefsîri’l-kebîr adlarıyla da zikredilmiştir. Yaklaşık 12.000 varak olduğu belirtilen kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan (Hasan Hüsnü Paşa, nr. 40) ve Kur’an’ın başından Kehf sûresinin 65. âyetine kadarki kısmını ihtiva eden bir nüshasının (tanıtımı için bk. Mollaibrahimoğlu, s. 27-29) dışında dört nüshasına daha işaret edilmiştir (Zerkeşî, II, 300-301, dipnot 8; Brockelmann, I, 334; Sezgin, I, 45). Rivayet metodunun takip edildiği tefsirde yer yer İsrâiliyat’a yer verilmiş, kıssalar anlatılmış, bazan lugavî tahliller de yapılmıştır. Hatîb el-Bağdâdî bu tefsirde hiç sahih rivayet olmadığı yolunda abartılı bir bilgiye atıfta bulunur (Târîħu Baġdâd, II, 205). Müellifin kaynaklarda adı geçen diğer eserleri şunlardır: el-Mûżıĥ (el-Muvażżaĥ) fi’l-Ķurǿân ve meǾânîh, el-Mûżıĥ fi’l-ķırâǿât, el-İşâre fî ġarîbi’l-Ķurǿân, el-Vücûh ve’n-nežâǿir, el-Ebvâb fi’l-Ķurǿân, el-Ķırâǿât biǾilelihâ, el-MuǾcemü’l-aśġar (es-SebǾatü’l-aśġar), el-MuǾcemü’l-evsaŧ, Kitâbü’s-SebǾati’l-evsaŧ, el-MuǾcemü’l-kebîr fî esmâǿi’l-ķurrâǿ ve ķırâǿâtihim (el-MuǾcemü’l-ekber fî maǾrifeti’l-muķriǿîn, es-SebǾatü biǾilelihâ el-kebîr), Kitâbü Aħbâri’l-ķuśśâś, Delâǿilü’n-nübüvve, Kitâbü’l-Menâsik, Kitâbü Fehmi’l-menâsik, Kitâbü’l-ǾAķl, Kitâbü Żıddi’l-Ǿaķl, Kitâbü Źemmi’l-ĥased, Kitâbü İreme źâti’l-Ǿimâd.

BİBLİYOGRAFYA:

İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 36; Hatîb, Târîħu Baġdâd, II, 201-205; Ebû Ca‘fer İbnü’l-Bâziş, el-İķnâǾ fi’l-ķırâǿâti’s-sebǾ (nşr. Abdülmecîd Katâmiş), Mekke 1422/2001, II, 792; Sem‘ânî, el-Ensâb, V, 517-518; Yâkūt, MuǾcemü’l-üdebâǿ, XVIII, 146-149; İbn Hallikân, Vefeyât, IV, 298; Zehebî, MaǾrifetü’l-ķurrâǿ (Altıkulaç), II, 578-579; a.mlf., AǾlâmü’n-nübelâǿ, XV, 574-576; a.mlf., Târîħu’l-İslâm: sene 351-380, s. 9, 61-63; Zerkeşî, el-Burhân fî Ǿulûmi’l-Ķurǿân (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî v.dğr.), Beyrut 1415/1994, II, 300-301; İbnü’l-Cezerî, Ġāyetü’n-Nihâye, II, 119-121; İbn Hacer, Lisânü’l-Mîzân, V, 132; Süyûtî, Ŧabaķātü’l-müfessirîn, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 81, 94; Dâvûdî, Ŧabaķātü’l-müfessirîn, II, 131-133; Abdüllatîf b. Muhammed Riyâzîzâde, Esmâǿü’l-kütübi’l-mütemmim li-Keşfi’ž-žunûn (nşr. Muhammed Altuncî), Kahire, ts. (Mektebetü’l-Hancî), s. 47, 319; Keşfü’ž-žunûn, I, 28, 98, 760, 827; II, 1050, 1737, 1830, 1905, 2001; Brockelmann, GAL Suppl., I, 334; Sezgin, GAS, I, 45; Mustafa Bilgin, Tefsirde Mu‘tezile Ekolü (doktora tezi, 1991), UÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 124-128; Süleyman Mollaibrahimoğlu, Süleymaniye Kütüphanesinde Bulunan Yazma Tefsirler, İstanbul 2002, s. 27-29.

Abdülhamit Birışık  


NAKKAŞ ALİ

(bk. ALİ b. İLYÂS ALİ).  


NAKKAŞ HASAN PAŞA

(ö. 1031/1622)

Minyatür ressamlığı ve tezhipçiliğiyle ünlü Osmanlı veziri.

Hayatının ilk dönemleri Hakkında bilgi yoktur. Enderun’da yetiştiği ve Harem-i Hümâyun hizmetinde bulunduğu anlaşılmaktadır. 989 (1581) yılında III. Murad dönemi nakkaşlarından Nakkaş Osman’ın yanında çalışanlar arasında idi. Daha sonra bölükbaşılığa getirildi; 1005’te (1596-97) anahtar oğlanı, 1006’da (1597-98) tülbent gulâmı olarak Harem’de görev yaptı. Hasanbeyzâde, onun Harem’de odabaşılıkla silâhdar iken kendisine isnat edilen bir cürüm dolayısıyla 1011’de (1603) kapıcıbaşılık verilerek Enderun’dan çıkarıldığını belirtir (Târih, II, 738). Ardından Tophane nâzırı oldu, 1012’de (1604) yeniçeri ağalığına getirildi ve Macaristan seferinde Malkoç Ali Paşa’nın yanında yer aldı. İstanbul’a dönüşünde 25 Receb 1013’te (17 Aralık 1604) Rumeli beylerbeyiliğine tayin edildi, daha sonra kendisine vezâret pâyesi verildi. Rumeli beylerbeyi sıfatıyla Macaristan’da yapılan mücadelelere katıldı. I. Ahmed, Celâlî isyanlarını bastırmak için Bursa’ya gitmeyi kararlaştırdığında oradaki muhafaza görevini üstlendi (1014/1605). Derviş Paşa’nın katlinin (1015/1606) ardından vezîriâzam olan Kuyucu Murad Paşa’nın İstanbul’a gelmesine kadar sadâret kaymakamlığında bulundu. Celâlîler’e karşı yapılan sefere katıldı. Bursa’nın KalendEroğlu tarafından yakılması üzerine oraya gönderildi. Ulubat civarında KalendEroğlu ile karşılaştıysa da savaşa girmedi; fakat takviye için gelen kuvvetler KalendEroğlu tarafından yenildi (1016/1607). Muhtemelen bu sebeple Rumeli beylerbeyiliği görevini bıraktı ve emekliliğini istedi; ancak kubbe vezirliği sürdü. Beşinci vezir konumunda iken 17 Şâban 1018’de (15 Kasım 1609) Budin beylerbeyiliğine tayin edildi. Daha sonra İstanbul’a döndüğünde yine kubbe vezirliği yaptı. Topçular Kâtibi onun Şevval 1022’de (Kasım 1613) yeniden Budin beylerbeyi olduğunu yazar. II. Osman döneminde dördüncü vezirliğe, ardından üçüncü vezirliğe yükseltildi. Ramazan 1031’de (Temmuz 1622) vefat etti. Klasik tarzdaki türbesi Eyüp’tedir (bk. NAKKAŞ HASAN PAŞA TÜRBESİ). Nakkaş Hasan Paşa’nın Beylerbeyi sahilinde bir yalısının bulunduğu ve bu sahildeki burunlardan birine Nakkaş Burnu dendiği bilinir; bugün de Beylerbeyi sırtlarındaki tepelerden biri Nakkaştepe adıyla anılmaktadır. Evliya Çelebi ise Nakkaş Paşa’nın Ortaköy’de yalısı ve Kuzguncuk’ta bir bahçesi olduğunu yazar (Seyahatnâme, I, 451, 469).

Nakkaş Hasan Paşa’nın tasvir yapmadaki becerisinden ilk bahseden kişi saray şehnâmecisi Tâlikîzâde Mehmed Subhi’dir. Tâlikîzâde, III. Mehmed’in bizzat çıktığı Eğri