TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - NÂBİTE ::.

cilt: 32; sayfa: 264
[NÂBİTE - İlyas Üzüm]


II. (VIII.) yüzyılda ortaya çıkmıştır. Ebü’s-Sırrî eş-Şümeytî bir şiirinde bunları Harûriyye (ashâb-ı Harûrâ) ile beraber zikretmekte (Câhiz, Risâle, neşredenin girişi, s. 5), Bişr b. Mu‘temir ise bir şiirinde İbâzıyye, Râfizîler ve Haşviyye ile yakın düşünceleri paylaşan bir grup olarak göstermektedir (Kitâbü’l-Ĥayevân, VI, 62). Öte yandan Joseph van Ess, Abdülhamîd b. Yahyâ el-Kâtib’in Emevîler’in son dönemlerinde Horasan bölgesinde Abbâsîler lehine faaliyet gösterenleri “en-nâbite fî arzı Horâsân” diye andığını, ayrıca I. Velîd’in, oğlu İbrâhim’i halife tanıyanların “nâbitiyye” şeklinde isimlendirildiğini bildirmektedir (Theologie und Gesellschaft, III, 467).

Nâbite terimini en çok Câhiz ve Hayyât kullanmış, Câhiz Risâle fi’n-nâbite ismiyle bir de eser kaleme almıştır. Bu esere göre Nâbite, Emevî halifelerinin yaptığı haksızlıkları tasvip eden ve onların kötülenmesini bid‘at sayan, ulûhiyyet konusunda teşbihe düşen, kulun irade ve kudretini kabul etmeyerek her şeyi ilâhî kadere bağlayan, dolayısıyla Allah’a bir çeşit zulüm isnat eden, Kur’an’ın mahlûk olmadığını ileri süren kişilerdir (s. 14-18; Câhiz’in nâbitenin çeşitli görüşlerine temas ettiği yerler için bk. Ħalķu’l-Ķurǿân, III, 288, 296, 300; er-Red Ǿale’n-naśârâ, III, 351; ŚınâǾatü’l-kelâm, IV, 243). Bu değerlendirmeler çerçevesinde Nâbite, müteşâbihat konusunda te’vile gitmeyip Allah’a yaratılmışlık sıfatları nisbet eden, tefvîze yer veren âyetleri iyice araştırmadan cebrî karakterli âyetleri öne çıkaran, halku’l-Kur’ân tartışmalarında Mu‘tezilî görüşleri reddeden Selef âlimleri ve ehl-i hadîs ile kelâm konularında aklî istidlâllerde bulunmaya çalışmakla birlikte başarılı olamayan İbn Küllâb ve Hâris el-Muhâsibî gibi kimselerdir. Mu‘tezilî geleneğe mensup olan Hayyât da eserinde nâbite kelimesine yer vermiş ve Câhiz’e paralel açıklamalar yapmıştır (el-İntiśâr, s. 28, 55, 59, 102, 105). Öyle görünüyor ki Hayyât söz konusu terimle Şîa ve Mu‘tezile dışındaki âlimleri kastetmektedir.

Mu‘tezile âlimlerinin Nâbite’yle ilgili görüşleri genişleyerek devam etmiş, meselâ İbnü’n-Nedîm aralarında İbn Küllâb, Kerâbîsî ve Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî gibi âlimlerin de bulunduğu kelâmcıları “Mücbire ve Nâbite-i Haşviyye” başlığı altında zikretmiş, özellikle İbn Küllâb’ı Nâbite-Haşviyye arasında saymıştır (el-Fihrist, s. 229-231). Aynı şekilde Mu‘tezilî Zemahşerî de Nâbite’yi “akıl yürütmeyi reddedip sadece nakle itibar eden kimseler” mânasında Haşviyye ile özdeş olarak tanımlamıştır (Esâsü’l-belâġa, s. 802). Mu‘tezilî-Zeydî âlimi İbnü’l-Murtazâ ise Nâbite’yi Hz. Ali ve evlâdına karşı Muâviye tarafını tutanlar için kullanmıştır (Ŧabaķātü’l-MuǾtezile, s. 82).

İbn Kuteybe, ehl-i hadîsten söz ederken onların muhalif kesimler tarafından haşviyye ve mücbire gibi terimlerden başka nâbite diye adlandırıldığını belirtmiş (Teǿvîlü muħtelifi’l-ĥadîŝ, s. 80), Hanbelî âlimi İbn Ebû Ya‘lâ da ehl-i re’yin nâbiteyi haşviyye gibi ehl-i hadîsi nitelemek üzere kullandığını kaydetmiş ve kelimenin olumsuz çağrışımı dolayısıyla buna tepki göstererek asıl Nâbite’nin Hz. Peygamber’in sünnetini bırakıp re’ye başvuran ehl-i re’y olduğunu ifade etmiştir (Ŧabaķātü’l-Ĥanâbile, s. 36). Diğer taraftan Fârâbî siyaset nazariyesini açıklarken nâbite terimine yer vermiş, bununla erdemli şehirde ortaya çıkan ve çeşitli gruplardan oluşan marjinal kesimleri kastetmiştir (es-Siyâsetü’l-medeniyye, s. 104-108). Özellikle Mu‘tezile’nin tarih sahnesinden çekilmesi ve zamanla fırkalar arasında belirli bir hoşgörü ortamının oluşmasıyla bu ismin kullanılışı terkedilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Lisânü’l-ǾArab, “nbt” md.; Kāmus Tercümesi, “nbt” md.; Câhiz, Risâle fi’n-nâbite (Resâǿilü’l-Câĥiž içinde, nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1399/1979, II, 7-23; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-6 (eserin Fransızca tercümesi Ch. Pellat, “La Nabita de Djāhiz”, Annales de l’institut des études orientales, X, Algier 1952, s. 302-325); a.mlf., Ħalķu’l-Ķurǿân (a.e. içinde), III, 288, 296, 300; a.mlf., er-Red Ǿale’n-naśârâ (a.e. içinde), III, 351; a.mlf., ŚınâǾatü’l-kelâm (a.e. içinde), IV, 243; a.mlf., Kitâbü’l-Ĥayevân, VI, 62; İbn Kuteybe, Teǿvîlü muħtelifi’l-ĥadîŝ (nşr. M. Zührî en-Neccâr), Kahire 1386/1966, s. 80; Hayyât, el-İntiśâr, s. 22, 28, 55, 59, 67, 102, 105, 112; Fârâbî, es-Siyâsetü’l-medeniyye (nşr. Fevzî M. Neccâr), Beyrut 1993, s. 82, 104-108; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 229-231; İbn Ebû Ya‘lâ, Ŧabaķātü’l-Ĥanâbile, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), s. 34-36; Zemahşerî, Esâsü’l-belâġa (nşr. Mezyed Naîm - Şevkī el-Maarrî), Beyrut 1998, s. 802; İbnü’l-Murtazâ, Ŧabaķātü’l-MuǾtezile, s. 82; W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1981, s. 337; J. van Ess, Theologie und Gesellschaft im 2. und 3. Jahrhundert Hidschra, Berlin 1992, III, 467-468; Ch. Pellat, “Nābita”, EI² (İng.), VII, 843-844.

İlyas Üzüm  


NÂBİZÂDE NÂZIM

(1863-1893)

Hikâye ve roman yazarı.

İstanbul’da Nişantaşı’nda doğdu. Asıl adı Ahmed Nâzım, babasının adı Nâbî’dir. Annesini hiç tanımadı, babasını da henüz mahalle mektebine devam ettiği sırada kaybetti. Bu sebeple üvey anne ve dadıların elinde büyüdü. Yâdigârlarım adlı hâtıralarında babasının kendisiyle pek ilgilenmediğini, bu yüzden birkaç defa evden kaçıp Kulekapısı’nda oturan dadısının yanına sığındığını, bazı geceler sokaklarda, bazı geceler kahvehanelerde yattığını söyler. Salıpazarı Feyziye ve Beşiktaş Askerî rüşdiyelerinde okudu (1876). Buradan Mühendishâne-i Berrî İdâdîsi’ne geçti (1878). 1884 yılında topçu mülâzım-ı sânîsi olarak girdiği erkân-ı harbiyye sınıfından 1887’de yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bir süre Mekteb-i Harbiyye’de matematik, istihkâm ve topografya dersleri verdi; umumi müfettiş muavini olarak 1889’da kolağası oldu. Ekim 1889 - Mart 1890 tarihleri arasında arazi haritasını tersim için Kaş’ta bulundu. Askerlik mesleğiyle ilgili bazı keşif ve araştırmalar yapmak üzere bir ara Suriye’ye gönderildi. 1891’de Manastır’da Üçüncü Ordu’ya mensup Redif Fırkası’nda Goltz Paşa’nın maiyetinde çalıştı ve dönüşünde dördüncü dereceden Mecîdî nişanı ile taltif edildi. Aynı yıl Ayşe Nâciye Hanım’la evlendi, ancak evliliğinin henüz ilk aylarında yakalandığı kemik vereminden kurtulamayarak 5 Ağustos 1893’te öldü. Mezarı Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’nda Miskinler Tekkesi’nden Saraçlar Çeşmesi’ne inen yol üzerindedir.

Edebiyatla ilgilenmeye daha ilk mektep sıralarında iken başlayan Nâbizâde Nâzım, ilk edebiyat zevkini Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi’nde Farsça hocası olan Muallim Cûdî Efendi’den almış, Mühendishâne’ye geçtikten sonra da edebî çalışmalarla meşgul olmuştur. İlk yazısı 1880’de “Mühendishâne Mektebi Şâkirdânından A. Nâzım” imzasıyla Vakit gazetesinde yayımlanmış, ertesi yıl Cerîde-i Havâdis’te “Hoşnişîn veya Cihanda Safâ Bu mu?” adlı manzum piyesi neşredilmiştir (nr. 4580-4585, 20 Mart 1881 - 15 Nisan 1881). Daha sonra Hazîne-i Evrâk, Mir’ât-ı Âlem, Rehber-i Fünûn,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir