TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MÜTEKADDİMÎN ve MÜTEAHHİRÎN ::.

cilt: 32; sayfa: 189
[MÜTEKADDİMÎN ve MÜTEAHHİRÎN - Eyyüp Said Kaya]


Ĥâşiye Ǿalâ Şerĥi’l-kebîr, Kahire 1328, I, 25-26; Leknevî, el-Fevâǿidü’l-behiyye, s. 241; a.mlf., en-NâfiǾu’l-kebîr, Karaçi 1990, s. 15; Alevî b. Ahmed es-Sekkāf, el-Fevâǿidü’l-Mekkiyye (MecmûǾatü sebǾati kütibin müfîde içinde), Kahire 1358/1940, s. 46; M. İbrâhim Ahmed Ali, “el-Meźheb Ǿinde’l-Ĥanefiyye”, Dirâsât fi’l-fıķhi’l-İslâmî, Mekke, ts., s. 83; Abdülkādir Bedrân, el-Medħal ilâ meźhebi’l-İmâm Aĥmed b. Ĥanbel (nşr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî), Beyrut 1405/1985, s. 381, 405, 408-409, 424; M. Revvâs Kal‘acî - Hâmid Sâdık Kuneybî, MuǾcemü luġati’l-fuķahâǿ, Beyrut 1985, s. 401; Mehmet Erdoğan, İslâm Hukukunda Ahkâmın Değişmesi, İstanbul 1990, s. 165-170; a.mlf., Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1998, s. 350; Abdurrahman b. Hüseyin Âlü İsmâil, el-Leǿâli’l-behiyye fî keyfiyyeti’l-istifâde mine’l-kütübi’l-Ĥanbeliyye, Riyad, ts., s. 78-79; Eyyüp Said Kaya, Mezheblerin Teşekkülünden Sonra Fıkhî İstidlâl (doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 175-183.

Eyyüp Said Kaya  


MÜTEKĀRİB

(المتقارب)

Aruz sisteminde bir bahir.

Halîl b. Ahmed’in ortaya koyduğu vezinlerden olup onun sisteminde müttefik veya mütekārib denilen beşinci dairede birinci, klasik genel sıralamada on beşinci bahir olarak yer alır (DİA, III, 428; IV, 484). Tef‘ilelerinin birbirine benzemesi, her iki vetid arasında bir sebep ve her iki sebep arasında bir vetid bulunmasından kaynaklanan yakınlık ve benzerlik dolayısıyla mütekārib (birbirine yakın) kelimesiyle adlandırılmıştır (İbn Reşîķ el-Kayrevânî, I, 271; Hatîb et-Tebrîzî, s. 183; Mahmûd Fâhûrî, s. 31).

Mütekārib tef‘ileleri beşli (humâsî فَعُوْلُنْ) olan bahirlerdendir. Halîl b. Ahmed’in sisteminde tam ve sahih şekli “feûlün” (˘- -) tef‘ilesinin bir mısrada dört, bir beyitte sekiz defa tekrar edilmesidir. Uygulamada kullanılan bu tam şeklin bir aruzu ve dört darbı, her iki şatrın sonundaki cüzlerin düşmesiyle elde edilen ve tef‘ile sayısı altı olan meczû şeklin ise bir aruzu iki darbı vardır. Buna göre mütekārib bahrinin toplam iki aruz, altı darb tef‘ilesi teşekkül etmiş olur. Sekiz tef‘ileli beytin darb tef‘ilelerinde a) hafif sebebin son harfinin hazfi (kasr) ve kalan son harfin sâkin kılınması ile (فَعُوْلُنْ → فَعُوْلُ →) فَعُوْلْ: feûl (˘ =); b) son hafif sebebin hazfi ile (فَعُوْلُنْ → فَعُوْ) ve buradan da uygulamada (فَعَلْ) feal (˘-) tef‘ilesi; c) hafif sebebin hazfi, kalan mecmû vetidin son harfinin (و) hazfi ve kalan son harfin (ع) sâkin kılınması, yani hazf ve kat‘ işlemlerinin birlikte uygulanması (betr) ile (فَعُوْلُنْ → فَعُوْ → فَعُ →) فَعْ: fa‘ (-) şekilleri elde edilir.

Altı tef‘ileli beytin birinci şatrının son tef‘ilesi demek olan aruzunda hazf ile feal (˘-) ve ikinci şatrının son tef‘ilesi demek olan darbında a) hazf ile feâl (˘-); b) betr ile fa‘ (-) şekilleri elde edilir. Bu uygulama şöyle gösterilebilir:

A) Tam beyit: a) Aruzu ve darbı sahih: ˘- - / ˘- - / ˘- - / ˘- - // ˘- - / ˘- - / ˘- - / ˘- -. b) Aruzu sahih, darbı maksûr: ˘- - /˘- - /˘- - /˘- - //˘- - /˘- -/ ˘- - /˘= (feâl). c) Aruzu sahih, darbı mahzuf: ˘- - /˘- - /˘- - /˘- - //˘- - /˘- - / ˘- - /˘ - (feâl). d) Aruzu sahih, darbı ebter: ˘- - /˘- - /˘- - /˘- - //˘- - /˘- - / ˘- - / - (fa‘).

B) Meczû beyit: a) Aruzu ve darbı mahzuf: ˘- - /˘- - /˘ - (feâl) //˘- - /˘- - / ˘ - (feâl). b) Aruzu mahzuf, darbı ebter: ˘- - /˘- - /˘- (feâl) //˘- - /˘- - / - (fa‘).

Ayrıca gerek aruz gerekse haşivlerde (aruz ve darb dışındaki tef‘ilelerde) şu illet ve zihaf kaideleri uygulanabilir: a) Kabz ile feûlü (˘-˘), b) hazf ile feâl (˘-); c) nadiren ŝerm ile (kabz ve harm = mecmu vetidin ilk harfinin hazfi) fa‘lü (-˘).

Aruza dair klasik kitaplarda ve bunlara muhteva bakımından sadık kalan yeni eserlerde mütekārib bahrinin yukarıda sayılan vezinlerinin yanı sıra sanatkârların nazım tekniği açısından yaptıkları yenilikler de göz önüne alınarak yazılan eserlerde bu bahrin başka vezinleri de görülmektedir. Celâl el-Hanefî’nin örnekleriyle verdiği bu yeni vezinlerin başlıcaları şunlardır (el-ǾArûż, s. 191-208):

1. ˘- - /˘- - /˘- - /˘- - [˘-˘] //˘- - / ˘- - / ˘- - / ˘ = (feâl)

2. ˘- - /˘-˘ / -˘- /˘- - [˘-˘] //˘- -/ ˘- - / ˘- - / ˘ - (feâl)

3. ˘- - /˘- - /˘- - /˘- - [˘-˘]//˘- -/ ˘- - / ˘- - / ˘-

4. ˘- - /˘- - /˘- - /˘- //˘- - /˘- - / ˘- - /˘ - -

5. ˘- - /˘- - /˘- - /˘- //˘- - /˘- - / ˘- - / ˘- [˘ =]

6. ˘- - /˘- - /˘- - //˘- - /˘- - /˘- -

7. ˘- - /˘- - /˘- - //˘- - /˘- -

8. ˘- - /˘- - /˘- - [˘-˘], [˘-] //˘- - / ˘- - / ˘-

9. ˘- - /˘- - /˘- - /˘- - [˘-] //˘- - / ˘- - / ˘- - -

10. ˘- - /˘- - /˘- //˘- - /˘ - - -

Kadîm şairler tarafından da kullanılan mütekārib bahrinde kısa ve tek tef‘ilenin tekrarı sebebiyle ritmin seri oluşu yanında mûnis bir nitelik de göze çarpar. Bundan dolayı çağımız şairlerinin kahramanlıkla ilgili şiirlerde ve marşlarda çokça rağbet ettikleri bir vezindir (Mahmûd Fâhûrî, s. 34 vd.). Türk şiirinde bahrin “feûlün / feûlün / feûlün / feûlün” ile “feûlün / feûlün / feûlün / feûl” şekilleri daha çok kullanılmıştır. Bunların yanında az kullanılsa da bir tef‘ilesi düşürülerek üç feûlün ve iki feûlün bir feûl şekline de rastlanmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA:

Kāmus Tercümesi, I, 428-429; İbn Abdürabbih, el-Ǿİķdü’l-ferîd, V, 474-477; İsmâil b. Hammâd el-Cevherî, Kitâbü ǾArûżi’l-varaķa (nşr. Sâlih Cemâl Bedevî), Mekke 1406/1985, s. 55 vd., 88-90; İbn Reşîķ el-Kayrevânî, el-ǾUmde (nşr. Muhammed Karkazân), Beyrut 1408/1988, I, 269-294; Hatîb et-Tebrîzî, el-Vâfî fi’l-Ǿarûż ve’l-ķavâfî (nşr. Ömer Yahyâ - Fahreddin Kabâve), Dımaşk 1399/1979, s. 183-197; İbn Ebû Şeneb, Tuĥfetü’l-edeb, Paris 1954, s. 87-93; Safâ Hulûsî, Fennü’t-taķŧîǾi’ş-şiǾrî ve’l-ķāfiye, Beyrut 1966, s. 183-193; Celâl el-Hanefî, el-ǾArûż, Bağdad 1398/1977-78, s. 187-214; Abdürrızâ Ali, el-ǾArûż ve’l-ķāfiye, Musul 1409/1989, s. 87-96; Mahmûd Fâhûrî, Sefînetü’ş-şuǾarâǿ, Halep 1410/1990, s. 31-36; Gotthold Weil, “Arûz”, İA, I, 626, 642; a.mlf., “ǾArūđ”, EI² (İng.), I, 670, 673, 674, 675, 677; Nihad M. Çetin, “Arûz”, DİA, III, 428-430; a.mlf., “Bahir”, a.e., IV, 484.

Tevfik Rüştü Topuzoğlu  


MÜTEKĀRİBÜ’l-HADÎS

(bk. MUKĀRİBÜ’l-HADÎS).  


MÜTEKAVVİM

(المتقوّم)

Dinen yararlanılması mubah olan veya bilfiil ihraz edilmiş mal anlamında fıkıh terimi

(bk. MAL).  


MÜTEKEBBİR

(المتكبّر)

Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.

Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber kökünün “tefe‘‘ul” kalıbından türeyen mütekebbir “büyük, ulu” anlamına gelir. Ebû İshak ez-Zeccâc, mütekebbir kelimesinin masdarını teşkil eden tefe‘‘ul kalıbının “insanın kendisinde bulunmayan bir niteliği varmış gibi göstermesi” şeklinde bir özellik taşıdığını belirtir. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî de



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir