TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MÜNTAKIM ::.

cilt: 32; sayfa: 24
[MÜNTAKIM - Bekir Topaloğlu]


Lisânü’l-ǾArab, “nķm” md.). Râgıb el-İsfahânî, bir davranışı ve onun sahibini beğenmeyip yadırgamanın tepkisinin dille olabileceği gibi eylemle de gerçekleşebileceğini söyler (el-Müfredât, “nķm” md.).

“Nakm” kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de on üç yerde Allah’a nisbet edilmektedir. Bunların altısı fiil kalıbında, dördü “zü’ntikām” (suçlunun Hakkından gelen), üçü de müntakım şeklindedir. Züntikām nitelemeleri azîz (yenilmeyen yegâne galip) ismiyle birlikte kullanılmış ve iki isim muhteva bakımından birbirini tamamlamıştır. Müntakım biçimindeki kullanılışlar da tâzim için çoğul sîgasıyla gelmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “nķm” md.). Müntakım ismi Tirmizî’nin rivayet ettiği esmâ-i hüsnâ listesinde yer almış (“DaǾavât”, 82) ve İbn Hacer’in Kur’an’dan derlediği doksan dokuz isme dahil edilmiştir (DİA, XI, 408). Hz. Peygamber’in, kendi şahsına yönelik kötü davranışlardan ötürü kimseyi cezalandırmadığını, ancak Allah’ın açıkça yasakladığı şeylerin çiğnenmesi durumunda cezalandırma cihetine gittiğini bildiren ve birçok muhaddis tarafından rivayet edilen hadiste de nakm kavramı zât-ı ilâhiyyeye izâfe edilmiştir (meselâ bk. Buhârî, “Menâķıb”, 23, “Edeb”, 80; Müslim, “Feżâǿil”, 77-79). Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Resûlullah’ın dualarından biri şöyledir: “Allahım! Lutfettiğin nimetlerin son bulmasından, ihsan ettiğin sağlık ve âfiyetin mahiyet değiştirmesinden, azabının ansızın gelmesinden ve gazabını celbeden bütün davranışlardan sana sığınırım” (Müslim, “Źikir ve’d-duǾâǿ”, 96; Ebû Dâvûd, “Vitir”, 32).

Nakm veya intikam kavramı Allah’a nisbet edildiğinde içeriğine iki önemli unsurun ilâve edilmesi gerekir. Bunlardan biri suçluyu cezalandırmadan önce çeşitli yollarla uyarmak, yanlış davranışından vazgeçmesi için ona imkân tanımak ve zaman vermektir (Gazzâlî, s. 151). İkincisi de Cenâb-ı Hakk’ın müminlerden ibaret olan dostlarını cezalandırmaması, düşmanlarından intikam alırken de bunu kendisi için değil zulme uğrayan dostları için yapmış olmasıdır. Zira Allah, dostlarının intikamını düşmanlarından alandır (Mâtürîdî, vr. 71a; Kuşeyrî, s. 85). Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’nin de ifade ettiği gibi bir kimseye yardım edip zafer verme, bir diğerine gazap ederek cezalandırma çerçevesindeki ilâhî fiillerin sebep ve amacı Allah’ın zâtına değil başkalarına yöneliktir. Bu tür olumlu ve olumsuz kavramların zât-ı ilâhiyyeye nisbeti iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma hususunda etkili vasıtaların kullanılması hedefine bağlıdır (İbn Fûrek, s. 49).

Allah’a nisbet edilen intikam kavramında psikolojik tatmin unsuru bulunmaz. Çünkü O’nun cezalandırmasının amacı kişiyi ıslah etmek, toplumun düzenini sağlamak ve adaleti tesis etmektir. Esmâ-i hüsnâ hadisi içinde müntakım isminin tevvâb ile afüv ve raûf isimleri arasında yer alışı dikkat çekicidir (DİA, II, 485). Allah’ın fiilî sıfatları arasında yer alan müntakım adl, hakem, azîz ve muksıt isimleriyle anlam yakınlığı içinde bulunur.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nķm” md.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “nķm” md.; Lisânü’l-ǾArab, “nķm” md.; M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “nķm” md.; Buhârî, “Menâķıb”, 23, “Edeb”, 80; Müslim, “Źikir ve’d-duǾâǿ”, 96, “Feżâǿil”, 77-79; Ebû Dâvûd, “Vitir”, 32; Tirmizî, “DaǾavât”, 82; Zeccâc, Tefsîrü esmâǿillâhi’l-ĥüsnâ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Beyrut 1395/1975, s. 62; Mâtürîdî, Teǿvîlâtü’l-Ķurǿân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 71a; Hattâbî, Şeǿnü’d-duǾâǿ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Dımaşk 1404/1984, s. 90; İbn Fûrek, Mücerredü’l-Maķālât, s. 49, 55; Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Esmâǿ ve’ś-śıfât, Kayseri Raşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. 203b-204a; Kuşeyrî, et-Taĥbîr fi’t-teźkîr (nşr. İbrâhim Besyûnî), Kahire 1968, s. 85; Gazzâlî, el-Maķśadü’l-esnâ (Fazluh), s. 151, 174; Bekir Topaloğlu, “Allah”, DİA, II, 485; a.mlf., “Esmâ-i Hüsnâ”, a.e., XI, 408.

Bekir Topaloğlu  


MÜNTASIR-BİLLÂH

(المنتصر بالله)

Ebû Ca‘fer (Ebü’l-Abbâs, Ebû Abdillâh) el-Müntasır-Billâh Muhammed b. Ca‘fer el-Mütevekkil-Alellāh el-Abbâsî (ö. 248/862)

Abbâsî halifesi (861-862).

22 Rebîülâhir 223’te (23 Mart 838) Sâmerrâ’da doğdu. Halife Mütevekkil-Alellah’ın oğludur. Annesi Hubşiyye adlı (Taberî, IX, 254) Rum asıllı bir câriyedir. 235’te (849-50) babası tarafından birinci veliaht ilân edildi ve aynı yıl İnak et-Türkî’nin öldürülmesinin ardından Mısır valiliğine gönderildi. Daha sonra yerine ona vekâleten Feth b. Hâkān el-Fârisî getirildi (242/856).

Halifeliğinin son zamanlarında babasının Feth b. Hâkān ve Ubeydullah b. Yahyâ’nın tesiriyle kendisini veliahtlıktan uzaklaştırıp kardeşi Mu‘tezz’i birinci veliaht tayin etmek istemesinden rahatsız olan Müntasır, Boğa es-Sagīr, Vasîf b. Süvâr Tegin et-Türkî ve Otamış gibi Türk kumandanları ile iş birliği yaparak babasını ve Feth b. Hâkān’ı ortadan kaldırdı (4 Şevval 247 / 11 Aralık 861). Ertesi gün Vezir Ahmed b. Hasîb kumandanlar, kâtipler ve ileri gelen devlet adamlarıyla yaptığı toplantıda halifenin Feth b. Hâkān tarafından öldürüldüğünü, Müntasır’ın da onu öldürttüğünü söyledi ve Müntasır’a biat edilmesini istedi. Başta Ubeydullah b. Yahyâ b. Hâkān olmak üzere herkes biat etti. Müntasır’ın halife olmasına muhalefet eden grupların çıkardığı olaylar kısa sürede bastırıldı.

Ahmed b. Hasîb, yeni halifeyi Türk kumandanlarına karşı uyararak özellikle Vasîf b. Süvâr Tegin’i merkezden uzaklaştırmasını istedi. Halife de Vasîf’i Bizans topraklarına gazâya göndermeye karar verince onu çağırtıp Bizans’ın Sugūr ve Avâsım’a saldırmak için hazırlık yaptığını, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde bunların İslâm ülkelerine girerek müslüman halkı esir alıp öldüreceğini söyledi. Müzâhim b. Hâkān kumandasındaki 12.000 kişilik orduyu emrine verdi; ayrıca Bağdat’ta bulunan Muhammed b. Abdullah b. Tâhir’e haber gönderip halkı gazâya teşvik etmesini bildirdi. Vasîf’e Sugūr ve Avâsım’da dört yıl kalarak akınlarını sürdürmesini söyleyen halife, böylece hem içeride veziriyle kumandanlar arasındaki muhtemel bir çatışmayı önlemiş hem de Bizans saldırılarına karşı tedbir almış oluyordu.

Türk kumandanları ile Ahmed b. Hasîb, ikinci veliaht Mu‘tez ile üçüncü veliaht İbrâhim el-Müeyyed’in ileride hilâfet makamına geçmesinden endişe ediyordu. Bu yüzden her iki kardeşin de veliahtlıktan azledilmesini istediler. Müntasır, baskılar karşısında iki kardeşinden de veliahtlıktan feragat ettiklerine dair birer belge aldı. Mu‘tez başlangıçta buna razı olmadıysa da Türk kumandanların tehdidi karşısında kabul etmek zorunda kaldı (23 Safer 248 / 28 Nisan 862). Bu olaydan sonra Ebü’l-Amûd eş-Şârî adlı bir âsi Yemen, Bevâzîc ve Musul’da isyan etti. Benî Rebîa ve Kürtler de bu isyan hareketine katılarak onu desteklediler. Halife, Sîmâ et-Türkî kumandasında sevkettiği birliklerle isyanları bastırdı. Âsi lider Ebü’l-Amûd eş-Şârî yakalanıp halifenin huzuruna getirildi.

Halife Müntasır-Billâh 25 Rebîülevvel 248’de (29 Mayıs 862) hastalandı ve 4 Rebîülâhir’de (7 Haziran) Sâmerrâ’da vefat etti. Altı ay kadar hilâfet makamında kalan Müntasır’ın cenaze namazını Ahmed b. Muhammed b. Mu‘tasım-Billâh kıldırmış ve annesi tarafından yaptırılan Kubbetü’s-suleybiyye’de defnedilmiştir. Kabri belli olan ilk halife olduğu söylenir (Taberî,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir