TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MUVAHHİDLER ::.

cilt: 31; sayfa: 411
[MUVAHHİDLER - Mehmet Özdemir]


istemeyen şehirlilerin gösterdiği şiddetli direnç ve bazan Kastilyalılar’ın, bazan da Abdülvâdiler’in verdiği destek sayesinde Muvahhidler, Merînîler’in başşehir Merakeş’e ulaşmalarını bir süre geciktirdiler, fakat 660’tan (1262) itibaren sıkı bir kuşatmanın ardından 668’de (1269) şehre girmelerini engelleyemediler. Böylece Muvahhidler Devleti son bulurken bu sırada Tinmellel’e çekilmiş olan liderleri de ele geçirilerek idam edildi.

Muvahhidler hareketi asıl desteğini İbn Tûmert’in mensubu bulunduğu Masmûdeli kabilelerden almakla birlikte teşkilâtta din faktörünün asabiyet faktöründen daha önemli olduğu görülür. Baştan itibaren devlet başkanlığı el-meclisü’l-âlî gibi bazı istişarî organların varlığına rağmen saltanata dönüştü ve daha geleneksel bir idarî yapılanma tercih edildi. Devlet işlerinde umumiyetle Hz. Peygamber’in yönetim usulü örnek alınıyor, halifeler için temel meşruiyet kaynağını İbn Tûmert’e nisbet edilen vasiyet teşkil ediyordu. Halifelerin tuğrası “el-hamdü lillâhi vahdeh” idi. Halifeler haftanın belli günlerini halkın şikâyetlerini dinlemeye ayırmaktaydı. Usre ve Eşyâh denilen önde gelen liderler beğenmedikleri halifeyi azletme yetkisine sahiptiler. Başlangıçta çok sade olan saray protokolü sonraları Endülüs’ün etkisiyle daha şatafatlı ve karmaşık bir yapıya büründü. Devlet teşkilâtında Dîvânü’l-inşâ ve Dîvânü’l-ceyş önemli görevler ifa etmekteydi. Halifelerin merasimleri ve resmî yazışmaları Dîvânü’l-inşâ’nın görev alanını oluşturmaktaydı. Dîvânü’l-ceyş kendi içinde Dîvânü’l-asker ve Dîvânü’t-temyîz adıyla iki kısma ayrılmıştı. Askerlerin sayısı ve ihtiyaçları birinci kısmın, orduya alınacakların sınavdan geçirilmesi ve “muvahhid” olduğuna karar verilenlerin kaydedilmesi ikinci kısmın görevleri arasında yer alıyordu. Masmûdeli kabilelerden başka Kûmye ve Sanhâce’nin bazı kolları da ordu içinde önemli bir güç teşkil ediyordu. Ayrıca diğer etnik grupların mensuplarından, gönüllü mücahidlerden ve yıkılış sürecinde ücretli hıristiyan askerlerden oluşan farklı unsurlar da vardı. “Mahzen” adı verilen idarî sistem gerçek anlamda Muvahhidler döneminde kurulmuştur (bk. MAHZEN).

Bütün imparatorluklarda olduğu gibi Muvahhidler Devleti de farklı etnik unsurları ve dinleri içinde barındıran bir yapıya sahipti. Berberîler, Araplar, Müvelledler, Oğuzlar (Guz), Sakālibe, Sudanlılar başlıca etnik unsurlardı. Berberîler Sanhâce, Masmûde ve Zenâte şeklinde üç ana kola ayrılmıştı. Bunlardan İbn Tûmert’in mensubu bulunduğu Herga’yı da içine alan Masmûde nüfusun aslî unsurunu ve çoğunluğunu oluşturmaktaydı. Muvahhid tarihinde önemli bir yere sahip olan bir başka topluluk ise Abdülmü’min el-Kûmî’nin mensubu olduğu Zenâte’den Kûmye idi ve birçok Kûmyeli Abdülmü’min tarafından Merakeş’e getirilip orduda görevlendirilmişti. Toplumsal hayatta Arap, Berberî ve Müvelled kökenlerine rağmen kendilerine sadece Endülüslü diyen ve daha yüksek bir kültür ve medeniyet seviyesine sahip bulunan kimselerin önemli bir yeri vardı. Yönetimde, mimaride, güzel sanatlarda ve bilimde görülen Endülüs medeniyetinin tesirlerini Kuzey Afrika’ya Fas, Merakeş, Tunus ve Bicâye gibi şehirlerde yaşayan bu göçmenler taşımıştır. Muvahhidler iktidarı ele geçirdiklerinde toplumun büyük çoğunluğunu teşkil eden müslümanlar arasında yahudi ve hıristiyanlar da bulunuyordu. Mansûr döneminde Mağrib’de ve Endülüs’teki Muvahhid ordularında hıristiyan askerlere yer verilmiş, hatta onlar için Merakeş’te bir kilise yaptırılmıştı. Muvahhidler zamanında özellikle Endülüs bölgesine deniz nakliyeciliği yapıldı ve güçlü donanmalarla Batı Akdeniz bölgesi kontrol altında tutuldu. İbn Haldûn, Muvahhidler’in donanmayı o zamana kadar bilinen en mükemmel duruma getirdiklerini söyler.

Abdülmü’min tarafından başlatılan bir uygulamayla, Muvahhid çatısı altında toplanan her müslüman erkeğin İbn Tûmert’in akîdeye dair risâlelerindeki görüşleri öğrenmesi zorunluluğu getirilmişti. Bu eğitim dışında camilerde ve medreselerde farklı bilim dallarında Arapça olarak daha üst seviyede öğretim yapılıyordu. Muvahhidler döneminde tefsir ve kıraat başta olmak üzere ilme büyük önem verilmiştir. Harâllî, Ebü’l-Haccâc Yûsuf b. İmrân el-Mezdagī ve Ebü’l-Abbas Ahmed b. Fertût es-Sülemî ile Abdülcelîl b. Mûsâ el-Kasrî tefsirin, Ebû Bekir Yahyâ b. Muhammed el-İşbîlî ve Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Belensî gibi Endülüs kökenli âlimler kıraat ilminin gelişmesine önemli katkıda bulundular. İbn Tûmert’in Kur’an ve Sünnet’e dönüş çağrısı yapmasının bir sonucu olarak Muvahhid yöneticileri Endülüslü muhaddislerin Mağrib’e gelmesini teşvik edip hadis çalışmalarının canlanmasını sağladılar. İbn Dihye el-Kelbî, İbnü’l-Kattân el-Mağribî, Abdülcelîl b. Mûsâ el-Kasrî ve Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed el-Murâdî el-Fâsî gibi hadis âlimleri yetişti. İbn Tûmert’in fıkhî hükümlerin doğrudan Kur’an ve Sünnet’ten çıkarılmasına dair görüşleri Me’mûn dönemine kadar halifeler tarafından devlet politikası olarak takip edildi. Bu politika uyarınca Abdülmü’min ve Mansûr devirlerinde Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaştıkları gerekçesiyle Mâlikî fakihlerinin fürûa dair eserlerinin yakılması için emirnâmeler çıkarıldı. Fıkıhta Zâhirîliğin yöntemi tercih edildi ve bu alanda Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Belensî el-Fâsî, Ebû İshak İbrâhim b. Ahmed el-Fâsî, İbn Dihye el-Kelbî gibi fakihler yetişti. Ancak Muvahhidler’in fürû meselesindeki politikasına rağmen Mağrib ve özellikle Endülüs’te Mâlikîlik varlığını korudu. Kelâm ilmi alanında da bir canlanma oldu; Eş‘arîliğin ve kısmen Mu‘tezile’nin görüşleri daha rahat tartışılır hale geldi ve yayıldı. Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Endelüsî, Ebû Amr Osman b. Abdullah el-Kaysî, İbnü’l-Kettânî (Muhammed b. Abdülkerîm el-Fendlâvî), Ebü’l-Haccâc Yûsuf b. Abdüssamed el-Fâsî hem fıkıh usulünde hem kelâm alanında temayüz etti. Muvahhidler döneminde felsefe de yöneticilerin himayesine mazhar olan ilim dallarındandı. İslâm felsefesinin son büyük temsilcilerinden İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’ün en değerli çalışmalarını Muvahhid sarayında vermeleri tesadüfî değildir. Tasavvuf bir kısım fukahanın karşı çıkmasına rağmen etkisini güçlü biçimde hissettirdi. Medyeniyye tarikatının kurucusu Ebû Medyen ve tasavvufun Kuzey Afrika’daki en büyük temsilcilerinden biri ve Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin şeyhi olan Abdüsselâm b. Meşîş el-Hasenî halifelerden ilgi ve saygı gördü. Siyer konusunda özellikle Hz. Peygamber’in doğumu hakkında Mağrib’de bu devirde Ebü’l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Hüseyin es-Sebtî el-Azefî’nin



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir