TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - The MUSLIM WORLD ::.

cilt: 31; sayfa: 272
[The MUSLIM WORLD - Ali Köse]


Meselâ 1919’da bir başyazıda (Charles T. Riggs, MW, IX [1919], s. 68-76), artık bağımsız bir Türkiye’nin bulunmadığı, Osmanlı Türkleri’nin de bittiği, bölgede Arap döneminin başladığı ve devrin bundan böyle milliyetçilik devri olduğu yazılıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllardaki makalelerin ise açık bir şekilde Türkiye’yi diğer müslüman toplumların gözünden düşürme hedefini güttüğü görülmektedir. Bu yıllarda Türkiye üzerine dikkat çeken bir başka yazı grubunu da Ermeni meselesi hakkındaki makaleler oluşturmaktadır. İslâm dünyasını kendi içinden değerlendiren yazılar daima problem teşkil eden konuları ele almıştır. Öte yandan her sayıda misyonerlik haberlerine müstakil bir bölüm ayrılmış ve Afrika’dan Uzakdoğu’ya kadar yürütülen faaliyetler derginin sayfalarına taşınmıştır; bu arada hıristiyan yapılan kişilerin isim listeleri, bazan da resimleri yayımlanmıştır. Dergi bu dönemde hıristiyanları misyonerliğe teşvik eden bir politika da uygulamıştır; meselâ Clair Tisdall imzalı bir yazıda (MW, VII [1917], s. 394-401) misyoner olmak isteyenler Londra’daki The London School of Oriental Studies isimli okula davet edilmektedir. Fazla olmamakla birlikte bazı makalelerin müslümanlara Hıristiyanlığı tanıtma hedefini güttüğü görülür.

Derginin 1950’li yıllardan 1960’lı yılların ortalarına kadar süren ikinci döneminde hedefler yine çok fazla değişmemekle birlikte vurgu ve söylemde değişiklik meydana geldiği görülmektedir. Meselâ 1951’de yardımcı editör olarak görev yapan Murray Titus, kaleme aldığı bir başyazıda “Mohammedan” kelimesinden vazgeçerek “Müslüman dostlarıma ...” başlığını kullanmıştır. Bu dönem, Batılı şarkiyatçıların kendi çalışmalarının strateji ve hedeflerini gözden geçirmeye niyetli olduklarını gösteren bir süreçtir ve bunun izlerini dergide görmek mümkündür. O yıllarda Peter Avery, Kenneth Cragg, Wilfred Cantwell Smith, Sir Hamilton A. R. Gibb ve George Fadlo Hourani gibi şarkiyatçılar gerek makaleleriyle gerekse yayın kurulu üyelikleriyle dergiye katkıda bulunmuşlardır.

1960’ların sonlarında başlayıp günümüzde devam eden üçüncü dönemde misyonerlik hedefi pek gözetilmemekte ve artık müslüman yazarların makalelerine de yer verilmektedir. Yayın kurulunda Montgomery Watt gibi İslâm’a ılımlı yaklaşan şarkiyatçıların bulunduğu bu süreç, dergiyi 1990’lı yıllardan itibaren yayın kuruluna müslüman akademisyenlerin de alındığı ve Muhammed Hamîdullah gibi araştırmacıların makalelerinin yayımlandığı bir sonuca götürmüştür. Derginin misyoner bakış açısından vazgeçtiğinin en belirgin göstergesi kapaktaki alt başlıkta yer alan, “İslâm’a ve hıristiyan-müslüman ilişkilerine dair araştırmaları içerir” tanıtım cümlesidir.

BİBLİYOGRAFYA:

The Muslim World, I. -, Hartford 1911-; Ulrich’s International Periodicals Directory 1992-93, New Providence 1992, II, 4220.

Ali Köse  


MUSTAFA I

(مصطفى)

(ö. 1048/1639)

Osmanlı padişahı (1617-1618, 1622-1623).

Muhtemelen 1000 (1591-92) yılında babası III. Mehmed’in Saruhan sancak beyi olarak bulunduğu Manisa’da doğdu. Abaza asıllı olan annesinin adı bilinmemektedir. Babasının 1003’te (1595) tahta cülûs için Manisa’dan ayrılmasının ardından diğer kardeşleriyle birlikte İstanbul’a götürüldü. İlk temel eğitimini sarayda aldı. Kendisinden birkaç yaş büyük olan kardeşi Ahmed’in on dört yaşında tahta çıkması üzerine hânedanın geride kalan tek erkek üyesi olduğu ve yeni padişahın henüz bir erkek vârisi bulunmadığından hayatına dokunulmadı. Bunda III. Mehmed’in on dokuz kardeşini katlettirmesinin nefretle karşılanmasının da etkisi vardır. Daha sonra padişahın oğulları dünyaya gelince hayatı tehlikeye girdiyse de o sırada saraydaki siyasî çekişme yanında şehzadelerin küçük yaşta olması ve daha o yıllarda beliren aklî zafiyeti sebebiyle kendisine yönelik bir harekete girişilmedi. Bazı yabancı kaynaklarda I. Ahmed’in onu birkaç defa öldürtmeye teşebbüs ettiği fakat vazgeçtiği kaydedilir. Venedik elçisi Contarini’nin 1612 tarihli bir raporunda padişahın bu niyetini ilkinde âniden rahatsızlanması, ikincisinde büyük bir fırtına patlak vermesiyle ertelediği belirtilir. Bu dönemde onun sarayda çok sıkı gözetim altında tutulması psikolojik durumunu daha da sarsmış, aklî dengesinin bütünüyle bozulmasına yol açmıştır.

I. Ahmed’in beklenmedik şekilde genç yaşta vefatı Mustafa’ya taht yolunu açtı. Kaynaklarda, Şeyhülislâm Hocazâde Esad Efendi’nin geçerli veraset usulünün dışına çıkarak kaymakam Sofu Mehmed Paşa ile birlikte diğer devlet ileri gelenlerini de yanına çekip I. Ahmed’in büyük oğlu Osman dururken kardeşini tahta çıkartması mevcut saltanat sisteminde bir değişme olarak yorumlanmış ve şiddetle eleştirilmiştir. Dönemin tarihçilerinden Mehmed b. Mehmed Edirnevî, “ehl-i ilimde tecrübesiz ve sâdedil” olan şeyhülislâmın gayretleri sonucu kararın ittifâkla alındığını, ancak Osmanlı veraset sisteminde tahtın kardeşe değil oğula mahsus bulunduğunu belirtir (Mehmed b. Mehmed er-Rûmî (Edirneli)’nin Nuhbetü’t-tevârîh ve’l-ahbâr’ı, II, 16). Peçuylu İbrâhim ise yetişkin bir şehzade varken bir çocuğun tahta çıkarılmasının halk arasında iyi karşılanmayacağı düşüncesiyle hareket edildiğini ve Kızlar Ağası Mustafa Ağa’nın kendi çıkarı için aklen zayıf olan Mustafa’nın ileride düzelebileceği yolunda telkinlerle cülûs kararını etkilediğini yazar (Târih, II, 360-361). Ayrıca I. Ahmed’in zevcelerinden Kösem Sultan’ın kendi oğullarına taht yolunu açmak için Osman’ın padişahlığını engellemek maksadıyla Mustafa’yı tahta çıkaran grubun içinde yer aldığı rivayet edilir.

23 Zilkade 1026 (22 Kasım 1617) Çarşamba günü tahta oturan I. Mustafa cuma günü Eyüp’e giderek burada kılıç kuşandı. Hazineden 100 kese tutarında altın cülûs



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir