TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MUÎD AHMED EFENDİ ::.

cilt: 31; sayfa: 88
[MUÎD AHMED EFENDİ - Mehmet İpşirli]


kurdu. Onun ileride yükselmesinde bu dostluğun önemli rolünün bulunduğu anlaşılmaktadır. Rebîülevvel 1043’te (Eylül 1633) Edirne ve Receb 1045’te (Aralık 1635 - Ocak 1636) İstanbul kadılıklarına getirildi.

Zilkade 1046’da (Nisan 1637) Anadolu kazaskerliğine tayin edilen Ahmed Efendi, IV. Murad’ın Bağdat seferine katılmak üzere hazırlık yaptığı sırada cereyan eden bir olay yüzünden azledildi (5 Muharrem 1048 / 19 Mayıs 1638). Kaynaklara göre, ordu Üsküdar’da iken Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’den mülâzemet almış olan Molla Hüseyin adlı bir kişi medreseye tayini için Rumeli kazaskerine dilekçeyle başvurmuş ve Rumeli kazaskeri divanında hakkı olan medresenin kendisine verilmediğini yüksek sesle söylemiş, Ahmed Efendi de sinirlenerek azarladığı bu müderris adayının kendisine karşılık vermesi üzerine onu değnekle dövmüştü. Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, talebesine böyle muamele edilmesinden dolayı üzülmüş, bu gelişmeleri öğrenen IV. Murad ilim erbabına daha nazik davranılmasını, şikâyetlerinin dikkate alınmasını bildirmek üzere musâhibi Hüseyin Paşa’yı Ahmed Efendi’ye göndermiş, Ahmed Efendi ise kendisinin ilmiye ricâlinin tayin ve azli konusunda kurallara hassasiyetle uyduğunu, kimsenin iltimasıyla ve rüşvetle iş yapmadığını sert bir üslûpla ona bildirmiş, paşa da bu cevabı abartılı bir şekilde IV. Murad’a arzetmişti. Bu durum üzerine Ahmed Efendi, görevden alınıp kadılık ve müftülük verilerek Belgrad’a yollanmıştı (Kâtib Çelebi, II, 193; Naîmâ, III, 312-314).

Ahmed Efendi’nin mâzuliyet dönemi kısa sürdü. Zilkade 1049’da (Mart 1640) ikinci defa Anadolu kazaskeri, Cemâziyelevvel 1051’de (Ağustos 1641) ikinci defa Rumeli kazaskeri oldu. Rebîülevvel 1054’te (Mayıs 1644) emekliye sevkedildi. Emekliliği döneminde katıldığı bir mevlid cemiyeti sırasında gelişen olaylar ona şeyhülislâmlık yolunu açtı. Naîmâ’nın belirttiğine göre törende, Anadolu kazaskeri olan Cinci Hüseyin Efendi ilmiye teşrifatına aykırı olarak Muîd Ahmed Efendi’nin üst tarafına oturmuş, bundan rahatsızlık duyan Ahmed Efendi, hâmisi Sadrazam Sultanzâde Mehmed Paşa’ya şikâyette bulunmuş, sadrazam da bunun ancak şeyhülislâm olmakla hallolacağını söylemiştir. Bunun üzerine Ahmed Efendi paraya büyük zaafı olan Sultanzâde’ye 70 kese vermiş, Sultanzâde onu şeyhülislâm yapmayı başaramamışsa da Silâhdar Yûsuf Paşa’ya tavsiyede bulunmuştur. Ahmed Efendi 30 kese de Yûsuf Paşa’ya vermiş ve sonunda şeyhülislâm olmuştur (Târih, IV, 72-73). 29 Zilkade 1055’te (16 Ocak 1646) Ebûsaid Mehmed Efendi’nin yerine şeyhülislâmlığa getirilen Ahmed Efendi (a.g.e., IV, 164), 20 Rebîülevvel 1057’de (25 Nisan 1647) ölümüne kadar bir yıl üç ay on gün meşihat makamında kaldı. Vecîhî ve Naîmâ’nın eserlerinde 20 Muharrem olarak verilen ölüm tarihi yanlıştır. Sağlığında evinin yakınında inşasına başlanan medrese vasiyeti üzerine ölümünden kısa bir süre sonra tamamlandı ve yanında yaptırılan türbeye defnedildi. Ahmed Efendi’nin kararlı bir kişi olduğu, birçok haksızlığa karşı koyduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Çağdaşı Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi de onun hakkında genellikle olumlu ifadeler kullanır.

Muîd Ahmed Efendi’nin yaptırdığı medrese, Fâtih Camii’nin Haliç tarafında Kadı Çeşmesi sokağı başında yer almakta olup odalarından sadece biri günümüze kadar gelebilmiştir. 1869 yılındaki tesbite göre medresede bir dersiâm görev yapmakta ve on sekiz talebe ders görmekteydi; 1918’de yangınlarda evleri yananların ikametine tahsis edilmişti (Kütükoğlu, s. 197).

BİBLİYOGRAFYA:

Topçular Kâtibi Abdülkādir (Kadrî) Efendi Tarihi (haz. Ziya Yılmazer), Ankara 2003, II, 1036, 1052, 1069, 1157; Kâtib Çelebi, Fezleke, II, 193; Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Ravzatü’l-ebrâr Zeyli (haz. Nevzat Kaya), Ankara 2003, s. 37, 126; Vecîhî Hasan, Târih (nşr. Bugra Atsız, Das Osmanische Reich um die Mitte des 17. Jahrhunderts içinde), München 1977, vr. 33a; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 19; Naîmâ, Târih, III, 263, 311-314, 418, 433; IV, 71-73, 74, 111, 164, 214, 222; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 137-138; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 220; Hammer (Atâ Bey), X, 35; Devhatü’l-meşâyih, s. 52-54; Sicill-i Osmânî, IV, 504; İlmiyye Salnâmesi, s. 453-455; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 466-467; Danişmend, Kronoloji2, V, 123; Mübahat S. Kütükoğlu, XX. Asra Erişen İstanbul Medreseleri, Ankara 2000, s. 31, 196-197; Zeyneb Ahunbay, “Muid Ahmed Efendi Medresesi”, DBİst.A, V, 596-597.

Mehmet İpşirli  


MUÎN el-MİSKÎN

(معين المسكين)

Muînüddîn el-Miskîn Muhammed Emîn b. Şerefiddîn el-Hâc Muhammed el-Ferâhî el-Herevî (ö. 907/1501-1502)

Hadis âlimi, vâiz ve kadı.

Hayatına dair çok az bilgi vardır. Otuz bir yıl hadis tahsil ettiği ve bu süre içinde cuma günleri Herat Camii’nde vaaz verdiği belirtilmiş, kırk yıl kadar süren vâizlik görevi yanında bir yıl kadar da Herat kadılığında bulunduğu ve bu vazifeden kendi isteğiyle ayrıldığı zikredilmiştir. İyi bir hattat olduğu bilinen Muîn 907’de (1501-1502) vefat etti ve Herat yakınlarında Hâce Abdullah-ı Herevî’nin türbesi civarında kardeşi Kadı Nizâmeddin Muhammed’in kabri yanına defnedildi. Ölüm tarihi 909 (1503) ve 911 (1505) olarak da kaydedilmiştir. Molla Miskîn diye tanınmasından dolayı aynı lakabı taşıyan Hanefî fakihi Muînüddin Muhammed b. Abdullah ile karıştırılmıştır.

Eserleri. 1. MeǾâricü’n-nübüvve* fî medârici’l-fütüvve. 866’da (1462) kaleme alınmaya başlanan ve daha sonra genişletilen bu Farsça eser 891’de (1486) tamamlanmıştır (Leknev 1292). Kitabı Celâlzâde Mustafa Çelebi Delâil-i Nübüvvet-i Muhammedî ve Şemâil-i Fütüvvet-i Ahmedî, Altıparmak Mehmed Efendi Meâricü’n-nübüvve Tercümesi (Altıparmak) adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1257). 2. Ĥadâǿiķu’l-ĥaķāǿiķ fî keşfi esrâri’d-deķāǿiķ. Bir bölümü tamamlanıp gerisinin müsvedde halinde kaldığı belirtilen Farsça bir tefsir olup Yûsuf sûresiyle ilgili bölümü, Ca‘fer Seccâdî tarafından Tefsîr-i Ĥadâǿiķu’l-ĥaķāǿiķ: Ķısmet-i Sûre-i Yûsuf adıyla yayımlanmıştır (Tahran 1346, 1364). 3. Aĥsenü’l-ķaśaś (Tefsîr-i Sûre-i Yûsuf) (Tahran 1278). Farsça olan eser yanlışlıkla Muînüddin Cüveynî’ye nisbet edilerek yayımlanmıştır. Mektebetü meclisi’n-nüvvâb’daki nüshanın da (nr. 789) Çiştî’ye izâfe edilmesi doğru değildir (Ali Şevvâh İshak, II, 104). 4. Baĥrü’d-dürer. Farsça-Arapça hacimli bir tefsir çalışmasıdır. Eserin Mülk sûresinden Kur’ân-ı Kerîm’in sonuna kadar olan bölümünü içine alan bir cildi günümüze ulaşmıştır (Âgā Büzürg-i Tahrânî, III, 38; Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1511). 5. Ravżatü’l-vâǾižîn fî eĥâdîŝi seyyidi’l-mürselîn. Kırk hadis türünde Farsça bir eser olup vâizlerin vasıfları, vaaz ve ilim meclisleri gibi konulara, ayrıca vaaz örneklerine yer verilmiştir (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1829, 1830). 6. MuǾcizât-ı Mûsevî (Târîħ-i Mûsevî ve Ķıśśa-i Mûsevî). Hz. Mûsâ’nın hayatına dair âyetlere ve yahudi efsanelerine dayanılarak kaleme alınan bir hikâye kitabıdır. 904’te (1498-99) tamamlanan eserin bir nüshası India Office’te kayıtlıdır (Ethé, Catalogue of Persian Manuscripts, I, 1547). 7. el-Vâżıĥa fî esrâri (tefsîri)’l-Fâtiĥa. Müellifin, iki bölüm halindeki bu Farsça eserin birinci bölümünde hamd kavramı üzerinde durduğu, ikinci bölümünde meâlden sonra



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir