TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MUHSÎ ::.

cilt: 31; sayfa: 46
[MUHSÎ - Bekir Topaloğlu]


Allah’a nisbet edildiğinde “gizli âşikâr her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen” mânasına gelir (İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ĥśy” md.; Lisânü’l-ǾArab, “ĥśy” md.). İbnü’l-Cevzî, ihsâ kavramının yer aldığı metinlerin bağlamından hareketle kelimenin Kur’an’da şu beş anlamda kullanıldığını söyler: “Zaptedip belirlemek, yazıp kaydetmek, güç yetirmek, saymak, bilmek” (Nüzhetü’l-aǾyün, s. 118-119).

İhsâ kavramı on bir âyette yer almakta, bunların beşinde mâzi sîgasıyla zât-ı ilâhiyyeye izâfe edilmektedir. Bu âyetlerde geçen ihsâ kavramının ilgi alanının var olan her yaratık (kâinat), insanlar ve onların iyi yahut kötü davranışlarından ibaret olduğu anlaşılmaktadır (M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “ĥaśy” md.). Mâtürîdî, insanların ortaya koyduğu bütün amelleri Allah’ın tek tek tesbit ettiğini bildiren âyette (el-Mücâdile 58/6) ihsânın bir tehdit ve uyarı içerdiğini söyler (Teǿvîlâtü’l-Ķurǿân, vr. 768b). İhsâ kavramı “bilmek” (ilim) mânasına alındığı takdirde Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde geçen ilim sıfatıyla birleşmiş olur (bk. ALÎM; İLİM). “Saymak” anlamındaki ad (add) kavramı bir âyette tek başına, bir âyette de ihsâ ile birlikte Allah’a izâfe edilmiştir (Meryem 19/84, 94).

Muhsî sadece Tirmizî’nin esmâ-i hüsnâ listesinde yer almaktadır (“DaǾavât”, 82). Hz. Peygamber’in baldızı Esmâ’dan rivayet edildiğine göre kendisi malî imkânlara sahip bulunduğunu söyleyerek Allah yolunda harcama yapıp yapmayacağını Resûlullah’a sormuş, Resûlullah da şu cevabı vermiştir: “Allah rızâsı için başkalarına yardımda bulun, hem de verirken inceden inceye hesapçı olma (ihsâ), aksi takdirde Allah da sana hesaplı bir şekilde lutufta bulunur” (Buhârî, “Hibe”, 15; Müslim, “Zekât”, 88).

Âlimler, “nicelik ve niteliği bilinmeyen bir şeyin bu özelliklerinin anlaşılması için sayılıp incelenmesi” gibi bir anlam taşıyan ihsâ kavramının Allah’a nisbeti açısından nasıl yorumlanacağı hususunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Allah’ın her şeyi bir bir saydığını ifade eden âyetin tefsirinde (el-Cin 72/28) ilâhî ilmin sayı altına girmiş olan her şeyi kuşattığı, hiçbir konunun bu ilme kapalı kalmadığı şeklinde bir yorum getirmiş (a.g.e., vr. 836b), Kādî Abdülcebbâr ile Gazzâlî de buna yakın bir yaklaşımı benimsemişlerdir (bk. bibl.). Halîmî, Allah’ın her şeyi tek tek saymasını, “miktarı fazla olan, peşpeşe olup biten ve sürekli biçimde konumları değişen nesne ve olayların yaratıklar tarafından bilinememesi gibi bir aczin O’ndan nefyedilmesi” mânasına almıştır (el-Minhâc, I, 198-199). Abdülkāhir el-Bağdâdî ihsânın içerdiği “sayma” anlamının zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilemeyeceğini, kavramın “hasy” ve “ihsâ” köklerinde bulunan “bilme” ve “güç yetirme” mânalarının daha uygun olduğunu kaydetmiştir (el-Esmâǿ ve’ś-śıfât, vr. 168b-169a).

Abdülkerîm el-Kuşeyrî muhsî ismini beşerî çerçevede olmasa da “sayma” mânasında kabul etmiş ve mistik bir yaklaşımla bunun insan üzerindeki etkisini şöyle anlatmıştır: Kişi, nefeslerinin Allah tarafından sayıldığını ve duyularının kontrol altında tutulduğunu bilirse Cenâb-ı Hakk’ın kendisine yakın olup onu gözetlediğini hisseder. Böylece mazhar kılındığı ilâhî lutufların sayılamayacak kadar çok olduğunu anlar ve zamanını bunların şükrünü eda etmekle geçirir; onun bu hali lutufların daha da artmasına vesile olur (et-Taĥbîr fi’t-teźkîr, s. 73). Muhsî Allah’ın zâtî isimleri içinde yer alır ve alîm, latîf, muhît, şehîd, kādir ve muktedir isimleriyle anlam yakınlığı içinde bulunur.

BİBLİYOGRAFYA:

İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ĥśy” md.; Lisânü’l-ǾArab, “ĥśy” md.; M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “ĥaśy” md.; Buhârî, “Hibe”, 15; Müslim, “Zekât”, 88; Tirmizî, “DaǾavât”, 82; Mâtürîdî, Teǿvîlâtü’l-Ķurǿân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 768b, 836b; Hattâbî, Şeǿnü’d-duǾâǿ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Dımaşk 1404/1984, s. 79; Ebû Abdullah el-Halîmî, el-Minhâc fî şuǾabi’l-îmân (nşr. Hilmî M. Fûde), Beyrut 1399/1979, I, 198-199; Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî, V, 228; Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Esmâǿ ve’ś-śıfât, Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. 168b-169a; Kuşeyrî, et-Taĥbîr fi’t-teźkîr (nşr. İbrâhim Besyûnî), Kahire 1968, s. 73; Gazzâlî, el-Maķśadü’l-esnâ (Fazluh), s. 37, 141-142, 173; İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aǾyün, s. 118-119; Fahreddin er-Râzî, LevâmiǾu’l-beyyinât (nşr. Tâhâ Abdürraûf Sa‘d), Beyrut 1404/1984, s. 303-304.

Bekir Topaloğlu  


MUHSİN

(bk. İHSAN).  


MUHSİN el-EMÎN

(محسن الأمين)

Ebû Muhammed el-Bâkır Muhsin b. Abdilkerîm b. Alî el-Emîn el-Hüseynî el-Âmilî (1867-1952)

Suriyeli Şiîler’in son dönem müctehidlerinden, tarihçi ve biyografi yazarı.

Lübnan’ın güneyindeki Cebeliâmil’de Merciuyûn’a bağlı Şakrâ köyünde doğdu. Bazı kaynaklarda 1282’de (1865) dünyaya geldiği kaydedilirse de kendisi doğum tarihinin 1284 (1867) olduğunu belirtir. Hüseyin (Züddem‘a) b. Zeyd b. Ali b. Hüseyin’in soyundan gelen tanınmış bir ulemâ ailesine mensuptur. Büyük dedeleri Irak’ın Hille şehrinden gelerek Şakrâ’ya yerleşmiş ve buradaki Şiîler’in rehberliğini yapmışlardır. Emîn lakabını babasının dedesi Muhammed el-Emîn’den dolayı almıştır.

Muhsin el-Emîn ilk eğitimini annesi, babası ve amcasının oğlu Seyyid Muhammed Hüseyin’den aldı. Sarf ve nahiv okuduktan sonra 1297’de (1880) Aytazzat köyündeki medreseye gönderildi, Seyyid Cevâd Murtazâ’nın yanında bilgisini ilerletti. Bu hocasının Irak’a gitmesi üzerine Bintücübeyl köyündeki medreseye kaydoldu (1301 /1884), Seyyid Necîb Fazlullah el-Aynâtî’den belâgat, mantık, fıkıh ve usul dersleri aldı. Ayrıca Şeyh Mûsâ Şerâre’nin talebesi oldu, bu hocasının 1304’te (1887) ölümünün ardından köyüne döndü. Burada bir süre Arap dili ve edebiyatı dersleri verdi. Askere çağrıldığında bir ara köyünden ayrılıp Ba‘lebek ve Humus’ta saklandı. Daha sonra Beyrut’ta imtihanı verince askerlikten muaf tutuldu. Ardından Lübnan Şiî ulemâsının önde gelenlerinden Hüseyin Muğniyye’nin tavsiyesiyle yüksek öğrenim için Necef’e gönderildi (1308/1891). O sırada Şîa’nın önemli ilim merkezlerinden olan Necef’te fıkıh, fıkıh usulü ve felsefe okudu. Ahmed Kerbelâî, Âgā Rızâ Hemedânî, Molla Fethullah İsfahânî, Muhammed Bâkır Necmâbâdî, Mirza Hasan Şîrâzî, Kâzım Yezdî, Hasan Mâmekânî ve Ahund Molla (Muhammed Kâzım Horasânî) ders aldığı hocalarından bazılarıdır. Öğrenimini tamamlayıp bilgisiyle adını duyurunca Dımaşk ve Cebeliâmil Şiîleri



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir