TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MUHÂKEMETÜ’l-LUGATEYN ::.

cilt: 30; sayfa: 398
[MUHÂKEMETÜ’l-LUGATEYN - A. Azmi Bilgin]


[Milletler Neşriyatı]) tarafından neşredilmiştir.

Muhâkemetü’l-lugateyn’i Arminius Vámbéry, Budapeşte yazmasına dayanarak Macarca’ya (“Muhakemet-ül-lugetejn Mir ‘Ali-Sîr [Nevâji] csagataj-törökjéból”, Nyelvtudmány Közlemények, I [Pesten 1862], s. 112-130), Turhan Genceî Farsça’ya (Muĥâkemetü’l-luġateyn, Tahran 1327 hş.), Robert Devereux önce iki makale halinde (“Muĥākamat al-luҗћatain”, MW, LIV/4 [October 1964], s. 270-287; LV/I [January 1965], s. 28-45), ardından kitap olarak (Muhākamat al-Lughatain, Leiden 1966, Çağatay Türkçesi metniyle birlikte), İngilizce’ye ve A. Malexovoy Rusça’ya (Vozlyublennıy serdets, Sujdenie o dvux yazıkax, X, Taşkent 1970, s. 107-139) çevirmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Ali Şîr Nevâî, İki Dilin Muhakemesi (haz. F. Sema Barutçu Özönder), Ankara 1996; Köprülü, Araştırmalar, s. 257-266; Suzan Tokatlı, “Türkçe ile Farsça’yı Mukayese Eden İki Eser”, Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni (12-13 Nisan 2001), Bildiriler (haz. Mustafa Argunşah v.dğr.), Kayseri 2001, II, 703-706; Cevat Heyet, İki Dilin (Türkçe-Farsça) Karşılaştırması (Mukayesetü’l-lügateyn), (çeviren Mürsel Öztürk), Ankara 2003; A. Vámbéry, “Muhakemet-ül-lugetejn. Mir ‘Ali-Sîr (Nevâji) csaga-taj-törökjéból”, Ny.K, I (1862), s. 112-130; A. K. Borovkov, “Özbek Yazı Dilinin Kurucusu Ali Şir Nevai” (çeviren Rasime Uygun), TDAY Belleten, II (1954), s. 59-96; TDl., Ali Şir Nevaî özel sayısı, XV/173 (1966), s. 285-316; İristay Kuçkartayev, “Ali Şir Nevaî’nin Dil Dünyası”, a.e. (aktaran Ertan Çevik), sy. 522 (1995), s. 667-673; Abdurop Polat, “Ali Şir Nevayi ve Meşhur Eseri ‘Muhakemetü’l-lugateyn’ Hakkında” (aktaran Fatma Özkan), TK, XXXIV/396 (1996), s. 206-212; İbrahim Yoldaşev, “Ali-Şîr Nevâyî’nin ‘Muhakemetü’l-lugateyn’ İsimli Eseri Hakkında”, Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Ali Şîr Nevayî özel sayısı, sy.13, Ankara 1997, s. 21-23.

A. Azmi Bilgin  


MUHAKKAK

(محقّق)

Sülüs kalemi kalınlığında, harf çanakları düzümsü ve geniş, altı çeşit yazıdan (aklâm-ı sitte) biri

(bk. AKLÂM-ı SİTTE).  


MUHAKKIK el-HİLLÎ

(bk. HİLLÎ, Muhakkık).  


MUHAKKIK-ı SÂNÎ

(bk. KEREKÎ, Muhakkık-ı Sânî).  


MUHAKKIK-ı TİRMİZÎ

(bk. SEYYİD BURHÂNEDDİN).  


MUHAKKİME

(bk. HÂRİCÎLER).  


MUHAKKİME-i ÛLÂ

(المحكّمة الأولى)

Hükmün sadece Allah’a ait olduğu sloganıyla Hz. Ali’ye karşı çıkan ilk Hâricîler’e verilen ad.

Sıffîn Savaşı sırasında (37/657) Ali b. Ebû Tâlib, Muâviye cephesini yenilgiye uğratmak üzere iken Amr b. Âs’ın teklifiyle askerler mızraklarının ucuna mushaf sayfaları bağlayarak Ali ordusunu Allah’ın kitabının hakemliğine davet etti (Dîneverî, s. 189). Hz. Ali’nin, bunun bir hile olduğunu söyleyip taraftarlarını uyarması etkili olmadığı gibi kendisi de ölümle tehdit edildi. Askerlerinin arasında bulunan ve “kurrâ” diye anılan tutucu grubun halifeyi Kur’an’ın hakemliğini kabul etmeye zorlaması (Taberî, V, 48-51) ve diğer baskılar yüzünden savaşı durduran Hz. Ali, Muâviye ile antlaşma yapmaya ve hakem tayinine rıza göstermek mecburiyetinde kaldı (antlaşma metni için bk. Dîneverî, s. 194-195; Taberî, V, 53-54). Hz. Ali, Kûfe’deki Kindeliler’in reisi sayılan Eş‘as b. Kays’ın zorlamasıyla Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’yi hakem ilân etti, Muâviye’nin hakemi ise Amr b. Âs’tı. Hakemlerin antlaşmayı imzalaması üzerine Eş‘as b. Kays kimseye danışmadan antlaşma metnini askerler arasında okumaya başladı. Temîm kabilesinden Urve b. Üdeyye, Allah’ın hüküm vermesi gereken hususlarda insanların karar alamayacağını söyledi ve “lâ hükme illâ lillâh” (hüküm ancak Allah’a aittir) diyerek yanındakilerle birlikte antlaşmaya karşı çıktı (Taberî, V, 55). Böylece “lâ hükme illâ lillâh” ifadesini ilk defa slogan olarak kullanan ve daha sonra bu konuda onlara tâbi olan Hâricîler Muhakkime-i Ûlâ (ilk tahkîmciler) diye anıldı.

Başlangıçta savaşın durdurulması ve hakemlere başvurulması konusunda ısrarlı olan bu grup daha sonra herhalde pişmanlık duymuş, haklı olarak girdiği mücadelede galipken mağlûp duruma düşmüş ve haklılığından şüphe eder hale gelmişti. Bu sebeple kişilerin hüküm vermesi esasına dayanan antlaşmayı bozması yahut tövbe ederek tahkîmi reddetmesi hususunda halifeyi ikna etmeye çalıştılarsa da bu mümkün olmadı. Ali ordusu Sıffîn’den Kûfe’ye döndükten sonra birkaç bin kişilik bir grup ordudan ayrılarak Kûfe yakınındaki Harûrâ mevkiine çekildi, bunlar artık Harûriyye adıyla anılmaya başlandı. Burada Şebes b. Rib‘î et-Temîmî’yi askerî kumandan, Abdullah b. Kevvâ’ el-Yeşkürî’yi namaz kıldırmak için imam seçen bu ayrılıkçı grup, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker faaliyetini başlatıp dinî hususların şûra yoluyla yürütüleceğini ilân etti. Aralarında Attâb b. A‘ver, Abdullah b. Vehb er-Râsibî, Urve b. Cerîr, Yezîd b. Ebû Âsım el-Muhâribî ve Hurkūs b. Züheyr gibi ileri gelen kimselerin de bulunduğu grubu ikna etmek ve anlaşmazlığı gidermek amacıyla Hz. Ali önce Abdullah b. Abbas’ı Harûrâ’ya gönderdi, ardından bizzat kendisi karargâhlarına kadar gidip onlarla görüştü ve bazı vaadlerde bulunarak hepsini Kûfe’ye dönmeye ikna etti. Fakat uzlaşmaya rağmen tahkîmin halen devam ettiği ve hakemlerin, ilki Dûmetülcendel’de olmak üzere kendi aralarında birkaç görüşme yaptığı şeklindeki haber yayılınca ikinci bir ayrılma ortaya çıktı. Bu defaki ayrılış yeri Nehrevan’dı. Nehrevan yolunda, Hz. Ali safında yer alan ve Sıffîn’den dönen Abdullah b. Habbâb b. Eret’e rastlayan, kendisine bazı sorular sorduktan sonra onu karısıyla birlikte öldüren (Müberred, III, 1134-1135), sayıları 12.000 civarında olduğu söylenen Hâricî topluluğu burada Abdullah b. Vehb er-Râsibî ile Hurkūs b. Züheyr’i imam seçti. Nehrevan’a intikal eden Hâricîler’le irtibatını sürdüren Hz. Ali, bazı teşebbüsler sonunda bunların bir kısmını yeniden Kûfe’ye getirmeyi başardı, geride kalanlarla yaptığı münazaralardan bir netice alamayınca onlarla savaşmak zorunda kaldı (Bağdâdî, s. 78-80). Nehrevan savaşında Hâricîler’in tamamına yakını katledildi. Hâricî hareketinin Ali devrindeki ilk safhası olarak kabul edilen, tahkîmle başlayıp Harûrâ ve Nehrevan savaşıyla devam eden olaylar zinciri, sonraki Hâricî fırkalarının hareket noktasını teşkil etmiştir.

Kaynaklarda Muhakkime-i Ûlâ’ya nisbet edilen en önemli görüşlerden biri imâmet, diğeri tahkîm konusundaki düşünceleridir. Bu fırkaya göre imâmet Kureyş kabilesine ait bir hak olarak düşünülemez, Kureyş dışından birinin de imam olması câizdir. Kendi görüşlerine uygun olarak tayin edilmiş ve halka karşı âdil davranan herkes meşrû imam sayılır. Böyle bir imama isyan edenlerle savaşmak



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir