TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MİLLETLERARASI İSLÂM HİLÂL KOMİTESİ ::.

cilt: 30; sayfa: 72
[MİLLETLERARASI İSLÂM HİLÂL KOMİTESİ - M. Kâmil Yaşaroğlu]


yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak, bu konuda seminerler ve çalışma grupları düzenlemek üzere bir komisyon oluşturmuştur. Diğer taraftan komite 21-22 Nisan 2001 tarihinde, Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde İslâm Konferansı Teşkilâtı’na üye ülkelerin Kızılhaç ve Kızılay kuruluşlarının katılımıyla insanî yardım faaliyetlerinde bulunan millî kuruluşlar arasında iş birliği konusunun görüşüldüğü bir toplantı tertip etmiştir. Milletlerarası İslâm Hilâl Komitesi, Uganda ve Nijer’deki İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm üniversitelerinde sağlık merkezleri kurulması projesine malî destek vermiş, İslâm dünyasının bazı bölgelerinde uygulanacak sağlık faaliyetleriyle ilgili programlar çerçevesinde Cibuti’nin Balbala bölgesinde bulunan göçmenler için bir sağlık merkezi kurulması amacıyla Cibuti hükümeti ve İslâm Kalkınma Bankası ile iş birliği anlaşması imzalamıştır. Ayrıca Mali’nin Hamdallah bölgesinde anne ve çocuk sağlığıyla ilgili bir projeyi uygulamaya koymuştur. Öte yandan 22-23 Kasım 2000 tarihinde Cidde’de yaptığı on altıncı toplantısında Filistin halkına yardım konusuna ağırlıklı bir yer vermiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Handbook of the Organisation of the Islamic Conference, [baskı yeri yok] 1990, s. 79; Agreement Establishing the Islamic Committee of the International Crescent, Ankara, ts. (Emel Matbaacılık Sanayii); General Report on the Islamic Committee of the International Crescent, [baskı yeri ve tarihi yok].

M. Kâmil Yaşaroğlu  


MİLLÎ EDEBİYAT AKIMI

II. Meşrutiyet ile Cumhuriyet’in ilk yılları arasında faaliyet gösteren edebiyat akımı.

XX. yüzyıl Türk edebiyatında en çok bahsi geçen bir akım olmakla beraber belli kuruluş zamanı ve beyannâmesi bulunmadığı, hatta mensuplarını tek bir grup olarak düşünmek kolay olmadığı için millî edebiyatın ne olduğu hususunda tartışmalar daha o zamanlar başlamış, Cumhuriyet’ten sonraki yıllarda da devam etmiştir. Bu sebeple millî edebiyat dönemini, şahsiyetlerini ve eserlerini sıralamakta birtakım ihtilâflar bulunmaktadır. Millî edebiyat kavramının tarifi de bu akımın gelişme süreci içinde az çok değişikliğe uğramıştır. Fikir olarak çok defa aynı yılların Türkçülük ideolojisiyle karışmış, bu arada millî edebiyatla milliyetçi edebiyatın birbirine karıştırıldığı da görülmüştür. Bütün bunlara rağmen Millî Edebiyat akımı özellikle 1910-1923 arasındaki edebî faaliyetlerin odak noktasını oluşturmuş, bu tarihten sonra da az çok farklılaşarak uzun süre gündemde kalmıştır.

Edebî eserler hakkında “millî” vasfının kullanılması daha 1880’li yılların bazı yayınlarında eser adlarının altında “millî oyun, millî dram, millî roman” şeklindeki açıklamalarda görülmektedir. Ancak buradaki millî kavramının tercüme veya adapteye karşılık yerliliği ifade ettiği veya konusunun Osmanlı dışında yahut azınlıklar arasında geçmediği mânasında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Akımın taraftarlarından Ali Canip (Yöntem), Nüzhet Haşim, Köprülüzâde Mehmed Fuad gibi yazarların eserlerinde ve bunlara dayanarak bilgi veren edebiyat tarihlerinde Millî Edebiyat akımı genellikle Türkçülük hareketiyle paralellik göstermekte, Mehmet Emin’in (Yurdakul) 1897 Yunan savaşı sırasında yazdığı “Cenge Giderken” manzumesinin bu yeni akıma yol açtığı, daha sonra Selânik’te çıkan Çocuk Bahçesi’nde Rıza Tevfik ve Ömer Nâci’nin aruz-hece tartışmalarıyla devam ettiği, II. Meşrutiyet’in ardından yine Selânik’te yayımlanan Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfeddin, Ali Canip ve Ziya Gökalp’in akımın teorisini kurarak, şiir ve hikâyelerine uygulayarak geliştirdiği kaydedilmektedir. Millî edebiyat kavramının da ilk defa bu yazılar çerçevesinde dile getirildiği ileri sürülmüştür. Bununla birlikte daha Edebiyât-ı Cedîde döneminde (1896-1901) konuyla ilgili ve aynı anlamda olmak üzere birtakım yazıların kaleme alındığı da bilinmektedir. Bu gibi ifadelere, kendilerine “mutavassıtîn” (ılımlılar) adını veren ve genellikle Servet-i Fünûn’a karşı Ma‘lûmât dergisi etrafında toplanan yazarların makalelerinde rastlanmaktadır. Bu gruptan Mehmed Zîver’in “İcmâl-i Edebî” başlıklı dizi yazılarında, “Biz bugün hakikaten millî bir edebiyata muhtacız” demesi (Ma‘lûmât, nr. 94, 25 Temmuz 1896), yabancı edebiyatları taklit etmeyerek bir “edeb-i millî” meydana getirmekten bahsetmesi (a.g.e., nr. 145, 11 Ağustos 1898), aynı dergide Ahmed Râsim, Müstecâbîzâde İsmet ve Necip Âsım (Yazıksız) gibi imzaların yazılarında bu kavramlara veya “fikr-i milliyyet, hiss-i millî, zevk-i millî, bedâyi-i milliyye, meâsir-i milliyye” gibi ibarelere sıkça yer vermesine yol açmıştır (Uç, s. 2, 69-74).

Millî edebiyat meselelerinin II. Meşrutiyet’ten sonra oldukça kategorik ve sistemli biçimde ele alınması Ömer Seyfeddin’in, “Millî bir edebiyat vücuda getirmek için evvelâ millî lisan ister” tezini ileri sürdüğü “Yeni Lisan” makalesiyle başlar. Ömer Seyfeddin, bu yazısının “Millî Edebiyatımız” ara başlıklı kısmında bir millî edebiyatımızın hâlâ bulunmadığını, bunun için önce millî bir dilin gerektiğini söyler. Yazı dilinin İstanbul Türkçesi esas alınarak kurulacağına, bunun için Türkçe’ye girmiş bütün Arapça ve Farsça kelimeleri bırakıp Orta Asya Türkçesi’ne gitmeye gerek olmadığına, yalnız terkiplerin mutlaka Türkçe olması ve aruz yerine Türk millî vezni olan hecenin kullanılması gereğine işaret eder. Dergideki diğer yazarların ve özellikle Ali Canip’in de katılmasıyla genişleyen hareket böylece başlangıçta sadece dil konusunda kendini göstermiş olmaktadır (konunun yalnız bu çerçevedeki meseleleri için bk. Öksüz, tür.yer.). Bu yazıların devam ettiği sıralarda Selânik İttihat ve Terakkî Mektebi salonunda yapılan toplantılarda yeni lisanla beraber edebiyatın da millî olması üzerinde durulmuş, asrî edebiyatın türleri ve metotları aracılığıyla kendi hayatımızın, kendi hissiyatımızın ifadesi gibi formüller geliştirilmiştir. Başlangıçta bu harekete Köprülüzâde Mehmed Fuad, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Cenab Şahabeddin ve Süleyman Nazif yazılarıyla karşı çıkmıştır. Daha sonra mücadele İstanbul’da yayımlanmakta olan Türk Yurdu dergisinde devam etmiştir. Bazı gençlerin millî edebiyatı halk edebiyatı şeklinde anlamasına karşı Ali Canip yazdığı dört makaleyle edebiyatın halk için değil fakat halka doğru olması, böylece millî edebiyatın konusundan bünyesine kadar her şeyini halkın ruhunda yaşayan Türk ruhiyet ve lisanından alan yüksek bir edebiyat olacağını, yabancı edebiyatları taklit kadar halk için yazmanın da edebiyat aleyhinde olduğunu ileri sürmüştür. Ömer Seyfeddin de 1914-1915’teki yazılarında millî edebiyatın şekil ve mânaca bizim özelliklerimize sahip olacağını ifade etmiş, 1918’den sonraki yazılarında ise millî edebiyat ve millî edebiyat cereyanı kavramlarına daha sıkça yer vermiştir. Bu tarihlerden itibaren Köprülüzâde Mehmed Fuad da aynı istikamette millî edebiyatla ilgili konuları destekleyen yazılar kaleme almıştır.

Ruşen Eşref’in (Ünaydın) 1916-1918 yılları arasında yaptığı mülâkatlarda dönemin önde gelen on sekiz şair ve yazarına Millî Edebiyat akımı hakkındaki kanaatlerini sorduğu, bunlardan Tanzimat ve Edebiyât-ı Cedîde mensubu olan