TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MİHALOĞULLARI ::.

cilt: 30; sayfa: 25
[MİHALOĞULLARI - Fahamettin Başar]


Daha sonra Bosna’ya akınlar düzenleyen Gazi Ali Bey, bir ara Fâtih Sultan Mehmed tarafından Anadolu’da devletin doğu sınırını korumakla görevlendirilmiş, kendisine Sivas eyaleti, kardeşi İskender Bey’e Kayseri sancağı ve diğer kardeşi Bâlî Bey’e de Niksar subaşılığı verilmiştir. Otlukbeli Savaşı’ndan sonra 878’de (1474) tekrar Rumeli’ye dönen Gazi Ali Bey, kardeşleri İskender ve Bâlî beylerle birlikte Macaristan ve Arnavutluk üzerine akınlar düzenlemiş, onun zamanında Osmanlı akıncıları en uç noktalara kadar ulaşmıştır. Gazi Ali Bey, II. Bayezid döneminde de akınlarını sürdürmüştür. 906’da (1500) Plevne’de vefat etmiş ve burada yaptırdığı mescidin yanında bulunan türbeye gömülmüştür.

Gazi Ali Bey’in kardeşi İskender Bey de Rumeli’de akıncı olmuş, 868’de (1464) İzvornik muhafızlığı yapmıştır. İskender Bey, II. Bayezid devrinde yapılan Osmanlı-Mısır savaşları sırasında Kayseri sancak beyliğine getirilmiş, bu sırada Memlükler’le mücadele eden Dulkadıroğlu Şahbudak Bey’e yardıma gitmiş, ancak 895 (1490) yılında meydana gelen bir savaşta oğlunu kaybetmiş, kendisi de esir edilerek Mısır’a gönderilmiştir. Yapılan antlaşmalar sonucunda ertesi yıl serbest bırakılan İskender Bey’in ülkesine döndükten sonraki faaliyetleri hakkında bilgi bulunmamaktadır. Onun Yahşi ve Mahmud Bey isimlerindeki oğulları ile Yahşi Bey’in üç oğlu da ataları gibi akıncılık yapmışlardır.

Gazi Ali Bey’in Gazi Hasan, Ahmed, Mehmed, Hızır ve Mustafa adlarında beş oğlu vardı, bunlar da XVI. yüzyılın ilk yarısında akıncı beyleri olarak ün yapmışlardı. Hepsi savaşlarda şehid olan bu beylerden Mehmed Bey, Çaldıran Savaşı’na öncü birliklerinin kumandanı olarak katılmış, 923’te (1517) Bosna, 926’da (1520) Hersek sancak beyi olmuştur. Gazi Ali Bey’in oğlu Hızır Bey ise 949’da (1542) Segedin sancak beyi idi.

Rumeli’deki Mihaloğulları’nın bir kolu da İhtiman’da yerleşen Köse Mihaloğlu Balta Bey soyundan gelenler tarafından kurulmuştur. İhtiman’da Gazi Mihaloğlu Mahmud Bey Camii mevcuttur. Bu kolun daha sonraki faaliyetleri hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte XIX. yüzyılda Mehmed Safiyyüddin Bey, XX. yüzyılda Halid Şâzi Bey, Nureddin Şâzi Kösemihal, Mustafa Ragıp Bey ve Mahmut Ragıp Gazimihal gibi şahsiyetlerin bu koldan geldiği tesbit edilebilmektedir.

Mihaloğulları, Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’da da önemli hizmetler yapmışlardır. Köse Mihal’in oğlu Gazi Ali Bey’in soyundan gelenler Bursa ve Amasya’da yerleşmişler, idarî görevlerde bulunmuşlardır. II. Murad devri başında Amasya valisi bulunan Yörgüç Paşa’nın Mihaloğulları’ndan Gazi Ali Bey’in soyundan geldiği vakfiye kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bu koldan gelen Mihaloğulları günümüze kadar sürmüştür.

Akıncılık geleneğinin XVII. yüzyıldan itibaren önemini kaybetmesiyle birlikte etki ve nüfuzları azalan Mihaloğulları ailesine mensup olanlar bilim ve kültüre de önem vermişlerdir. Bunun yanında ailenin fertleri özellikle Harmankaya, Gölpazarı, Bursa, Amasya, Vize, Edirne, İhtiman, Plevne ve Tırnova’da birçok cami, zâviye, medrese, çeşme ve köprü gibi mimari eserler yaptırmışlar, vakıflar kurmuşlardır. Gazi Mihal Bey 825’te (1422) Edirne’de bir cami, daha sonra iki köprü (bk. GAZİ MİHAL BEY CAMİİ; GAZİ MİHAL KÖPRÜSÜ), Eskişehir Seyitgazi’de de hayır eserleri yaptırmıştır. Tırnova’da bulunan Mihaloğlu Fîruz Bey burada bir cami inşa ettirmiş, Gazi Ali Bey ise Plevne’de cami, türbe, medrese, mektep, tekke, çeşme ve saray; Niğbolu’da cami, Vidin’de hamam yaptırmıştır. Bugün Balkanlar’da ayakta kalmayı başarmış olan Osmanlı eserlerinden bir kısmı Mihaloğulları’na aittir.

BİBLİYOGRAFYA:

Âşıkpaşazâde, Târih, s. 12-13, 15-16, 23-24, 29-31, 178; Oruç b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 9-10, 12, 128 vd.; Enverî, Düstûrnâme, s. 90 vd.; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 90-92, 97-105, 118-120; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, I. Defter, s. 159-160; Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osmân (nşr. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, s. 33-35; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1279-80, I, 86, 267, 297, 311, 488-495, 529, 561; II, 72-73; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, III, 305; Mehmed Nüzhet Paşa, Ahvâl-i Mihal Gazi, İstanbul 1315; Mehmed Safiyyüddin Bey, Gazi Mihal Bey ve Evlâd ve Ahfâdının Devlet-i Aliyye’ye Hıdemât-ı Mesbukaları, İÜ Ktp., TY, nr. 4610; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 518; II, 571, 573; a.mlf., “Köse-Mihal”, İA, VI, 914-915; Yaşar Gökçek, Kösemihaloğulları (mezuniyet tezi 1950), İÜ Ed. Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 508; Levend, Gazavatnâmeler, s. 181-361; C. Imber, “İlk Dönem Osmanlı Tarihinde Dustûr ve Düzmece”, Söğüt’ten İstanbul’a (der. Oktay Özel - Mehmet Öz), İstanbul 2000, s. 291-293; H. Lowry, The Nature of the Early Ottoman State, New-York 2003, s. 59-70; Mehmed Zeki, “Köse Mihal ve Mihalgazi Aynı Adam mıdır”, TOEM, sy. 11 (88), 15. sene (1341), s. 327-335; Mahmut R. Gazimihal, “İstanbul Muhasaralarında Mihâloğulları ve Fatih Devrine Ait Bir Vakıf Defterine Göre Harmankaya Mâlikânesi”, VD, IV (1958), s. 125-138; Faruk Sümer, “Osman Gazi’nin Silah Arkadaşlarından Mihal Gazi”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, sy. 50, İstanbul 1991, s. 3-8; Fahamettin Başar, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Hizmeti Görülen Akıncı Aileleri I: Mihaloğulları”, a.e., sy. 63 (1992), s. 20-26; O. Sabev, “The Legend of Köse Mihal Additional Notes”, Turcica, XXXIV, Paris 2002, s. 241-252; M. Tayyib Gökbilgin, “Mihaloğlulları”, İA, VIII, 285-292; Fr. Babinger, “Mīқћāloҗћlu”, EI² (İng.), VII, 34-35.

Fahamettin Başar  


MİHMANDAR

(مهماندار)

Bazı İslâm devletlerinde resmî misafirleri ağırlamakla görevli memur.

Farsça mihmân (misafir) ve dâr (sahip olan) kelimelerinden meydana gelen mihmândâr “misafir ağırlayan kimse” demektir. Osmanlı kültüründe bu tabir, Medine’ye hicretinde Resûl-i Ekrem’i yedi ay kadar evinde misafir eden Ebû Eyyûb el-Ensârî için “mihmândâr-ı nebî” (mihmândâr-ı Peygamberî) şeklinde bir unvan olarak da kullanılmıştır. Kelime bugün daha çok dışarıdan yurda gelen ziyaretçileri karşılamak ve burada kalacakları süre içinde kendilerine yardımcı olmakla görevli kişileri ifade etmektedir.

Mihmandarlık eski bir gelenektir. Asr-ı saâdet’te elçi heyetlerini karşılayıp ağırlayan