TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MÎHÂÎL es-SABBÂĞ ::.

cilt: 30; sayfa: 24
[MÎHÂÎL es-SABBÂĞ - Philip Charles Sadgrove]


Basılmamış eserleri de şunlardır: Târîħu ķabâǿili ehli’l-bâdiye, Târîħu’ş-Şâm ve Mıśr, Târîħu Beyti’ś-Śabbâġ ve ĥâlü’ŧ-ŧâǿifeti’l-kâtûlîkiyye, Kitâb fi’ş-şiǾr ve fi’l-Ǿarûż ve mülĥaķātih ke’z-zecel ve’l-müveşşaĥ ve’l-mevâliyyâ, el-Miķbâs fî aĥvâli’l-miķyâs.

BİBLİYOGRAFYA:

Mîhâîl es-Sabbâğ, Grammatik der arabischen Umgangssprache in Syrien und Aegypten (ed. H. Thorbecke), Strassburg 1886, s. III-X; A. I. S. de Sacy, Chrestomathie arabe, Paris 1806, III, 349, 362-364 vd., 519; C. F. von Schnurrer, Bibliotheca arabica, Halle 1811, s. 491-493; H. G. L. Kosegarten, Carminum Orientalium triga, Stralsund 1813, s. 28, 34 vd., 41; J. Humbert, Anthologie arabe, Paris 1819, s. 174-178, 291-293; Brockelmann, GAL, II, 630; Suppl., II, 728; a.mlf., “Mīқћāǿīl al-Śabbāҗћ”, EI (İng.), V, 493; L. Cheikho, “Mîhâǿîl es-Śabbâġ ve üsretüh”, el-Meşrıķ, VIII, Beyrut 1905, s. 24-34; Thomas Philipp, “Class, Community and Arab Historiography in the Early Nineteenth Century-The Dawn of a New Era”, IJMES, XVI (1984), s. 165-166, 168-175; C. Nijland, “Mīқћāǿīl al-Śabbāҗћ”, EI² (İng.), VII, 33-34.

Phılıp Charles Sadgrove  


MİHALOĞULLARI

Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde ve Rumeli’nin fethinde yararlılık gösteren akıncı ailesi.

Osmanlı tarih geleneğine göre ailenin atası olan Köse Mihal, Osman Bey zamanında Bizans’a bağlı Harmankaya tekfuru iken zamanla beyin silâh arkadaşları arasına girmiş, muhtemelen 713’te (1313) Osmanlılar’a tâbi olarak İslâmiyet’i kabul etmiştir. Müslüman olduktan sonra Abdullah Mihal adını aldığı, Osman Bey’in bütün savaşlarına katıldığı ve Sakarya havzasında yapılan akınlarda da Osmanlı ordusuna rehberlikte bulunduğu belirtilir. Ayrıca yine onun Bursa’nın fethinde yer aldığı, fetih öncesinde Bizans tekfuru ile Orhan Bey arasındaki müzakereleri yürüttüğü ifade edilir. Ona atfedilen mezar Bilecik’te Söğüt’e bağlı Gazimihal nahiyesindeki Harman köyündedir. Gölpazarı’nda bir zâviye ile hamam yaptırdığı anlaşılan Köse Mihal’in türbesi 1885’te II. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiştir.

Köse Mihal’in soyundan gelenler, daha sonra Rumeli’nin fethiyle birlikte Avrupa kıtasına geçerek akıncı beyi olarak görev yaptılar. Köse Mihal’in Aziz Paşa, Balta Bey ve Gazi Ali Bey adlarında üç oğlunun bulunduğu ve bunların Rumeli’de sınır boylarında faaliyet gösterdikleri kabul edilmektedir. Ancak hem onların hem de oğulları olarak gösterilenlerin faaliyetleri hakkında kaynaklardaki bilgiler oldukça karışıktır.

Köse Mihal’in oğlu Aziz Paşa’nın Vize Kalesi’nin fethinde bulunduğu ve 806’da (1403) vefat ettiği, onun oğlunun ise Gazi Mihal Bey olduğu belirtilir. Ailenin ilk tanınmış şahsiyeti olduğu anlaşılan Gazi Mihal Bey, I. Mehmed ve II. Murad dönemlerinde Rumeli’deki askerî faaliyetlerde başarılı olmuş, özellikle Bulgaristan’ın fethinde büyük yararlılık göstermiştir. Mihal Bey 839’da (1435) Edirne’de vefat etmiş olup türbesi Gazi Mihal Bey Camii hazîresindedir. Mihal Bey, kahramanlığı dolayısıyla bazı tarihçiler tarafından Mihaloğulları’nın atası olarak kabul edilmiştir. Bazı araştırmacılar, Harmankaya tekfuru Köse Mihal efsanesinin Âşıkpaşazâde metnine özellikle eklendiği ve uydurma olduğu tezini benimseyerek Mihaloğulları’nın Rumeli kökenine işaret ederler. Harmankaya’nın aslında Mihaloğlu Ali Bey tarafından satın alındığını, onunla tanışıklığı olan Âşıkpaşazâde’nin de bu olayı bildiği için ailenin menşeini Harmankaya’ya ve daha sonraki Mihal Bey’in adından hareketle uydurduğu Köse Mihal’e bağladığını ileri sürerler (Imber, s. 291-293). Öte yandan ailenin ilk tanınmış şahsiyeti Mihal Bey’in Şam’dan geldiğine dair Enverî’nin kaydı da (Düstûrnâme, s. 90) bu konudaki bilgileri iyice karışıklığa düşürmektedir. Bu bakımdan ailenin ilk şahsiyetinin kimliği hususunda kaynak eksikliği sebebiyle kesin bir hükme varmak zor görünmektedir.

Mevcut bilgilerden hareketle Mihal Bey’in Mehmed, Yahşi (Bahşı), Aziz, Hızır ve Yûsuf adlarında beş oğlu olduğu belirtilir. Bunlardan Mehmed ve Yahşi Bey, Yıldırım Bayezid devrinde Osmanlı ordusunda hizmet etmişlerdir. Yahşi Bey 816’da (1413) ölmüş, Mehmed Bey ise Mûsâ Çelebi zamanında ona tâbi olmuş ve Rumeli beylerbeyiliği yapmıştır. Bu sebeple Mehmed Bey, Mûsâ Çelebi’nin öldürülmesinin ardından kısa bir süre Tokat Kalesi’nde tutuklanmışsa da sonra serbest bırakılmıştır. Ancak 819 (1416) yılında meydana gelen Şeyh Bedreddin Simâvî isyanı sırasında şeyhin tarafını tutması dolayısıyla tekrar Tokat’ta hapse atılan Mihaloğlu Mehmed Bey, II. Murad zamanında padişaha karşı yapılan Düzmece Mustafa hareketinde Rumeli beylerini Murad tarafına çekmesi için serbest bırakılmış ve Rumeli beylerbeyiliğine getirilmiştir. Ulubat Köprüsü önünde Mehmed Bey’in telkinleri sonunda akıncı beyleri II. Murad’ın safına geçmiş, böylece II. Murad tahtını koruyabilmiştir. 825’te (1422) meydana gelen Şehzade Küçük Mustafa isyanının bastırılmasında da Mihaloğlu Mehmed Bey’in rolü olmuştur. Ancak İstanbul’a iltica eden Şehzade Mustafa’nın oradan İznik’e gelerek tekrar faaliyete geçmesi üzerine Mehmed Bey şehri kuşatmış, fakat hücum esnasında yaralanıp 826’da (1423) Tâceddinoğlu Mehmed tarafından öldürülmüştür. Cenazesi yurt olarak yerleştiği Plevne’ye götürülerek orada bulunan türbesine gömülmüştür.

Gazi Mihal Bey’in diğer oğlu Hızır Bey de Mihaloğulları arasında büyük şöhrete kavuşmuştu. Kardeşi Mehmed Bey gibi Plevne’de yerleşmiş olan Hızır Bey burada Abdullah, Bâlî, Ali, İskender ve Fîruz isimlerindeki oğulları ve torunlarıyla birlikte uzun süre yaşamıştır. Şehzade Mustafa’nın isyanında oğlu Gazi Fîruz Bey’le birlikte Eflak sınırını ve Silistre Kalesi’ni muhafaza etmiştir. Fîruz Bey daha sonra Tırnova’ya yerleşmiş ve burada Mihaloğulları’nın yeni bir kolunu kurmuştur. 856’da (1452) ölen Hızır Bey’in öteki oğulları İskender, Bâlî ve Gazi Ali beyler de II. Mehmed (Fâtih) devrinde yapılan savaşlarda ön plana çıkmışlardır. Bu beyler arasında bilhassa Gazi Ali Bey, Mihaloğulları’nın en ünlü beyi idi. 866 (1462) yılında yapılan Eflak seferinde, Osmanlılar tarafından Kazıklı Voyvoda olarak bilinen III. Vlad’ı yenilgiye uğrattıktan sonra onu Erdel’e (Transilvanya) kadar takip etmiştir. Bu sefere katılmış olan Sûzî Çelebi, Mihaloğlu Ali Bey’in akınlarını, kahramanlıklarını manzum olarak yazmış olduğu Gazavatnâme adlı eserinde anlatmıştır.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir