TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MEÇHUL ::.

cilt: 28; sayfa: 288
[MEÇHUL - Emin Aşıkkutlu]


bilinmesi önemlidir. Meselâ muhaddislerin çoğunluğu meçhul ifadesini “mechûlü’l-ayn” anlamında kullanırken Ebû Hâtim aynı tabirle cehâletü’l-vasfı kastetmektedir (Leknevî, s. 229-230). Cerhteki katı tutumuyla bilinen İbnü’l-Kattân el-Mağribî’nin bazı râviler hakkında söylediği, “Adâleti sabit değildir” veya, “Hali bilinmiyor” gibi ifadeler ona has bir kullanım olup o râvinin meçhul veya güvenilmez olduğunu belirtmez. Çünkü İbnü’l-Kattân bu ifadeyle güvenilir olduğu belirtilmemiş râvileri kasteder. Halbuki cumhura göre kendisinden birkaç râvinin rivayeti bulunan ve münker hadis nakletmeyen kimsenin hadisi sahihtir. Nitekim Śaĥîĥayn’de kimsenin tenkit etmediği, meçhul de olmayan böyle birçok mestûr râvi vardır. Bunun bir sonucu olarak İbnü’l-Kattân cumhurun aksine, Buhârî ve İbn Ebû Hâtim gibi meşhur münekkitlerin râviler hakkında bir şey söylememesini meçhullük alâmeti saymıştır. Halbuki Takıyyüddin İbn Teymiyye, Münzirî, Zehebî, İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Bedreddin ez-Zerkeşî, Heysemî ve İbn Hacer el-Askalânî gibi hadis âlimleri Buhârî’nin bir râvi hakkındaki sükûtunun genelde bir cerh, özelde ise bir cehalet gerekçesi olamayacağı sonucuna varmışlardır (a.g.e., s. 232). Aynı şekilde Zehebî’nin Mîzânü’l-iǾtidâl adlı eserinde herhangi bir kaynağa isnat etmeksizin mutlak olarak kullandığı bütün meçhul tabirlerinin aslında Ebû Hâtim er-Râzî’ye ait olduğunun bilinmesi gerekir. Diğer taraftan meçhul denilen râviler hakkında hata ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim Ebû Hâtim er-Râzî, Hakem b. Abdullah el-Basrî, Ahmed b. Âsım el-Belhî, İbrâhim b. Abdurrahman el-Mahzûmî, İbn Hazm da Tirmizî, İbn Mâce, Ebü’l-Kāsım el-Begavî gibi tanımadıkları birçok meşhur râviyi meçhul olarak nitelendirdikleri için eleştirilmiş (İbn Hacer, Tehźîbü’t-Tehźîb, IX, 388; Şemseddin es-Sehâvî, I, 325) ve diğer münekkitlerin değerlendirmelerine uymayan meçhul hükümlerine güvenilemeyeceği belirtilmiştir (Zafer Ahmed et-Tehânevî, s. 268; Leknevî, s. 253-254).

Hadis literatüründe ricâl kaynakları dışında meçhul râvilerle ilgili müstakil kitaplar da mevcuttur. Bunlar arasında Buhârî, Müslim ve Hasan b. Süfyân’ın Kitâbü’l-Vuĥdân, Hatîb el-Bağdâdî’nin Muvażżıĥu evhâmi’l-cemǾ ve’t-tefrîķ (DİA, XVI, 457), İbn Beşküvâl’in Kitâbü Ġavâmıżi’l-esmâǿi’l-mübheme el-vâķıǾa fî mütûni’l-eĥâdîŝi’l-müsnede (a.g.e., XIX, 377) adlı eserleri sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Lisânü’l-ǾArab, “chl” md.; Tâcü’l-Ǿarûs, “chl” md.; Şâfiî, er-Risâle (nşr. Ahmed M. Şâkir), Kahire 1399/1979, s. 482; a.mlf., İħtilâfü’l-ĥadîŝ (nşr. M. Ahmed Abdülazîz), Beyrut 1986, s. 36; İbn Hibbân, eŝ-Ŝiķāt, I, 13; Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye (nşr. Ebû Abdullah es-Sevrakī - İbrâhim Hamdî el-Medenî), Medine, ts. (el-Mektebetü’l-ilmiyye), s. 88-89; İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, el-Burhân fî uśûli’l-fıķh (nşr. Abdülazîm ed-Dîb), Devha 1399, I, 614-616; İbnü’s-Salâh, ǾUlûmü’l-ĥadîŝ, Kahire, ts. (Mektebetü’l-Mütenebbî), s. 53-54, 160-161; Nevevî, Şerĥu Müslim, I, 136, 139, 140; a.mlf., et-Taķrîb, Kahire 1388/1968, s. 17, 18; a.mlf., İrşâdü ŧullâbi’l-ĥaķāǿiķ (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1412/1992, s. 112-114; İbn Dakīkul‘îd, el-İķtirâĥ (nşr. Kahtân Abdurrahman ed-Dûrî), Bağdad 1402/1982, s. 323-325; Tîbî, el-Ħulâśa fî uśûli’l-ĥadîŝ (nşr. Subhî es-Sâmerrâî), Beyrut 1405/1985, s. 89-91; Zehebî, Mîzânü’l-iǾtidâl, I, 3, 5, 556; III, 426; a.mlf., AǾlâmü’n-nübelâǿ, XII, 281; a.mlf., el-Mûķıža (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1405, s. 82; İbn Receb, Şerĥu Ǿİleli’t-Tirmiźî (nşr. Subhî es-Sâmerrâî), Beyrut 1405/1985, s. 79-80, 81, 82; İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, Beyrut 1402/1982, s. 396-411; a.mlf., Nüzhetü’n-nažar, Kahire 1409/1989, s. 46-47, 49, 50; a.mlf., Tehźîbü’t-Tehźîb, I, 4; IX, 388; a.mlf., Lisânü’l-Mîzân, I, 14; a.mlf., Taķrîbü’t-Tehźîb, Beyrut 1416/1996, s. 14; Şemseddin es-Sehâvî, Fetĥu’l-muġīŝ, Beyrut 1403/1983, I, 316, 319, 320-325; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî (nşr. Abdülvehhâb Abdüllatîf), Beyrut 1399/1979, I, 316-322; Emîr es-San‘ânî, Tavżîĥu’l-efkâr (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1366, II, 185, 186, 193, 463-464; Bahrülulûm el-Leknevî, Fevâtiĥu’r-raĥamût, Beyrut 1423/2002, II, 181 vd.; Leknevî, er-RefǾ ve’t-tekmîl, s. 229-230, 231-232, 253-254, 257-259, 392; Tecrid Tercemesi, Mukaddime, I, 319-326; Zafer Ahmed et-Tehânevî, ĶavâǾid fî Ǿulûmi’l-ĥadîŝ (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1392/1972, s. 268; Kettânî, er-Risâletü’l-müstetrafe (Özbek), s. 132, 185; Haldûn el-Ahdeb, Esbâbü iħtilâfi’l-muĥaddiŝîn, Cidde 1407/1987, II, 439-480; Abdullah Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, İstanbul 1987, s. 94; Emin Âşıkkutlu, Hadiste Ricâl Tenkîdi, İstanbul 1997, s. 125-127, 183; Zekeriyyâ el-Ensârî, Fetĥu’l-bâķī Ǿalâ Elfiyyeti’l-ǾIrâķī, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), I, 323-329; Mustafa M. Ebû Amâre, “Eđvâǿ Ǿalâ rivâyeti’l-mechûl Ǿinde ehli’l-ĥadîş”, Ĥavliyyâtü Külliyeti uśûli’d-dîn bi’l-Ķāhire, sy. 10, Kahire 1413/1993, s. 119-152; M. Yaşar Kandemir, “Hatîb el-Bağdâdî”, DİA, XVI, 457; Nadir Özkuyumcu, “İbn Beşküvâl”, a.e., XIX, 377.

Emin Âşıkkutlu  


MEÇHÛLİYYE

(المجهوليّة)

Allah’ın bazı isim ve sıfatlarını bilip bazılarını bilmeyen kimsenin de mümin sayılacağını kabul eden ve Hâricî fırkalarından birini oluşturan Acâride’nin bir kolu

(bk. ACÂRİDE).  


MED

(المد)

Harfin sesinin harekesi yönünde uzatılmasını ifade eden tecvid terimi.

Sözlükte “arttırmak, ziyade etmek” anlamına gelen medd kelimesi “çekmek, yaymak, döşemek, uzatmak” gibi mânalarda (Lisânü’l-ǾArab, “mdd” md.) Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç yerde geçmektedir. Terim olarak ise bir harekeli harfin önünde yer alan ve harfin harekesi türünden olan bir med harfiyle harfin sesinin harekesi yönünde uzatılmasına denir (Ali el-Kārî, s. 81). Ziyade med sebebi olan hemze ve sükûn bulunmadığında sadece med harflerinden biriyle yapılan uzatmaya “tabiî med” (medd-i tabîî) denir ve bu tür medler ayrıca kasr olarak da adlandırılır. Tabiî medler Arap dilinin aslında var olan, dilin kelime yapısındaki uzun hecelerdir.

Tabiî medlerin oluşumunda “med harfleri” (hurûf-ı med) adı verilen şu üç harften birinin bulunması şarttır: Kendisinden önceki harf (mâ kabli) üstün harekeli olduğunda daima med harfi olan elif (ناgibi); kendisi sâkin, bir önceki harf ötre harekeli vav (قولواgibi); kendisi sâkin, bir önceki harf esre harekeli yâ (فيgibi). Med harfleri çoğu yerde yazıda görülmekle birlikte bazı durumlarda yalnız telaffuzda vardır (به - لهgibi). Tabiî medlerin uzatılma süresi özellikle Kur’ân-ı Kerîm tilâveti sırasında hassasiyet isteyen bir konu olur. Bu süre için birim olarak elif ölçüsü kullanılır (İbnü’l-Cezerî, I, 322). Bu ise elif diyecek veya elif (ا) yazacak kadar bir süredir. “Bir parmak kaldırılacak kadar” ifadesi (Karabaş, s. 5) ve diğer bazı ölçüler, öngörülen bu sürenin Kur’an’ı güzel okuyan üstatların ağzından (fem-i muhsin) onları dinleyerek tesbit edilmesi gerektiğini belirtir.

Tabiî med üzerine ilâve edilerek med edilen fer‘î (arazî) medler, med harfinden sonra gelen hemze veya sükûn faktörüne göre sınıflandırılmıştır. a) Med harfini takiben aynı kelimede hemze bulunuyorsa buna “muttasıl med” (medd-i muttasıl) denir (جيئ - سوء - شاء gibi). b) Hemze med harfinden sonra ayrı kelimede bulunuyorsa “munfasıl med” (medd-i munfasıl) meydana gelir (وفي أموالهم - قوا أنفسكم - يا أبتgibi). Munfasıl medde “câiz med” adı da verilir ve kıraat imamlarına göre bir, iki, üç, dört ve beş elif mertebeleriyle icra edilir. Muttasıl med ise vâcip meddir. Onda



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir