TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MAKTEL-i HÜSEYİN ::.

cilt: 27; sayfa: 457
[MAKTEL-i HÜSEYİN - Şeyma Güngör]


(istinsahı: 1027/1618’den önce, Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 1285/2) ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan metinler (Hacı Mahmud Efendi, nr. 4394) manzum olup kütüphanelerde isimleri bilinmeyen mensur makteller de vardır (İÜ Ed. Fak., Seminer Ktp., nr. 3346, 4030).

XVI. yüzyıla ait Türkçe maktellerin önemli kısmı Hüseyin Vâiz-i Kâşifî’nin Ravżatü’ş-şühedâǿ adlı eserinin doğrudan veya ilâvelerle tercümesidir. Bu eser Câmî-i Rûmî’nin Saâdetnâme’si (istinsahı: 999/1590-91; İÜ Ktp., TY, nr. 2374) ve Âşık b. Ali Nattaî’nin Ravzatü’ş-şühedâ’sıyla (Beyazıt Devlet Ktp., nr. 3634) Anadolu Türkçesi’ne; Neşâtî’nin Şühedânâme’siyle (Araslı, s. 264-265) Âzerî Türkçesi’ne; Askerî, Hûyî, Saykalî gibi sanatkârlar tarafından Orta Asya Türkçesi’ne (Özbekistan Sovyet Rusya Hanlar Akademisi Şark Kol Yazmaları, VII, 342-344) çevrilmiştir. Maktel türü içinde Fuzûlî’nin 954 (1547) yılından önce kaleme aldığı Hadîkatü’s-suadâ’nın müstesna bir yeri vardır (bk. HADÎKATÜ’s-SUADÂ).

XVII. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında maktel sayısı oldukça azalır. Bununla birlikte Tanzimat’tan sonra olduğu gibi günümüzde de Şiî ve Sünnî yazarlar tarafından Kerbelâ Vak‘ası ile ilgili eserlerin yazılmasına devam edilmektedir. Bunların önemli bir kısmında XIV. yüzyıldaki maktellerin temel özelliklerinin az veya çok korunduğu görülmektedir. Hasan İpçi’nin Menâkıb-ı Âl-i Resûl (İstanbul 1960), Âsım Köksal’ın Hz. Hüseyin ve Kerbelâ Fâciası (Ankara 1979), Ziya Şakir’in, Kerbelâ Vakası ve Kerbelâ’nın İntikamı (İstanbul 1981) bunlar arasında sayılabilir.

Urdu edebiyatında genellikle Fars edebiyatını takip eden şairler Kerbelâ Vak‘ası ile ilgili eserler de kaleme almışlardır. Maktel türü bilhassa Şiîler’in yaşadığı Leknev, Caunpûr gibi bölgelerde sevilmiş ve rağbet görmüştür. Urdu edebiyatının maktel konusunda en tanınmış şairleri XIX. yüzyılda yaşayan Mîr Bebr Ali Enîs, Selâmet Ali Debîr ve Mîr Muzaffer Hüseyin Zamîr’dir (ayrıca bk. HÜSEYİN [Literatür]).

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Tâvûs, el-Melhûf Ǿalâ ķatlâ’ŧ-ŧufûf (nşr. Fâris Tebrîziyân), [baskı yeri yok] 1414 (Dârü’l-üsve); Fuzûlî, Hadikatü’s-süedâ (haz. Şeyma Güngör), Ankara 1987, s. LX-LXXI; Storey, Persian Literature, I/1, s. 211-235; Özbekistan Sovyet Rusya Hanlar Akademisi Şark Kol Yazmaları, Taşkent 1954, VII, 342-344; Browne, LHP, I-IV, tür.yer.; Hamit Araslı, Büyük Azerbaycan Şâiri Fuzulî, Bakü 1958, s. 264-265; Sezgin, GAS, I, 297, 307, 308-309; Ursula Sezgin, Abû Mihnaf, Leiden 1971, s. 42, 43, 46, 52, 61, 85, 107, 116-123, 133; Münzevî, Fihrist, VI, 4414, 4419, 4432-4433, 4473-4476; Mustafa Asım Köksal, İslâm Tarihi: Hazreti Hüseyin ve Kerbelâ Fâciası, Ankara 1984, tür.yer.; Nurcan Öznal Güder, Kastamonulu Şâzi, Maktel-i Hüseyn (doktora tezi, 1997), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, tür.yer.; Halil Toker, Hindistan’da Farsça ve Urduca Şiir ve II. Bahâdır Şâh Devri Şâirleri (doktora tezi, 1995), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 106-107; Metin And, Ritüelden Drama, Kerbelâ-Muharrem-Ta’ziye, İstanbul 2002, s. 35, 224-226; I. Mélikoff, “Le drame de Kerbelâ dans la littérature épique turque”, REI, XXXIV (1966), s. 133-148; Bedri Noyan, “Bektaşî ve Alevîlerde Muharrem Âyini ve Mâtem Erkânı”, HK, sy. 1 (1984), s. 81-101; S. Günther, “Maqâtil Literature in Medieval Islam”, JAL, XXV (1994), s. 205-206; Ahmed Ateş, “Hüseyin”, İA, V/1, s. 639-640; Abdülkadir Karahan, “Maktel”, ML, VIII, 278.

Şeyma Güngör  


MAKTÛ

(المقطوع)

Tâbiîn ve tebeu’t-tâbiînin söz ve fiilleri anlamında hadis terimi.

Sözlükte “kesmek” anlamındaki kat‘ kökünden ism-i mef‘ûl olan maktû‘ “kesilmiş, kesik” demektir. Terim olarak “tâbiîn yahut tebeu’t-tâbiînden birinin söz veya fiili ya da isnadı onlara kadar varmakla birlikte daha ileri gidemeyen hadis” mânasında kullanılmaktadır. Böylece sahâbeden sonra gelen neslin söz ve fiillerinin de bir hadis çeşidi olarak kabul edildiği görülmektedir. II. (VIII.) yüzyıldan itibaren İslâm âlimleri ve özellikle muhaddisler Hz. Peygamber’in, “Ümmetimin en hayırlı nesli benim zamanımda yaşayanlardır, sonra onları takip edenler, daha sonra da bunların peşinden gelenlerdir” (Buhârî, “Feżâǿilü aśĥâbi’n-nebî”, 1; Müslim, “Feżâǿilü’ś-śaĥâbe”, 214) meâlindeki hadisiyle övülen ilk üç nesli (sahâbe, tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn) diğer nesillerden farklı saymışlardır. Şahıslarını Resûl-i Ekrem’in faziletli kabul ettiği bu insanların sözlerini ve davranışlarını sıradan insanların söz ve davranışlarından ayrı olarak ele alıp özel bir değerlendirmeye tâbi tutmuşlardır. Ancak bu âlimlerin bütün tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn nesillerinin değil ilmî hüviyetleri, ahlâkî üstünlükleri ve olgun kişilikleriyle kendilerini kabul ettiren, yaşadıkları dönemde sorumluluklar üstlenen, söz ve davranışları ile İslâm’ı temsil eden seçkin şahsiyetlerin söz, fetva ve hareketlerini ele alıp bir hadis çeşidi olarak görmüşlerdir. Genelde muhaddislerin kanaati böyle olmakla birlikte Bedreddin ez-Zerkeşî maktûun bir hadis çeşidi olarak kabul edilmesini doğru bulmamaktadır. Bazı kaynaklarda ise onun bu görüşünün aksine tâbiîn ve tebeu’t-tâbiînden sonra gelenlerin sözlerine de maktû denebileceği ileri sürülmektedir (İbn Hacer el-Askalânî, s. 112).

Maktû terimini ilk defa, hadis terimlerinin henüz yerleşmediği II. (VIII.) yüzyılda İmam Şâfiî “isnadı muttasıl olmayan münkatı‘ hadis” anlamında kullanmıştır. Daha sonra Abdullah b. Zübeyr el-Humeydî, Taberânî ve Dârekutnî gibi III (IX) ve IV. (X.) yüzyılların bazı muhaddisleri bu konuda onu takip etmişlerdir. Aynı kökten türeyen bu iki terimin zaman zaman karıştırıldığı ve birbirinin yerine geçtiği olmuştur. Zeynüddin el-Irâkī’nin belirttiğine göre hadis hâfızı Ebû Bekir el-Berdîcî tâbiînin sözleri için münkatı‘ terimini kullanmış, ancak hadis usulü âlimleri bunu yanlış sayarak kendisini eleştirmişlerdir. Bilindiği kadarıyla maktûu “tâbiînin sözü” mânasında ilk kullanan âlim Hatîb el-Bağdâdî’dir. el-CâmiǾ li-aħlâķı’r-râvî ve âdâbi’s-sâmiǾ adlı eserinde bazı tâbiîlerin sözlerini naklettikten sonra, “Bu maktû hadislerdendir” diyerek maktûun terim anlamına işaret etmiş ve maktû hadisleri “isnadı tâbiînde kalan rivayetler” diye tarif etmiş, İbnü’s-Salâh da bu tarifi benimsemiştir (ǾUlûmü’l-ĥadîŝ, s. 47). Maktû terimi senedin değil metnin sıfatı olduğu halde birçok hadis usulü kitabında buna dikkat edilmemiş, İbn Hacer el-Askalânî gibi bazı usul yazarları, “Maktû metinle, münkati‘ senedle ilgili bir konudur” diyerek bu iki terim arasındaki farkı göstermişlerdir (Nüzhetü’n-nažar, s. 112).

İslâmî eserlerin pek çoğunda maktû hadise rastlamak mümkünse de bunlar özellikle Abdürrezzâk es-San‘ânî’nin el-Muśannef’i, İbn Ebû Şeybe’nin el-Muśannef’i, Tahâvî’nin Şerĥu MeǾâni’l-âŝâr’ı, İbn Ebû Hâtim’in Tefsîr’i ve İbn Cerîr et-Taberî’nin CâmiǾu’l-beyân’ı gibi rivayete dayanan hadis ve tefsir kaynaklarında bulunmaktadır. Bu terimi kullanmamakla birlikte Kütüb-i Sitte musannifleri de kitaplarında maktû rivayetlere çokça yer vermişlerdir. “Eser” diye de anılan maktû hadis kavlî ve fiilî olmak üzere ikiye ayrılır. Muhammed b. Sîrîn’in, “Bu hadis ilmi dindir, şu halde dininizi kimden aldığınıza dikkat edin” sözüyle (Müslim, “Muķaddime”, 5) Hasan-ı Basrî’nin, “Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır” sözü (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, s. 358)



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir