TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - MAKLÛB ::.

cilt: 27; sayfa: 448
[MAKLÛB - Mustafa Ertürk]


“Zekât”, 91) maklûb hadisin örneğidir. Zira hadisin diğer kaynaklarında (meselâ bk. el-Muvaŧŧaǿ, “ŞaǾr”, 14; Buhârî, “Eźân”, 36, “Zekât”, 16, “Ĥudûd”, 19; Tirmizî, “Zühd”, 53; Nesâî, “Ķuđât”, 2) altıncı grup, “sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde gizlice sadaka veren kimse” şeklinde tavsif edilmektedir. İbn Hacer el-Askalânî, Müslim’deki rivayetin maklûb olduğunu söylemekte ve doğrusunun yine Śaĥîĥayn’da geçen “sağ elin verdiğini sol el duymayacak” ifadesinin yer aldığı hadis olduğunu ifade etmektedir (Nüzhetü’n-nažar, s. 92). Ancak Müslim’in Śaĥîĥ’inde sadece maklûb rivayet yer almaktadır. Sağ elle yapılan infakın sadakanın açıktan verilmesini, sol elle yapılanın ise gizliliği gerektirdiği, dolayısıyla sol elle yapılan infakın sağ elle yapılandan daha üstün olduğu belirtilerek maklûb kabul edilen rivayetle ilgili farklı yorum getirenler de bulunmaktadır (İbn Hacer, en-Nüket, II, 883).

Maklûb hadis zayıf hadisler arasında sayılmakla birlikte isnad veya metindeki değişikliğin yanılarak yahut kasten yapılmış olmasına göre bunlara farklı hükümler verilmiştir. Yer değiştirme işlemi râvinin yanılmasından dolayı ise hadisin zayıflığına delâlet etmektedir. İsnaddaki râviler hadise rağbeti arttırmak için onu değiştirilmişse bunu yapanlar yalancı (kezzâb) kabul edilmekte, rivayetleri de mevzû sayılmaktadır. Râvinin hâfıza gücünü ve hadis bilgisini kontrol etmek amacıyla hadislerin kasten kalbedilmesi muhaddisler tarafından hoş karşılanmamış, maklûb hadisin tarifinde “sehven veya kasten” kaydına bu sebeple yer verilmiştir. Maklûb hadislerin zayıf sayılmasının sebebi, sadece râvinin zabt noksanlığı değil metinde meydana gelen herhangi bir değişikliğin mânayı bozabileceği endişesidir. Zira hadis metnindeki kelime veya ifadelerin yer değiştirmesiyle hadisin anlamı da değişmekte, böylece Hz. Peygamber’e onun söylemediği sözler isnat edilmektedir. Bu değişiklik hadisten yanlış bir hüküm çıkarmaya da sebep olmaktadır. Buna bakarak maklûb hadislerin zayıflığının maklûbü’l-isnaddan çok maklûbu’l-metinden kaynaklandığını söylemek mümkündür.

Maklûb hadislerle ilgili olarak Hatîb el-Bağdâdî RâfiǾu’l-irtiyâb fi’l-maķlûb mine’l-esmâǿ ve’l-ensâb (ve’l-elķāb) (Maķlûbü’l-esmâǿ ve’l-ensâb), İbn Hacer el-Askalânî Nüzhetü’l-ķulûb fî maǾrifeti’l-mübdel ve (mine)’l-maķlûb (Cilâǿü’l-ķulûb fî maǾrifeti’l-maķlûb) adlı eserleri kaleme almışlardır.

BİBLİYOGRAFYA:

el-Muvaŧŧaǿ, “ŞaǾr”, 14; Buhârî, “Eźân”, 36, “Zekât”, 16, “Ĥudûd”, 19; Müslim, “Zekât”, 91; Tirmizî, “Zühd”, 53; Nesâî, “Ķuđât”, 2; Hatîb, Târîħu Baġdâd, II, 15-16; XII, 353-354; İbnü’s-Salâh, ǾUlûmü’l-ĥadîŝ, s. 101-102; İbn Hacer, en-Nüket Ǿalâ kitâbi İbni’ś-Śalâĥ (nşr. Rebî’ b. Hâdî Umeyr), Riyad 1408/1988, II, 864-886; a.mlf., Nüzhetü’n-nažar (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1413/1992, s. 92; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî (nşr. Ahmed Ömer Hâşim), Beyrut 1414/1993, I, 246-250; Emîr es-San‘ânî, Tavżîĥu’l-efkâr (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Medine, ts. (el-Mektebetü’s-selefiyye), I, 98-113; Tecrid Tercemesi, Mukaddime, I, 306-310; Nûrettin Itr, Menhecü’n-naķd fî Ǿulûmi’l-ĥadîŝ, Dımaşk 1401/1981, s. 435-439; Kettânî, er-Risâletü’l-müstetrafe (Özbek), s. 246; Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1985, s. 208-210; Abdullah Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, İstanbul 1987, s. 92, 93; Mücteba Uğur, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, Ankara 1992, s. 206-208; Subhî es-Sâlih, Hadîs İlimleri ve Hadîs Istılahları (trc. M. Yaşar Kandemir), İstanbul 1996, s. 160-164; Ahmet Yücel, Hadis Istılahlarının Doğuşu ve Gelişimi-Hicrî İlk Üç Asır, İstanbul 1996, s. 168-169.

Mustafa Ertürk  


MAKNÂ

(مقنا)

Hz. Peygamber’in Tebük Gazvesi sırasında ahalisiyle cizye karşılığında barış antlaşması yaptığı, Akabe körfezinin kuzey sahilinde eski bir yahudi yerleşim merkezi

(bk. TEBÜK GAZVESİ).  


MAKRÎZÎ

(المقريزي)

Ebû Muhammed (Ebü’l-Abbâs) Takıyyüddîn Ahmed b. Alî b. Abdilkādir b. Muhammed el-Makrîzî (ö. 845/1442)

Mısırlı tarihçi.

766’da (1364-65) Kahire’nin Burcuvân semtinde doğdu. Bugünkü Lübnan’ın Ba‘lebek şehrinin Makārize semtinden Mısır’a göç eden bir aileye mensuptur. Bundan dolayı Makrîzî nisbesiyle meşhur olmuştur. Makrîzî’nin dedesi Şeyh Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkādir b. Muhammed b. İbrâhim Kahire’ye birkaç defa gitmiş, ancak Mısır’da kalmamış ve 733 (1332) yılında Dımaşk’ta vefat etmiştir. Babası Alâeddin Ali b. Abdülkādir daha sonra Kahire’ye gelip burada yerleşmiş ve 779’da (1377-78) vefat edinceye kadar Kahire’de yaşamıştır. Makrîzî’nin ailesi en az dedesinden itibaren Hanbelî mezhebine mensuptu. Zira Abdülkādir b. Muhammed, Hanbelî fıkhının meşhurlarından olduğu gibi bu mezhebin büyük muhaddislerinden sayılırdı. Abdülkādir’in oğlu Ali Mısır’a göç edip Kahire’de yerleştikten sonra Dîvânü’t-tevkī, Dîvân-ı İnşâ ve hesap işleriyle ilgili birçok görevde bulunmuştur. Makrîzî’nin Şâfiî olan babası 765’te (1364) Hanefî âlimlerinden kazasker ve müderris İbnü’s-Sâiğ ez-Zümürrüdî’nin kızı Esmâ ile evlenmiştir.

Hem baba hem anne tarafından ilimle uğraşan bir aileye mensup olan Makrîzî, dinî ilimleri baba tarafından dedelerinin mensup olduğu Hanbelî mezhebinde değil anne tarafından dedesi İbnü’s-Sâiğ’den etkilenerek Hanefî mezhebi usulüne göre okudu. Makrîzî, Hanefî mezhebini dedesi İbnü’s-Sâiğ’in vefatına kadar (ö. 776/1375) benimsedi, ancak üç yıl sonra Zâhiriyye mezhebine de ilgi duymakla beraber Şâfiî mezhebine intisap etti. Makrîzî’nin Şâfiî mezhebini benimsemesinde bu mezhebi Hanefîlik’ten daha titiz görmesi ve Şâfiîliğin yaygın olduğu Mısır toplumuyla daha fazla kaynaşmayı düşünmesi etkili olmuştur.

Sehâvî’nin bizzat kendisinden naklettiğine göre Makrîzî fıkıh, hadis, kıraat, dil, nahiv, edebiyat ve tarih alanlarında 600 hocadan ders gördü. 784’te (1382) Mısır’a gelip burada yerleşen İbn Haldûn ile birkaç defa görüştü ve ondan önemli ölçüde etkilendi. Dürerü’l-Ǿuķūdi’l-ferîde adlı kitabında İbn Haldûn’un biyografisini ayrıntılı olarak kaydeden Makrîzî, hem hocasına karşı beslediği sevgi hem de el-Ǿİber’ine duyduğu hayranlığı dile getirmiş ve bu eserin başlangıç bölümü olarak yazılan Muķaddime’yi eşi bulunmayan bir pırlanta olarak nitelemiştir. İbn Haldûn’un Mısır’daki uzun ikameti sırasında birçok âlim ve tarihçi yanında hayranları ve talebeleriyle birlikte oluşturduğu ekol içinde Makrîzî de vardır. Makrîzî’nin hocaları arasında dedesi İbnü’s-Sâiğ ve İbn Haldûn’dan başka İsnevî, Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Ezraî, İbnü’l-Mulakkın, Ömer b. Raslân el-Bulkīnî, Zeynüddin el-Irâkī, Heysemî, Fîrûzâbâdî ve İbn Hatîb en-Nâsıriyye zikredilebilir. Talebeleri içinde İbn Tağrîberdî, İbn Kutluboğa, Ebü’t-Tayyib İbn Zahîre, Ebû Bekir İbn Zahîre ve İbnü’l-Haydırî yer almaktadır.

Makrîzî bir âlim olarak Mısır’ın siyasî, içtimaî ve iktisadî hayatını bilimsel bir araştırmaya tâbi tuttu, doğduğu yer olan Kahire’nin bilinmeyen yönlerini aydınlattı,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir