TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - LÛT ::.

cilt: 27; sayfa: 230
[LÛT - Mustafa Uzun]


BİBLİYOGRAFYA:

Cinânî, Cilâü’l-kulûb (haz. Mustafa Özkan), İstanbul 1990, s. 216-225; Neşâtî, Hilye-i Enbiyâ (haz. H. İbrahim Şener, DÜİFD, I [1983] içinde), s. 295; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi, İstanbul 1974, VI, 733; ayrıca bk. İndeks; Ahmet Avni Konuk, Fusûsü’l-hikem Tercüme ve Şerhi (haz. Mustafa Tahralı - Selçuk Eraydın), İstanbul 1990, s. 51-79; İsmet Cemiloğlu, XIV. Yüzyıla Ait Bir Kısas-ı Enbiya, Ankara 2000, s. XIV-XXI, 162-163; Nevin Akkaya, Türk Halk Şiirinde Özel Adlar, Balıkesir 1999, s. 133-134; ayrıca bk. İndeks; Mustafa Uzun, “Hilye”, DİA, XVIII, 46; Nevzat Kaya, “Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi”, a.e., XXIV, 382.

Mustafa Uzun  


LUT GÖLÜ

(بحر لوط)

Günümüzde bir kısmı İsrail, bir kısmı Ürdün sınırları içinde kalan göl.

Müslümanlar tarafından Hz. Lût’a izâfeten Lut gölü / Lut denizi adıyla, Batılılar arasında da içinde ve kıyılarında canlı yaşamadığından (sadece gölü besleyen Ürdün / Şeria nehrinin ağzında yosun gibi bazı yeşillikler görülür) ve hakkındaki ölümcül efsanelerden dolayı “Ölüdeniz” anlamına gelen adlarla tanınır. Kitâb-ı Mukaddes ile çeşitli Grek, Roma, Bizans ve Arap coğrafyacı, tarihçi ve seyyahlarının eserlerinde coğrafî-tarihî konumuna ve fizikî özelliklerine göre Doğu denizi, Araba (Vâdilaraba) denizi, Sodom ve Gomore denizi, Sogar denizi, Altüst Olmuş göl, Tuz denizi, Zift denizi, Fena Kokulu göl ve Ölüdeniz mânalarındaki çeşitli adlarla anılmıştır.

Lut gölü, üçüncü zamanın ikinci yarısında teşekkül etmiş Akabe körfezi-Vâdilaraba rift vadisinin devamı olan ve bir noktasında deniz seviyesinden 790 metreyi aşkın derinlikteki tabanı ile karaların en derin yerini oluşturan Gor (Gavr) çukurunun bir kesimine suların toplanmasıyla meydana gelen tektonik bir göldür. Doğu kıyısından çıkan ve “el-Lisân” (dil) denilen bir yarımada, gölü iki kesime ayırmakta ve derinliğin kuzeyde 410, güneyde sadece 10 m. kadar olduğu görülmektedir. Gölün suları yüzeyde ‰ 288, dipte ‰ 325 oranında tuzludur; dolayısıyla bu sularda yüzmek çok kolay fakat dalmak zordur. Gölün suları ayrıca yüksek oranlarda magnezyum klorür (‰ 102), sodyum klorür (‰ 79), kalsiyum (‰ 37) ve potasyum (‰ 15) klorürleriyle sodyum bromür (‰ 5) içerir. Dünyanın en tuzlu suyuna sahip olan gölün kıyıları, Sodom’dan çıkarken arkasına bakan Hz. Lût’un karısının tuzdan direk haline gelmesi gibi efsanelerin (Tekvîn, 19/26) doğmasına yol açan çeşitli şekillerde billûrlaşmış tuz kümeleriyle kaplıdır. Gölün suyunun terkibindeki, canlı barındırmamasına ve fena kokmasına sebep olan maddelerin yanında yüzeyinde de yer yer bitüm toplanmakta ve klasik kaynaklarda, gölün Lacus Asphaltitis adıyla anılmasına yol açan bu maddenin Nabatîler tarafından onu mumyalama işleminde kullanan Mısırlılar’a satıldığı bilinmektedir. Bugün gölün suyu İsrail ve Ürdün kıyılarındaki arıtma tesislerinde ayrıştırılmakta ve içerdiği kimyasal maddeler ya sanayide kullanılmakta ya da ihraç edilmektedir.

Kur’an’da çevresinde gelişen olaylara temas edilen, fakat adı verilmeyen Lut gölünün dinler tarihinde ve Kitâb-ı Mukaddes arkeolojisinde önemli bir yeri vardır. İşledikleri büyük günahlar sonucu altüst edilen Sodom ve Gomore şehirleriyle (bk. LÛT) Tevrat’ta adları verilen aynı döneme ait diğer şehirlerin araştırılması faaliyetleri arkeologlar tarafından henüz kesin sonuçlara ulaştırılamamıştır ve bu konudaki çalışmalar halen sürdürülmektedir. XX. yüzyılın ilk çeyreğinden beri devam eden bu çalışmalar sırasında 1946-1956 yılları arasında gölün kuzeybatı kıyısındaki Kumran harabeleri yakınında bulunan mağaralarda keşfedilen ve Lut gölü yazmaları veya Kumran mağaraları yazmaları denilen, milâttan önce II - milâttan sonra I. yüzyıllara ait Ârâmîce ve İbrânîce belgeler, Kitâb-ı Mukaddes tarihi ve Hıristiyanlığın kökenleri açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Nâsır-ı Hüsrev, Yâkūt el-Hamevî, İbn Battûta, Mes‘ûdî, Makdisî ve İstahrî gibi İslâm coğrafyacılarının “el-Buhayretü’l-müntine” (fena kokulu göl) ve “el-Buhayretü’l-maklûbe” (altüst olmuş göl) gibi adlarla bahsettikleri Lut gölünü Evliya Çelebi hac dönüşü sırasında görmüş ve “Buhayre-i Sidrem” başlığı altında anlattığı gölün sahillerinde yerleşim olmadığını, sadece bir kenarında bir cami ile bunun kıble yönünde 200 evli bir köy bulunduğunu, burada oturanların müslümanlar, Ya‘kūbîler ve yahudilerden oluştuğunu söylemiştir. Aynı şekilde bugün de yaşamaya elverişli olmaması sebebiyle gölün kıyılarında önemli bir iskâna rastlanmamakta ve çevrede daha çok sudaki kimyasal maddeleri değerlendirmeye yönelik faaliyetlerin sürdürüldüğü bazı küçük yerleşim merkezleri bulunmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA:

Mes‘ûdî, Mürûcü’ź-źeheb (Meynard), I, 96; İstahrî, el-Mesâlik (Abdülâl), s. 13, 15, 56, 58; Makdisî, Aĥsenü’t-teķāsîm, s. 17, 19, 22; Yâkūt, MuǾcemü’l-büldân, I, 516; Nâsır-ı Hüsrev, Sefernâme (nşr. Schefer), Paris 1881, s. 17-18; İbn Battûta, er-Riĥle, Kahire 1322, I, 38-39; Kâtib Çelebi, Cihannümâ, s. 555; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, IX, 516-517; C. Klein, On the Fluctuations of the Level of the Dead Sea since the Beginning of the 19th Century, Tel Aviv 1960 (Israel Water Commission, Hydrological paper, nr. 7); A. R. Millard, “Dead Sea”, The New Bible Dictionary, Leicester 1976, s. 298-299; F. F. Bruce, “Dead Sea Scrolls”, a.e., s. 299-301; G. Le Strange, Palestine under the Moslems (ed. Fuat Sezgin), Frankfurt 1993, s. 64-67, 286-292; Besim Darkot, “Lut Gölü”, İA, VII, 91-93; R. Hartmann, “Baĥr Lūŧ”, EI² (Fr.), I, 961-962; M. Avi Yonah - E. Orni, “Dead Sea”, EJd., V, 1391-1396; J. Licht - F. E. Bruce, “Dead Sea Scrolls”, a.e., V, 1396-1407.

Mustafa L. Bilge  


LUTF ALİ BEG

Lutf Alî Beg Âzer b. Âgā Hân-i Begdilî Şamlû-yi İsfahânî (ö. 1195/1781)

Tezkire yazarı ve şair.

20 Rebîülâhir 1134’te (7 Şubat 1722) İsfahan’da doğdu. Beydili (Beğdili) adlı bir Türkmen kabilesine mensuptur. Adını, Oğuz Han’ın altı oğlundan üçüncüsü olan İldeniz’in oğlu Beğdili Han’dan alan kabile Cengiz’in saldırısı üzerine İran’a göç etmiş, bir kolu İran’da kalan kabilenin diğer kolu Suriye’de yerleşmişti. Lutf Ali Beg’in ataları Suriye kolundan oldukları için Şamlu (Suriyeli) diye tanınmışlardır. Lutf Ali Beg’in ailesi, Timur’un Suriye’deki Türk kabile ve aşiretlerini anayurtlarına döndürmek üzere beraberinde götürdüğü ve Erdebil’de Safevîler’den Şeyh Alî-i Siyahpûş’un isteği üzerine serbest bıraktığı Türkler’in arasındaydı. Aile bu tarihten