TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - LİVÂTA ::.

cilt: 27; sayfa: 199
[LİVÂTA - M. Kâmil Yaşaroğlu]


farklı yaklaşımlardan, ayrıca bu fiili işleyen kimselere verilecek ceza ile ilgili hadislerin yorumundan kaynaklanmaktadır.

İslâm hukukçularının çoğunluğu, Kur’an’da hem zinanın hem livâtanın açık hayasızlık ve çirkin davranış (fahişe) olarak nitelendirilmesini dikkate alarak livâtayı zinaya kıyas etmiş, bu fiilin zina olarak adlandırılabileceğini ve zina ile aynı hükümleri taşıdığını belirtmiştir. İmam Şâfiî ile Hanefî hukukçularından Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’ye göre livâta yapan kişiye zina suçunda olduğu gibi had cezası uygulanır; fâil muhsan ise recmedilir, muhsan değilse 100 celde ile cezalandırılır. Şâfiîler, livâta suçunda fâilin bekâr olması durumunda kendisine ayrıca sürgün cezası verilmesi gerektiğini ifade ederler. İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise Hz. Peygamber’den nakledilen ve livâta yapan kişilerin öldürülmesi ya da recmedilmesi gerektiğini ifade eden hadisleri (İbn Mâce, “Ĥudûd”, 24; Ebû Dâvûd, “Ĥudûd”, 29; Tirmizî, “Ĥudûd”, 24) esas alarak muhsan olsun ya da olmasın livâta fiilinin fâiline recm cezası verileceği görüşündedir. Bu hukukçulara göre livâta suçunun ispatı için zina suçunda olduğu gibi dört şahit getirilmelidir. Livâta yapan kişilerin öldürülmesi gerektiğini ifade eden hadisler, aralarında Nesâî’nin de bulunduğu bazı hadis otoriteleri tarafından sened yönünden tenkit edilmiştir (Şevkânî, VII, 131). Diğer taraftan Resûl-i Ekrem’in livâta yapan kimseyi recm cezası ile cezalandırdığına veya livâtanın cezaî müeyyidesi hakkında hüküm verdiğine dair bir bilgi mevcut değildir (İbnü’t-Tallâ‘, s. 33).

İmâmiyye ve Zâhiriyye mezhebine mensup hukukçularla Ebû Hanîfe livâtayı zinadan ayrı bir fiil olarak değerlendirmektedir. Onlara göre livâta, zinaya kıyas edilemeyeceği ve zina olarak adlandırılamayacağı için ondan farklı bir suç oluşturmakta ve farklı hükümler taşımaktadır. Ebû Hanîfe, üreme organının dışındaki bir yolla kadın ya da erkekle cinsel ilişkide bulunmanın zina olarak kabul edilemeyeceğini ve livâta yoluyla nesebin karışma ihtimalinin bulunmadığını ifade ederek bu suçu işleyen kimseye devletin yetkili organlarınca takdir edilecek bir cezanın (ta‘zîr) verilmesi gerektiğini belirtir. Bu fakihler ayrıca livâta suçunun ispatı için iki şahidin yeterli olduğu görüşündedir. Diğer taraftan aralarında Ebû Müslim el-İsfahânî’nin de bulunduğu bazı âlimler, Kur’an’da kadınların açık hayâsızlıkta bulunmasıyla ilgili olarak yapılan açıklamanın ardından, “İçinizden iki kişi açık bir hayâsızlıkta bulunursa onlara ceza verin” meâlinde bir ifadenin yer almasını (en-Nisâ 4/16) erkekler hakkında bir açıklama olarak yorumlamakta ve bu hükmün livâta yapan kişilerle ilgili olduğunu, bu sebeple âyetin hükmü gereğince onlara ta‘zîr cezası uygulanacağını ileri sürerler. Tâbiîn âlimlerinden Mücâhid’in de bu görüşte olduğu nakledilmektedir (Fahreddin er-Râzî, IX, 231-232; Reşîd Rızâ, IV, 437-440). İslâm hukukçularının çoğunluğu, bir kimse aleyhine yapılan livâta ithamının ispat edilmediği takdirde kazf suçunu meydana getireceği görüşündedir. Ebû Hanîfe ve Zâhirîler ise bu tür bir ithamı hakaret ve sövme kapsamına dahil ederek ta‘zîr cezasını gerektiren bir suç olarak kabul ederler.

Livâtanın gerek din ve ahlâk gerekse hukuk düzeni açısından günah, çirkin ve suç teşkil eden bir fiil olmasının yanı sıra tıp otoriteleri de anal ilişkinin zedelenmeye ve yaralara yol açtığını, özellikle AIDS hastalığını meydana getiren virüsün eş-cinsel ilişkiler yoluyla açılan yaralardan kolayca girmek suretiyle hızlıca ürediğini ifade etmektedir. Eşcinsel ilişki, modern refah toplumlarında çeşitli sebeplerle belli bir yaygınlaşma eğilimi gösterip bireysel özgürlük kapsamında telakki edilerek sınırlı ölçüde hukuken korunsa ve tabii karşılansa bile, dinî ve ahlâkî öğretilerin yanı sıra günümüzde insanlığın ortak sağ duyusu ve kamuoyu onu insanî değerlere ve insan haysiyetine aykırı çirkin bir davranış olarak görmeye devam etmekte, onunla mücadelede en etkili çare olarak da karşı cinsler arası tabii ve meşrû ilişki önerilmektedir. Eşcinsellik eğilim ve davranışı biyolojik ve psikolojik bozukluğun bir ürünü olması durumunda ise tedavi edilmesi gereken bir hastalık sayılmaktadır.

Kur’an’da Lût kavminin çirkin davranışlarının onları büyük bir felâkete sürüklediği belirtilerek şiddetle kınanması, Hz. Peygamber’in hadislerinde livâta ve sevicilik gibi çirkin fiilleri işleyen kimseler hakkında kullanılan ağır ifadeler, İslâmî öğretide eşcinselliğin fıtrata ve insanlık onuruna aykırı bir davranış olduğunun ısrarla vurgulanması ve zinaya denk bir suç olarak görülüp cezaî müeyyidelerle önlenmeye çalışılması İslâm toplumlarında bu konuda ortak bir bilinç oluşturmuş, bu tür fiillerin toplumda yaygınlaşmasını önlemiş veya en alt düzeyde kalmasını sağlamıştır. Bununla birlikte bu çirkin fiilin tarihsel süreçte müslüman toplumlarda da eksik olmadığı, özellikle refahın artıp insanların lüks içinde yaşadığı dönemlerde ve çevrelerde belli ölçüde yaygınlaşma eğilimi gösterdiği söylenebilir. İslâm tarihinde erkekler arasında eşcinsel ilişkilerin ilk olarak Abbâsîler döneminde yaygınlaştığı görülmektedir. Bu tür ilişkiler başta şiir olmak üzere çeşitli edebî türlerdeki eserlere de yansımış ve “livâta edebiyatı” olarak adlandırılabilecek bir tür meydana gelmiştir (Selâhaddin el-Müneccid, s. 89, 149-172). Ahlâk dışı söz ve davranışlarıyla tanınan Kûfeli şair Vâlibe b. Hubâb ve öğrencisi Ebû Nüvâs’ın (ö. 198/813 [?]) erkekler arası eşcinsel ilişkilere dair şiirleri, Arap edebiyatında cinsel temaları işleyen ve erkekler arasındaki eşcinsel ilişkilere yer veren nesir türündeki ilk eserlerden biri olan Câhiz’in (ö. 255/869) Müfâħaretü’l-cevârî ve’l-ġılmân’ı (nşr. Pellat, Beyrut 1957; A. Hârûn, Resâǿilü’l-Câĥiž, Kahire 1979 içinde) bu türün ilk örnekleri arasında sayılabilir. İbn Hindû’nun Risâletü’l-visâŧa beyne’z-zünât ve’l-lâŧa (Brockelmann, GAL Suppl., I, 426) ve Tîfâşî’nin Nüzhetü’l-elbâb fî mâ lâ yûced fî kitâb (nşr. Celûl Azzûne, Tunus 1997) adlı kitapları da bu konulara temas eder. Diğer taraftan livâtanın haramlığına dair telif edilen müstakil eserler arasında Âcurrî’nin Źemmü’l-livâŧ (nşr. Mecdî es-Seyyid İbrâhim, Kahire, ts., Mektebetü’l-Kur’ân), Muhammed b. Ömer el-Gamrî’nin el-Ĥükmü’l-mażbûŧ fî taĥrîmi fiǾli ķavmi Lûŧ (nşr. Abdullah el-Mısrî, Kahire 1988) ve İbnü’l-Mibred’in et-TevaǾǾud bi’r-recm ve’s-siyâŧ li-fâǾili’l-livâŧ (Dârü’l-Kütübi’z-Zâhiriyye, nr. 3215/1) isimli kitapları zikredilebilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “lvŧ” md.; Lisânü’l-ǾArab, “lvŧ” md.; Kāmus Tercümesi, III, 126-127; M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “fĥş”, “lvŧ” md.leri; Müsned, I, 317; İbn Mâce, “Nikâĥ”, 29, “Ĥudûd”, 12, 24; Ebû Dâvûd, “Nikâĥ”, 45, “Ĥudûd”, 29; Tirmizî, “RađâǾ”, 12, “Ŧahâret”, 102, “Ĥudûd”, 24; İbn Hazm, el-Muĥallâ, XI, 284-285; İbnü’t-Tallâ‘, Aķżıyetü Rasûlillâh (nşr. M. Nizâr Temîm - Heysem Nizâr Temîm), Beyrut 1418/1997, s. 33; Kâsânî, BedâǿiǾ, Beyrut 1402/1982, VII, 34; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, IX, 231-232, 234-236; İbn Kudâme, el-Muġnî, X, 160-162; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, II, 204-210; İbn Cüzey, Ķavânînü’l-aĥkâmi’ş-şerǾiyye, Kahire 1985, s. 374; İbn Hacer el-Heytemî, ez-Zevâcir Ǿan iķtirâfi’l-kebâǿir, Beyrut 1408/1988, II, 139-142; Şirbînî, Muġni’l-muĥtâc, IV, 144; Şevkânî, Neylü’l-evŧâr, VII, 131-133; Reşîd Rızâ, Tefsîrü’l-menâr, IV, 437-440; VIII, 520-521; Brockelmann, GAL Suppl., I, 426; Cevâd Ali, el-Mufaśśal, V, 142-145; Cezîrî, el-Meźâhibü’l-erbaǾa, V, 139-146; M. Ebû Zehre, el-ǾUķūbe, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî),



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir